A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri Ekitap Radyo

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

İfadenin İfadesi Olarak Söz (IV)

Kategori Kategori: Söz | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Mustafa Alagöz | 21 Şubat 2026 19:57:26

İnsan doğası gereği her türlü dayatmaya karşı tepki verir. Çünkü onun varlık sınırlarına, bağımsızlığına ve özgürlüğüne bir saldırıdır. Bu, bir anlamda onu değersizleştirme biçimidir. Her bireyin bir değeri olduğunun, onanmasının ve ona saygı duyulmasının içten gelen bu eğilim kişisel bir kapris değil insani-tinsel beklentidir. Ancak onanma, varlığının bir değeri olduğunu deneyimlemek pasif bir taleple değil aktif ve yaratıcı eylemlerle sağlanır. Yaratıcılık bireyin verili yetilerini eylemeli olarak ortaya koymasına bağlı. Bu sağlanamazsa taklit kişilikler, yapay davranışlar, dokunmatik ilişkiler yaşanır.




Kendine rol modeller belirleyerek onları yüceltip ilah edinmek kolaycılığı buradan doğar. Buradan ruhsal bir doyum yaşanamaz, çünkü tutunduğu şeyler kendi emeğinin değil taklit edilen, devşirme ve emanet ödünç ürünlerdir. Güzel bir özdeyiş şöyle der; “Taklitte tok olan hakikatte açtır”. Tersi yönden; dayatmacı, baskıcı, zorlayıcı tutumlardan da öfke, şiddet, kendine güvensizlik ve kişilik bozulmalarına yol açan travmalar oluşur. Bu iki halde de dışarıdan sınırlanmak, özenti, taklit kişinin yaşamına doyum veremez. Hiç kimse bir başkası olamaz. 

Çocuk psikologları, çocuklarla konuşurken oturarak eş düzeye gelerek yüz yüze olmanın önemine dikkat çekerler; otorite değil, üstenci bir duruş olmadan. Hayvanlarda bile onların dünyasına uygun olarak bu gerçeği görmek mümkün. Hiçbir hayvan zorla, şiddetle ehlileştirilemiyor. Sirklerde vahşi hayvanların, evcil hayvanların eğitimlerinde bile en ufak bir dayatmanın ters teptiği görülür. Onlara yiyecek verilerek, genel olarak içgüdülerine uygun davrandıkça eğitimleri mümkün olabiliyor. 

Dayatma emir içerikli “SÖZ”le kendini ifade eder. Dayatmanın bir derece aşağısı yasaktır, o da bir sınırlamadır; ama “emir yasaktan daha ağır gelir nefse” (İ. Arabi). 

Öyledir, çünkü; yasak bir sınırlamadır, düşüncenin ifade edilmesine, belirli bir tutumun ortaya konulmasına izin verilmemesidir, bireyin iradesine sınır koymaktır. İrade yok edilmiş olmuyor, farklı seçeneklerin olası yollarını kapatmıyor. Emir ise daha ağır, çünkü başka bir iradenin kendi iradesi ile yapacağı şeyi bir başkasına zorla yaptırmaktır. Burada emre muhatap olan kişinin tüm iradesi, özgürlüğü, seçim şansı yok sayılıp benliği değersiz kılınmış oluyor. Emir, dayatmacı iradenin sözle bildirilmesi, zorbalık ve şiddet onun uygulanmasıdır.

Günlük bireysel ilişkilerde, sıradan diyaloglarda seçilen sözlerin ve kullanılan dilin yerindeliği, sadeliğinin gücü, sözün taşıdığı anlamın gücünden daha düşük değil. Kelimeler, sözler, cümleler anlam iletirler, ama sunumundaki özen ve tutarlılık yaşamsal enerji aktarır. Anlamları sunumun enerjisiyle, muhatabın varlığına ve değerine saygılı bir tutumla iletmek insanların gönül kapılarını açıyor.

Yunus Emre’nin bedeni terk etmesinin üzerinden yüzyıllar geçti.  
“Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı, 
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ ide söz.” 

Bu dizelerin kudreti doğduğu günkü kadar dipdiridir; çünkü zamana aşkın, tecellisi zorunluk içeren hakikattir, evrenseldir ve ölümsüzdür. Yaşadığımız sürece etkindir, kaynaktır, ilişkisel ilkedir. 
 
Özgürlük insanın en derin yok edilemez varoluşsal özlemidir. Ancak özgürlük keyfilik değil onun tamamen tersidir; çünkü o, sorumluluk içeren, yapıcı ve yaratıcı edimlerle gerçekleşen bir haktır. Bunun da dayanağı ve güvencesi bireye doğuşunda yüklenmiş olan yetilerin yaratıcı gücü ve dürtüsüdür. Kaynaktaki bu enerjik yetilerin edimsel kılınması bireyin onuru, özgürlüğü kendi aslıyla buluşmasının, kendini bilmenin bitimsiz yolculuğudur.

Doğamızdan (fıtratımızdan) psişik arkemizden, ayan-ı sabitemizden kaynaklanmayan hiçbir düşünce, hayal, kaygı, hırs, korku, nefret, sevgi var olamaz. Bunlara daha başkaları da eklenebilir ama hiçbirisi “İnsan” gerçeğinin dışında bulunmaz. İç dünyamızda potansiyel olarak bulunan yetilerin itkisi kendini her zaman bize hissettirir.

Bunların kanıtını nerde bulacağız? Elbette kendimizde. Duyu organlarımıza gelen uyarıları alıp almamak irademiz dışında olduğu gibi, içsel yetilerin yaptığı uyarıları da özgür irademizle biz belirleyemiyoruz. Uyarılara mahkumuz, ama denetlemek, yönlendirmek, ölçülü biçimde gerçekleştirmek elimizde. Nasıl? Doğal uyarıların kışkırttığı doğal dürtülere sınır koyarak, erteleyerek ya da yasaklar koyarak.

İnsan kendi kendini kendi eylemleri üzerinden bilip tanıyabilir. Hiç kimse öteki olmadan, bireysel ve toplumsal deneyimler yaşamadan bunu başaramaz. Her ilişki insani becerilerimizi, tepkilerimizi, sorunlar karşısında direncimizi ve sabrımızı gözleme alanı olarak birer nimettir: Gözlemler, belirlemeler, irdeleyici sorgulamalar öteki bireylerin değerlendirmesine sunulan bir metin, bir söylem ister istemez diğer öznelerin değerlendirmesine açık hale gelmiş olur. Akıl akıla sürtünerek parlar, karşılıklı olarak anlamlandırma süreci yaşanır, anlamlı değerler üretilir. 

Anlam, nesne-özne-amaç bütünlüğünü kapsayan yaşamsal süreçlerin ruhu gibidir. Anlamlı yaşamak; hedefi özgürlük olan eylemsellik, düşünsel sorgulama, hak eksenli bir sorumluluk ve duyarlıkla davranmaktır. Bu, bitmeyen süreçsel bir oluştur. İçsel dünyada saygılı bir karakter, kendiyle ve dış dünyayla barışık bir halde olabilmektir.

İçte sevgi dışta ölçülü duyarlıkla davranmaktır. “Saygı sevginin feneridir” denir. Saygı sevginin koruyucu bekçisi. Canlı cansız her varlığa, insana, tüm yaşama saygının ilk adımı, ilk yapı taşı kullanılan eşyaya gösterilen saygıdır; çünkü onlar hem tarihsel evrimlerinin son ucu hem de pek çok aşamadan geçerek işlevli hale getirilen toplumsal emek sürecinin ürünleridir.

Sözde, davranışta, diyaloglarda, yargılarda haddini bilmek günlük, yaşamda bu ölçüyle yol almak “Edeptir”, saygı onun şemsiyesi, ahlak ise otoriter yargıcıdır.

Niyetlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi bedensel işaretlerle de ifade edebiliriz, ancak onları derinlemesine ve ayrıntılı bir şekilde ancak sözle ortaya koyabiliriz.  Sözler dışsal alemi bilincimize getirir ve kavram olarak form kazanır. Kullandığımız her sözün kendine göre bir enerjisi, ruhsal dünyamızda bir etkisi vardır. 

Sözler dış dünyayı bize tanıtan araçlar olduğu kadar onları hangi yetkinlikle nasıl bir niyetle kullandığımız üzerinden karakter yapımıza da etki yaparlar. Söz insanı eğitir, inşa eder, varlık kazandırır. Kanın vücudun her zerresine enerji taşıması gibi söz de insana ait ne varsa onları ilişki ve iletişim kanalları yoluyla her bireye ulaştırır. Söze özen, söze saygı insanın insana, insanın kendi öz varlığına saygısıdır.

“Düşüncelerinize dikkat edin, onlar sözlerinize dönüşür.
Sözlerinize dikkat edin, onlar davranışlarınıza dönüşür.
Davranışlarınıza dikkat edin, onlar değerlerinize dönüşür.
Değerlerinize dikkat edin, onlar kaderinize dönüşür”. (M. Gandi)

   

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Aile hekimleri sokağa çıkıyor.
Migros Direnişi ve Kar Düzeninin Açığa Çıkan Gerçeği
Çocuklar Nasıl Suikastçı Olur?
Aynı Karanlık, Farklı İsimler Epstein’dan Savile’a Kapitalizmin İstismar Düzeni
500 Milyon Dolar Geldi… Peki Kime Geldi, Kime Gitmedi?

Venezuela, Washington ve Dalkavukluk Politikası
Avustralya'da "İsrail Cumhurbaşkanı tutuklansın" tartışması...
Yıpratma Savaşı, Otoriter Kapitalizm ve Türkiye’de Egemen Blokun Sessizliği
Kolombiya’dan Ukrayna’ya Uzanan Sinif Savaşi Ve Türkiye’nin Ulusal Gerçeği
Trump'a öfke büyüyor : ABD'de yine bir sivil öldürüldü

Yeni Sömürgecilik: Enerji, Mineraller ve Kaynak İmparatorluğunun Geri Dönüşü
Altın Örümceğin Karanlık Ağı, Türkiye’de Altın Piyasası, Suç, Siyaset ve Kapitalist Çürüme
Türkiye’de konkordato alarmı: 2025’te başvurular tarihi zirveye gidiyor
Dijital Yuan Etki Aracı Olarak: Güneydoğu Asya'nın Para Egemenliği ve Stratejik Özerkliği
ABD-Avustralya Kritik Mineraller Anlaşması Pasifik Tedarik Zincirlerinin Geleceğini Nasıl Yeniden Şekillendiriyor?

