![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
İfadenin İfadesi Olarak Söz (IV)
İnsan doğası gereği her türlü dayatmaya karşı tepki verir. Çünkü onun varlık sınırlarına, bağımsızlığına ve özgürlüğüne bir saldırıdır. Bu, bir anlamda onu değersizleştirme biçimidir. Her bireyin bir değeri olduğunun, onanmasının ve ona saygı duyulmasının içten gelen bu eğilim kişisel bir kapris değil insani-tinsel beklentidir. Ancak onanma, varlığının bir değeri olduğunu deneyimlemek pasif bir taleple değil aktif ve yaratıcı eylemlerle sağlanır. Yaratıcılık bireyin verili yetilerini eylemeli olarak ortaya koymasına bağlı. Bu sağlanamazsa taklit kişilikler, yapay davranışlar, dokunmatik ilişkiler yaşanır. Kendine rol modeller belirleyerek onları yüceltip ilah edinmek kolaycılığı buradan doğar. Buradan ruhsal bir doyum yaşanamaz, çünkü tutunduğu şeyler kendi emeğinin değil taklit edilen, devşirme ve emanet ödünç ürünlerdir. Güzel bir özdeyiş şöyle der; “Taklitte tok olan hakikatte açtır”. Tersi yönden; dayatmacı, baskıcı, zorlayıcı tutumlardan da öfke, şiddet, kendine güvensizlik ve kişilik bozulmalarına yol açan travmalar oluşur. Bu iki halde de dışarıdan sınırlanmak, özenti, taklit kişinin yaşamına doyum veremez. Hiç kimse bir başkası olamaz. Çocuk psikologları, çocuklarla konuşurken oturarak eş düzeye gelerek yüz yüze olmanın önemine dikkat çekerler; otorite değil, üstenci bir duruş olmadan. Hayvanlarda bile onların dünyasına uygun olarak bu gerçeği görmek mümkün. Hiçbir hayvan zorla, şiddetle ehlileştirilemiyor. Sirklerde vahşi hayvanların, evcil hayvanların eğitimlerinde bile en ufak bir dayatmanın ters teptiği görülür. Onlara yiyecek verilerek, genel olarak içgüdülerine uygun davrandıkça eğitimleri mümkün olabiliyor. Dayatma emir içerikli “SÖZ”le kendini ifade eder. Dayatmanın bir derece aşağısı yasaktır, o da bir sınırlamadır; ama “emir yasaktan daha ağır gelir nefse” (İ. Arabi). Öyledir, çünkü; yasak bir sınırlamadır, düşüncenin ifade edilmesine, belirli bir tutumun ortaya konulmasına izin verilmemesidir, bireyin iradesine sınır koymaktır. İrade yok edilmiş olmuyor, farklı seçeneklerin olası yollarını kapatmıyor. Emir ise daha ağır, çünkü başka bir iradenin kendi iradesi ile yapacağı şeyi bir başkasına zorla yaptırmaktır. Burada emre muhatap olan kişinin tüm iradesi, özgürlüğü, seçim şansı yok sayılıp benliği değersiz kılınmış oluyor. Emir, dayatmacı iradenin sözle bildirilmesi, zorbalık ve şiddet onun uygulanmasıdır. Günlük bireysel ilişkilerde, sıradan diyaloglarda seçilen sözlerin ve kullanılan dilin yerindeliği, sadeliğinin gücü, sözün taşıdığı anlamın gücünden daha düşük değil. Kelimeler, sözler, cümleler anlam iletirler, ama sunumundaki özen ve tutarlılık yaşamsal enerji aktarır. Anlamları sunumun enerjisiyle, muhatabın varlığına ve değerine saygılı bir tutumla iletmek insanların gönül kapılarını açıyor. Yunus Emre’nin bedeni terk etmesinin üzerinden yüzyıllar geçti. “Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı, Söz ola ağulu aşı, Bal ile yağ ide söz.” Bu dizelerin kudreti doğduğu günkü kadar dipdiridir; çünkü zamana aşkın, tecellisi zorunluk içeren hakikattir, evrenseldir ve ölümsüzdür. Yaşadığımız sürece etkindir, kaynaktır, ilişkisel ilkedir. Özgürlük insanın en derin yok edilemez varoluşsal özlemidir. Ancak özgürlük keyfilik değil onun tamamen tersidir; çünkü o, sorumluluk içeren, yapıcı ve yaratıcı edimlerle gerçekleşen bir haktır. Bunun da dayanağı ve güvencesi bireye doğuşunda yüklenmiş olan yetilerin