A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri Ekitap Radyo

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Fadenin İfadesi Olarak Söz. (II)

Kategori Kategori: Söz | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Mustafa Alagöz | 08 Şubat 2026 04:07:43

İlişki alanı ve düzeyi ne olursa olsun söz omurgadır. İlişkiler ve onun örüntüsü olan iletişim her zaman ‘Söz’le olur. Her iletişim ve ilişki pratik olarak bir biçimsellik taşır. Bu biçimsellik ise “Sunum”dur. Sunum biçimi özneler arası ilişkide salt bir düşünceyi, bilgiyi, deneyimi iletme işlevini aşan güce sahiptir. Amaç iletiyi muhataba boca etmek değil, muhatabın onuruna saygının, onun talebine gösterilen özenin ifadesidir de. Sunum sırasında biçim içerikten daha önemli olmamakla beraber içeriğe önseldir. Hukuksal yargılamalarda “usul esastan önce gelir”, ilkesi bunun bir ifadesidir.



İnsani ilişkilerde konu, içerik, malzeme ne olursa olsun sunum ya da paylaşım biçimi iki yönlü bir iletişimdir. Taraflar karşılıklı bağımlılık içinde anlam ve değer paylaşırlar. Bireyler arası ilişkilerin canlılığı, üretkenliği, yaşattığı tatmin duygusu edinilen bilgilere değil sunumun biçimine de bağlıdır.

Burada farkındalıkta olmak belirleyici kriterdir. Günübirlik ilişkiler kendiliğinden yaşanan deneyimler olarak öznelerin kendilerini ötekinde görüp açık ettiği bir süreçtir. Yaşam, kendini edimsel kılan öznenin farkındalığı olmadan akıyorsa sadece bir sürüklenme olarak kendini tekrarlar. Kendiliğinden olan, farkındalığa dönüştürülmedikçe her adım sıradan bir etkinlik, içeriksiz zaman tüketimine dönüşür. 

Özneler arası ilişkide iletişim sadece verili hazır malzeme ve argümanların taşındığı, günübirlik etkinliklerin karşılıklı olarak ortaya döküldüğü bir zihin boşaltımı olmaktan öteye geçemez: Cansız, etkisiz, giderek yorucu hale gelen, “olay tüketici” arzu ve heveslerin hükmü altında sürüklenen pratiklere dönüşür.

Böylesi bir süreç özneleri karşılıklı olarak birer nesne haline getiriyor. Kendi kendisiyle baş başa kalamayan, içine dönüp kendisiyle yüzleşemeyen birey dışsal uyaranların etkisi altında kendinden uzaklaşarak, etkinlik bağımlısı, farkındalığı düşük bir hale geliyor.  Kendiliğinden, sadece sıradan uyarıların baskın olduğu ilişkiler de sıradanlaşır; ilişkiler bir paylaşım yolculuğu değil, geçici sığınma durakları oluyor.

İnsan her durumda bulunduğu sınırın ötesine geçmekle içten içe uyarılıyor. Doğal arzular, nefsani güçler, toplumsal kışkırtmalar, politik propagandalar sürekli bireyleri etkiliyor. İrademizden bağımsız olan pek çok uyaran bilincimize baskı yaparak aklın bulanıklaşmasına, düşüncelerimizin özgürce sorgulayıcı biçimde işletilmesini zorlaştırıyor. 

Gerek bu uyarılar gerek sosyal-kültürel koşulların değişmesi her bireyi kendine göre bir duruş belirlemekle yüz yüze getiriyor. Geleneksel yolların, dinsel otoritelerin, ideolojik takıntıların kısaca dışsal hiçbir gücün günümüz bireyinin kendini anlamlı bulma gereksinimine çare olamıyor. 

Modern yaşamın yarattığı ortamda bireylerin her türlü bilgiye ulaşmasını, farklı kültürleri tanımasını, amaç edinmek, her alanda bir seçimde bulunma şansının olduğunu gösteriyor. Bunun doğurduğu özenti, tüketim hırsı, her şeye erişmenin mümkün olduğu zannı hem dışardan hem de içerden bireyleri kuşatıyor. Günlük ilişkilerde yapaylık, yüzeysellik içsel dünyada çoklu benlik birimleri oluşturarak bireyin kendinde toparlanmasını zorlaştırıyor. Bencil değil, ama “kendine dönük” benlikler, “sana göre bana göre” kolaycılığı, keyfi tutumların özgürlük olduğu sanısı, değerden yoksun anlık hazlara mahkûm ilişkiler ortamı oluşuyor.

Arzu ve isteklerin sonsuz talepleri, modern yaşamın olanaklarıyla da kışkırtılan tüketim hırsı, hep daha fazlası-daha farklısı, daha keyifli, daha eğlenceli olana sahip olmak yaşamın güçlü bir motivasyonu oluyor. “Daha çoğunun” peşinde koşan anlayışın baskın olduğu ilişkiler doğal olarak yüzeysel, geçici ve kırılgan oluyor; çünkü ayak bastığı zemin çürük. Üzerine bastığı zemin geçici ve dayanıksız malzemelerin dağınık karışımından ibaret. Her ne kadar ayrıksı olma tutkusu, göze batma telaşı, beğeni kazanma hırsıya motive olunsa da ve bu yönde belli hazlar yaşansa da insani-ruhsal doyum yaşanamıyor. Paylaşımlar, diyaloglar, günübirlik etkinlikler sadece hoşça vakit geçirme, duyusal taleplerin, sıradan yaşamın verdiği boşluk sıkıntısını öteleme odaklı oluyor.

Yaşam biçiminin ve olanakların bireylerin içsel dünyasında yaptığı etkilere yönelik gözlemleri dile getirirken bir yandan da bunun sunduğu olumlu potansiyeli görmek gerekir.  

Koşullar tarihsel olarak oluşur, bireyler kendilerini bu koşullar içinde bulurlar. Koşulları tekil birey olarak biz belirleyemeyiz, fakat nasıl tavır alacağımızı biz belirleriz. Bu her insanın varoluşsal mutlak ve “son özgürlük alanıdır”(V. Frankl).

Modern yaşamın kendisi politik bir seçim değil toplumsal gelişimin bir evresi. Her evrenin kendine göre bir ruhu oluyor ve ona göre bireysel karakterler ortaya çıkarıyor. Çağın insanı çağın koşullarına göre ilişki ve iletişim biçimi yaratıyor. Arayışı ise temel olarak güvenlik, özgürlük, huzurlu ve doyumlu mutlu bir hayat.

Günümüz koşulları bu konuda bireyleri oldukça zorluyor. Zorlama beraberinde arayış çabalarına da o ölçüde artıyor. Arayışın kendisi insanın doğal içgüdülerine, öznel bireysel dürtülerine, başka dışsal kışkırtmaların ayartıcı etkilerine yönelik olursa sonuç olumsuz oluyor. Her olumsuz kendi içinde olumlu çıkışların tohumunu da taşıyor; en azından izlenen yolun ve denenen yöntemin çözüm olup olmadığı deneyimlenmiş oluyor.

Çağımızın yaşamında insanların bu özsel taleplerinin baskısıyla pek çok ilişki ağları, organize etkinlikler, şifai terapi yöntemleri oluştu: Burç ve fal yorumları, meditasyon, yoga pratikleri, “uzayla olumlu mesaj alış-veriş” denemeleri, nefes alma-verme teknikleri, “hayat koçlukları” sayılabilecek başkaları da dahil çeşitli yollar. Bunların hiçbirisi ekonomik çıkar sağlama, kariyer elde etme, politik önder yaratma amaçlı değil. Söylemlerine ve pratiklerine baktığımızda hepsi de temelde insanlara mutlu, umutlu ve sağlıklı bir yaşamın sırlarını öğretmeyi hedefliyor. Ancak bunları kişisel çıkarları uğruna kötüye kullanan kişiler olabilir, oluyor da. İyi niyet ve masum bir talep kötücül insanların elinde bir araç olarak kullanılabiliyor, ne yazık ki.

Sağlığa dikkat edilebilir, şöhrete erişilebilir, konforlu bir hayat sürdürülebilir, toplumda önemli mevkilerde olunabilir, bunların tümü insana dışsaldır, geçicidir. Bu olanakların tümüne sahip olunsa bile bireysel iç doyuma, ruhsal tatmine, anlam dolu bir yaşama ermenin ne temeli ne de güvencesi olabilir. Birey ancak kendinden alınamayacak kendi çabalarıyla geliştirdiği yeteneklerle, “sahip olarak değil, “olarak” öz benliğine dönebilir, aslına kavuşabilir, ruhsal tatmini tadabilir.

Bütün edimlerimizin nihai amacı mutlak iyi olan özgürlüğedir. Bu, bireyin kendinden özgürleşmesidir: Bir şeyden özgürleşme de bir şey için özgürleşme de özgürlüktür; ama bunlar koşullu ve sınırlıdır, aşılması bir derece kolaydır; dışarının dayatmalarına karşı koymaktan, taleplerine boyun eğmemekten ibaret. “Kendinden özgürlüye” erişmek ise kendi varlığımızdan gelen baskı, talep ve engellerin aşılmasıyla mümkün oluyor: Sabırlı, ısrarlı gayretle bu yolda “kendine sık-sık suçüstü yapmakla”. Bu dirimsel süreç önyargılardan, kültürel kodlardan, inancından, hırslarından, nefsani yanın tüm bağlarından arınmakla erişilen bir oluş düzeyi. Özgürlük bireyin özgün olmasının da koşuludur. İçimizde her zaman kendini belli eden, birbiriyle çatışan farklı arzular, yönelimler, talepler devinir durur; Yönleri başka, talepleri değişik olduğu için aklımızı bulandırmaya, gözlerimizi şaşırmaya, ayağımızı kaydırmaya yatkındırlar.

Bilgelik geleneği, bilge şahsiyetler, peygamberler, geleneğin seçkin kişileri, ahlaki önderler hep bu noktaya dikkat çekerler. Mücadele ettiğimiz nefsani güçler aynı zamanda kendi olmamızın, özgür bir benlik oluşturmamızın da yaşamsal enerjileridir. Onları yok edemeyiz ama terbiye edebiliriz: “Biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamazsan, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” (A’raf/23) Tasavvuf söyleminde “muhalefetü’n nefs”, nefsin başı bozuk dürtülerini dizginlemek anlamında bir yöntem önerisi. Uygulama araçları ise kendini evrensel değerlere bağlayarak, günlük yaşantıda bu değerleri kılavuz edinerek irade koymak. Burada bir Anadolu bilgesinin şu kelamı anılmaya değer. “Kendinizi sevin ama kamburunuzla da savaşın” (İ. Emre) “

Yaşamımızda olumsuz etkiler yaratan dürtü ve uyarılar kendilerinde iyi ya da kötü, dost ya da düşman olarak görülmemeli. Onlar varlığımızın ayrılmaz yanları olarak doğalarına uygun taleplerini ortaya koyarlar. Baskılandıklarında bilinç altında birikip parlamaya hazır beklerler. Hakları verilip başıboş halleri uyuma getirildiğinde içsel özgürlüğümüzün, farkındalığımızın keskinleşmesinin, kendimizi bilip benlik inşa etmemizin yapıcı bileşeni olarak işlev görürler. Bu çelişik durum yaşam boyu bizi içsel bütünlüğümüzü sağlamanın, öz farkındalığımızı pekiştirmenin, benliğimizi inşa etmenin dinamosudur da.

Varlığımızın içsel dinamosu doğal dürtü ve arzuların itkisi ile, buna karşı edindiğimiz ilke ve değerlerle davranmamız arasındaki çelişkiden oluşur. Bir yandan itilir bir yandan çekiliriz. Doğal ve tinsel uyarıların vermiş olduğu gerilim birey üzerinde bir huzursuzluk yaratıyor ve arayışa itiyor. Huzursuzluk bir uyarı, arayış ise çekim etkisi yaparak insanı bir sorgulama sürecine sokuyor. İtme-çekme çelişkisinin aşılmasının yöntemi sorgulamadır. Sorgulama temelde bireyin kendi içine derinlemesine bir bakıştır. Sadece öğrenme, bilgi edinme değil niyetini, sorumluluğunu irdelemek, kısaca kendini kendine konu edinmesidir. Bu yolla insan içsel bir disiplin oluşturarak, kendinin hem yargıcı hem de yargılananı olarak irdeler. Böylece kendi içinde kendine en üst bir yargıç, bir otorite yaratmış olur; bu vicdandır. “Namaz-ı daimun”, “anda olmak”, “farkındalık” gibi söylemler hep bireyin akıl ve vicdan birliği ile davranmasına yönelik bir uyarıdır.

“Düşükten yükseklere yükseliş nasıl gerçekleşebilir,

Müteal mertebenin zorlaması olmadan” (İ. Arabi).

Görüldüğü gibi yaşamımızda bütün iletişimlerimizin vazgeçilmezi, kendimizi ifade etmemizin, deneyimlerimizi, duygu ve düşüncelerinizi kayda geçirmenin, gelecek nesillere miras bırakmanın en yetkin gücü SÖZ ’dür. 

Okuyanlarla yüz-yüze olmasa da iletişime girmiş olduk. Her okuyanın bir şeyler düşünmemesi, olumlu ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunmaması, ayrıca duygu olarak bir şeyler hissetmemesi mümkün değildir. Bilinç bilince aynadır; bir karşılıklı etkilenme, beslenme ve kendine çeki-düzen verme deneyimi olarak zorunlu bir iletişim. Aynalaşma sözle, tavırla, mimikle, görsel-işitsel imgelerle olabilir; ama hepsi birer ifadedir. “SÖZ” ve diğer ifade biçimleri “varoluşsaldır” deyişimizin dayanakları bunlardır.

Onun için her bireysel ilişki, kişisel deneyim, nimet olarak görülmeli. Öncelikle düşüncelerimizin, davranışlarımızın, tepkilerimizin ve taleplerimizin nasıl karşılandığını, nasıl anlaşıldığını görmüş oluruz. Böylece kendimize ait olduğunu varsaydığımız değerlerin, eksikliklerin ya da sorgusuzca kabullenip onayladığımız doğrularımızın gözden geçirilmesi yönünde bir uyarı almış oluruz. Öte yandan bize yönelik değerlendirme yapan öznenin düşünce yapısı, gözlem gücü ya da niyeti hakkında bir şans, genel olarak bir insani halin niteliği hakkında deneyim yaşamış oluruz. Farklı bir bilincin aynı konu-sorun hakkında farklı düşünce ve anlayışta olmasıyla yaşamın çok renkliliğine, çok yönlülüğüne tanık oluruz. Her farklılık özneler için birer gözlem ve deneyim olarak bilincin tek boyutu, tutucu ve bağnazlığa mahkûm almaması anlamında çok değerlidir. Nasıl değerlendirileceği onu yaşayan insanın iradesine teslim edilmiştir; taraflar arası bir hal deneyimi, paylaşım ve dayanışma kaynağı olarak.

 “Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık; birbirinizi tanıyasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık”. (Hucurat/13 

 “… bir kısmı bir kısmına hizmet etsin diye bazılarının derecelerini bazılarının üstüne çıkardık. (Zuhruf/32)”


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Migros Direnişi ve Kar Düzeninin Açığa Çıkan Gerçeği
Çocuklar Nasıl Suikastçı Olur?
Aynı Karanlık, Farklı İsimler Epstein’dan Savile’a Kapitalizmin İstismar Düzeni
500 Milyon Dolar Geldi… Peki Kime Geldi, Kime Gitmedi?
Epstein belgeleri: Yeni yayımlanan üç milyon sayfada kimler var?

Avustralya'da "İsrail Cumhurbaşkanı tutuklansın" tartışması...
Yıpratma Savaşı, Otoriter Kapitalizm ve Türkiye’de Egemen Blokun Sessizliği
Kolombiya’dan Ukrayna’ya Uzanan Sinif Savaşi Ve Türkiye’nin Ulusal Gerçeği
Trump'a öfke büyüyor : ABD'de yine bir sivil öldürüldü
Suriye'den Irak'a nakil: 9 bin IŞİD'liye ne olacak?

Altın Örümceğin Karanlık Ağı, Türkiye’de Altın Piyasası, Suç, Siyaset ve Kapitalist Çürüme
Türkiye’de konkordato alarmı: 2025’te başvurular tarihi zirveye gidiyor
Dijital Yuan Etki Aracı Olarak: Güneydoğu Asya'nın Para Egemenliği ve Stratejik Özerkliği
ABD-Avustralya Kritik Mineraller Anlaşması Pasifik Tedarik Zincirlerinin Geleceğini Nasıl Yeniden Şekillendiriyor?
Kalkınma Hakkında Yanlış Bildiğiniz Şaşırtıcı Gerçek

DSÖ’den korkutan uyarı: Cinsel organlara yerleşen 'melez' parazit kıta değiştiriyor!
Zulüm Normalleştiğinde Merhamet Radikaldir…
Avrupa’da en fazla Türk’ün yaşadığı ülkeler hangileri?
"En ciddiyetsiz nesil": Z kuşağı neden kasten gülünç olmayı seçiyor?
Güney Karolina'nın Unutulmuş Osmanlıları: Sumter Türklerinin Şaşırtıcı Gerçeği

İnsan neden yazar? İçimizdeki toplumsal sorumluluğu aramak
Tora, Stranger Things 5, Upside Down ve İnsan Ruhunun Metafiziği
2025'in Türkiye’deki en önemli 10 arkeolojik keşfi
Osmanlı İmparatorluğu'nda Kahvehaneler: Bir Sosyo-Politik Etki
Osman Hamdi Bey’i bilmeyen varsa bile herhalde Kaplumbağa Terbiyecisi’ni bilmeyen yoktur ya “Mihrap” tablosu...

Einstein'ın hayran kaldığı filozof: Spinoza'nın aklınızı başınızdan alacak radikal fikri
Adalet Kavramına Filozofların Gözünden Bir Yolculuk
KE.KE.ME. (KKM)
Yapay Zeka Felsefesi
Tutunarak kalmak mı? Bulanmadan donmadan akmak mı?

Yeryüzünü fırına çeviren atmosfer olayı: Isı kubbesi
Dünyanın hareket halindeki en eski buzdağlarından biri yaban hayatı cenneti ile çarpışabilir
Yarasaların azalmasıyla bebek ölümlerinin ilişkili olduğu ortaya çıktı.
AB İklim İzleme Servisi: 2024 yazı kaydedilen en sıcak yaz oldu.
Akdeniz'deki yaşam yok oluşun eşiğine gelmiş.

Otomotiv devi, 2028'den itibaren insansı robotlarla üretim yapacak.
Avustralyalı teorik fizikçiler: 'Paradoks olmadan zaman yolculuğu yapmak mümkün'
Axiom Raporu: Siber Güvenlik ve Çin-ABD İlişkilerine Etkisi
WhoFi: Wi-Fi sinyaliyle kimlik tespiti dönemi başlıyor.
500 yıllık Da Vinci çizimi sessiz drone teknolojisine ilham verdi.

Roma Yıkım Tabakası Altında Bulunan Mikve, Kudüs’te Dini Pratik, Mekansal Hafıza ve Arkeolojik Tanıklık
Bilim insanları beynin beş farklı yaşam evresinden geçtiğini açıkladı: Kritik dönüm noktaları 9, 32, 66 ve 83 yaş…
Amerika kıtasında 'olmaması gereken' yeni bir insan türü keşfedildi: Checua nedir? Türkler ile bağlantıları var mı?
NASA'nın en kuvvetli teleskobu, evrendeki beklenmedik gelişmeyi ortaya koydu.
İncil'de sözü edilen mistik ağaç 1000 yıllık tohumla yeniden yetiştirildi.

Bugünün dünyasını şekillendiren, Batı tarihinin unutulan isyan yılı: 1911
Türkiye’de üniversite mezunlarının geliri Avrupa’nın en düşük seviyesinde…
Gerçek işsizlik yüzde 29,6!
Türkiye’de tek kişilik
UNICEF raporunda Türkiye'deki çocuklar son sıralarda

Amerikada Saklı Karanlık Bir Ailenin Nazi Casusluk Gizemi
Bir Gençlik Çağrısı: Yosef’in Son Akşamı
ABD’deki Korku Duvarını Yıkan Yahudi Kadın, Amerikan Konsantrasyon Kampının İnanılmaz Hikayesi
İnsanın İçindeki Hakikat, Maskelerin Dünyasında Kaybolmayan İman
Türkiye’nin Yeraltı Haritası, Uluslararası Mafya Ağlarının Kavşağına Dönüşen Bir Ülkenin Hikayesi

Hasan Tahsin
SERVET
ŞAKİ...
İCMAL
PALAVRA

Paranın, Lidya Sikkesinden Dijital Cüzdanlara Uzanan 5000 Yıllık Hikayesi
Mimar Sinan: Bir Dehanın Yükselişi ve Osmanlı Mimarisinin Zirvesi
İskandinav Göçleri ve Vikinglerin Avrupa Üzerindeki Etkisi
Hümanizm Nedir?
Osmanlı’da kahve kültürü, Osmanlı’da kahve isimleri..


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git