DSÖ’den korkutan uyarı: Cinsel organlara yerleşen 'melez' parazit kıta değiştiriyor!
Zulüm Normalleştiğinde Merhamet Radikaldir…
Avrupa’da en fazla Türk’ün yaşadığı ülkeler hangileri?
"En ciddiyetsiz nesil": Z kuşağı neden kasten gülünç olmayı seçiyor?
Güney Karolina'nın Unutulmuş Osmanlıları: Sumter Türklerinin Şaşırtıcı Gerçeği

İnsan neden yazar? İçimizdeki toplumsal sorumluluğu aramak
Tora, Stranger Things 5, Upside Down ve İnsan Ruhunun Metafiziği
2025'in Türkiye’deki en önemli 10 arkeolojik keşfi
Osmanlı İmparatorluğu'nda Kahvehaneler: Bir Sosyo-Politik Etki
Osman Hamdi Bey’i bilmeyen varsa bile herhalde Kaplumbağa Terbiyecisi’ni bilmeyen yoktur ya “Mihrap” tablosu...

Einstein'ın hayran kaldığı filozof: Spinoza'nın aklınızı başınızdan alacak radikal fikri
Adalet Kavramına Filozofların Gözünden Bir Yolculuk
KE.KE.ME. (KKM)
Yapay Zeka Felsefesi
Tutunarak kalmak mı? Bulanmadan donmadan akmak mı?

Yeryüzünü fırına çeviren atmosfer olayı: Isı kubbesi
Dünyanın hareket halindeki en eski buzdağlarından biri yaban hayatı cenneti ile çarpışabilir
Yarasaların azalmasıyla bebek ölümlerinin ilişkili olduğu ortaya çıktı.
AB İklim İzleme Servisi: 2024 yazı kaydedilen en sıcak yaz oldu.
Akdeniz'deki yaşam yok oluşun eşiğine gelmiş.

Aynı Ürün Türkiye’de Neden Katbekat Daha Pahalı? % 3,279’luk Fark Gündem Oldu…
Otomotiv devi, 2028'den itibaren insansı robotlarla üretim yapacak.
Avustralyalı teorik fizikçiler: 'Paradoks olmadan zaman yolculuğu yapmak mümkün'
Axiom Raporu: Siber Güvenlik ve Çin-ABD İlişkilerine Etkisi
WhoFi: Wi-Fi sinyaliyle kimlik tespiti dönemi başlıyor.

Roma Yıkım Tabakası Altında Bulunan Mikve, Kudüs’te Dini Pratik, Mekansal Hafıza ve Arkeolojik Tanıklık
Bilim insanları beynin beş farklı yaşam evresinden geçtiğini açıkladı: Kritik dönüm noktaları 9, 32, 66 ve 83 yaş…
Amerika kıtasında 'olmaması gereken' yeni bir insan türü keşfedildi: Checua nedir? Türkler ile bağlantıları var mı?
NASA'nın en kuvvetli teleskobu, evrendeki beklenmedik gelişmeyi ortaya koydu.
İncil'de sözü edilen mistik ağaç 1000 yıllık tohumla yeniden yetiştirildi.

Bugünün dünyasını şekillendiren, Batı tarihinin unutulan isyan yılı: 1911
Türkiye’de üniversite mezunlarının geliri Avrupa’nın en düşük seviyesinde…
Gerçek işsizlik yüzde 29,6!
Türkiye’de tek kişilik
UNICEF raporunda Türkiye'deki çocuklar son sıralarda

Mali Devletin Çatlağı 11 İlde 93 Vergi Müfettişi Operasyonu Üzerinden Yapısal Bir Hesaplaşma
Devletin Sınıfsal Ele Geçirilişi ve Kadrolaşma Rejiminin Teşhiri
Açlık Oyunları Düzeni ve Türkiye
Amerikada Saklı Karanlık Bir Ailenin Nazi Casusluk Gizemi
Bir Gençlik Çağrısı: Yosef’in Son Akşamı

KADI BURHANETTİN
Ne Şam'ın Şekeri
Hangi Çağda
Hasan Tahsin
SERVET

Paranın, Lidya Sikkesinden Dijital Cüzdanlara Uzanan 5000 Yıllık Hikayesi
Mimar Sinan: Bir Dehanın Yükselişi ve Osmanlı Mimarisinin Zirvesi
İskandinav Göçleri ve Vikinglerin Avrupa Üzerindeki Etkisi
Hümanizm Nedir?
Osmanlı’da kahve kültürü, Osmanlı’da kahve isimleri..


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git