yaratıcı gücü ve dürtüsüdür. Kaynaktaki bu enerjik yetilerin edimsel kılınması bireyin onuru, özgürlüğü kendi aslıyla buluşmasının, kendini bilmenin bitimsiz yolculuğudur. Doğamızdan (fıtratımızdan) psişik arkemizden, ayan-ı sabitemizden kaynaklanmayan hiçbir düşünce, hayal, kaygı, hırs, korku, nefret, sevgi var olamaz. Bunlara daha başkaları da eklenebilir ama hiçbirisi “İnsan” gerçeğinin dışında bulunmaz. İç dünyamızda potansiyel olarak bulunan yetilerin itkisi kendini her zaman bize hissettirir. Bunların kanıtını nerde bulacağız? Elbette kendimizde. Duyu organlarımıza gelen uyarıları alıp almamak irademiz dışında olduğu gibi, içsel yetilerin yaptığı uyarıları da özgür irademizle biz belirleyemiyoruz. Uyarılara mahkumuz, ama denetlemek, yönlendirmek, ölçülü biçimde gerçekleştirmek elimizde. Nasıl? Doğal uyarıların kışkırttığı doğal dürtülere sınır koyarak, erteleyerek ya da yasaklar koyarak. İnsan kendi kendini kendi eylemleri üzerinden bilip tanıyabilir. Hiç kimse öteki olmadan, bireysel ve toplumsal deneyimler yaşamadan bunu başaramaz. Her ilişki insani becerilerimizi, tepkilerimizi, sorunlar karşısında direncimizi ve sabrımızı gözleme alanı olarak birer nimettir: Gözlemler, belirlemeler, irdeleyici sorgulamalar öteki bireylerin değerlendirmesine sunulan bir metin, bir söylem ister istemez diğer öznelerin değerlendirmesine açık hale gelmiş olur. Akıl akıla sürtünerek parlar, karşılıklı olarak anlamlandırma süreci yaşanır, anlamlı değerler üretilir. Anlam, nesne-özne-amaç bütünlüğünü kapsayan yaşamsal süreçlerin ruhu gibidir. Anlamlı yaşamak; hedefi özgürlük olan eylemsellik, düşünsel sorgulama, hak eksenli bir sorumluluk ve duyarlıkla davranmaktır. Bu, bitmeyen süreçsel bir oluştur. İçsel dünyada saygılı bir karakter, kendiyle ve dış dünyayla barışık bir halde olabilmektir. İçte sevgi dışta ölçülü duyarlıkla davranmaktır. “Saygı sevginin feneridir” denir. Saygı sevginin koruyucu bekçisi. Canlı cansız her varlığa, insana, tüm yaşama saygının ilk adımı, ilk yapı taşı kullanılan eşyaya gösterilen saygıdır; çünkü onlar hem tarihsel evrimlerinin son ucu hem de pek çok aşamadan geçerek işlevli hale getirilen toplumsal emek sürecinin ürünleridir. Sözde, davranışta, diyaloglarda, yargılarda haddini bilmek günlük, yaşamda bu ölçüyle yol almak “Edeptir”, saygı onun şemsiyesi, ahlak ise otoriter yargıcıdır. Niyetlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi bedensel işaretlerle de ifade edebiliriz, ancak onları derinlemesine ve ayrıntılı bir şekilde ancak sözle ortaya koyabiliriz. Sözler dışsal alemi bilincimize getirir ve kavram olarak form kazanır. Kullandığımız her sözün kendine göre bir enerjisi, ruhsal dünyamızda bir etkisi vardır. Sözler dış dünyayı bize tanıtan araçlar olduğu kadar onları hangi yetkinlikle nasıl bir niyetle kullandığımız üzerinden karakter yapımıza da etki yaparlar. Söz insanı eğitir, inşa eder, varlık kazandırır. Kanın vücudun her zerresine enerji taşıması gibi söz de insana ait ne varsa onları ilişki ve iletişim kanalları yoluyla her bireye ulaştırır. Söze özen, söze saygı insanın insana, insanın kendi öz varlığına saygısıdır. “Düşüncelerinize dikkat edin, onlar sözlerinize dönüşür. Sözlerinize dikkat edin, onlar davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin, onlar değerlerinize dönüşür. Değerlerinize dikkat edin, onlar kaderinize dönüşür”. (M. Gandi)
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
| Tüm Yazarlar |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |