A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

uçan makina

Kategori Kategori: Kültür/Sanat | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Aykut Yazgan | 30 Eylül 2008 12:06:43

kurgu bilim benim icin halen eşsiz bir edebiyat türü. dün akşam oturdum, ray bradbury'nin 1970 yılı "the golden apples of the sun" adlı kitabında yer alan 'flying machine' ya da 'uçan makina' adlı hikayesini çevirdim. hikayede kurgu var. bilim pek yok.

dörtyüz senesinde büyük çin seddinde kayzer yuan hüküm sürerdi ve yağmurlardan sonra topraklar yemyeşil renklere bürünüp bir sonraki hasat mevsimine hazır olurlardı. onun hakimiyetindeki insanlar ne çok mutlu ne de fazla kederli değillerdi.
yeni senenin ikinci ayının birinci haftasının birinci gününde sabah erkenden kayzer çayını höpürdeterek yudumlarken bir taraftan da yeni günün esintisine karşı yelpazesi ile serinlemeye çalışıyordu..

ki bir hizmetkar bahçenin mavi-kırmızı tuğla duvarından atlayarak ona doğru koştu ve heyecanla seslendi:
 
“oh.. bir mucize, majesteleri, bir mucize!”
 
“evet” dedi kayzer, “bugün hava fevkalade okşayıcı.”
 
“hayır, hayır, bir mucize!” diye tekrarladı hizmetkar kayzerin önünde acele eğilerek.
 
“ve bu çay ağzımda ne kadar güzel bir lezzet bırakıyor, bu da tabii ki bir mucizedir.”
 
“hayır, hayır majesteleri!”
 
“o zaman bırak ben tahmin edeyim: güneş yükseldi, yeni bir gün başladı. veya deniz masmavi. bu cidden mucizelerin en güzeli olmalı.”
 
“majesteleri, orada bir adam uçuyor.”
 
“ne?” kayzer yelpazelenmeyi bıraktı.
 
“onu yukarda havada gördüm, bir adam, kanatları ile uçan bir adam. gökyüzünden birinin seslendiğini duydum ve yukarı bakınca onu gördüm. bir ejder ve ağızında kağıtlardan ve bambulardan bir adam. tıpkı güneşin ve yeşil otların renginde.”
 
“vakit oldukça erken.” dedi kayzer “ve sen henüz bir rüyadan yeni uyanmışsın.”
 
“vakit erken, ama ben kesin olarak gördüm onu! gelin benimle onu siz de göreceksiniz.”
 
“otur yanıma.”dedi kayzer, “bir tas çay iç. olağandışı bir şey olmalı – eğer doğruysa tabii -  bir adamı uçarken görmek. bunun  üzerinde düşünmen için senin biraz zamana ihtiyacın var. benim de kendimi bu görüntüye hazırlayabilmem için..”
 
ikisi de çaylarını içtiler.
 
“lütfen” dedi hizmetkar sonunda “yoksa uçup gidecek.”
kayzer düşünceli bir tavırla ayağa kalktı,” gördüğün her neyse şimdi bana da gösterebilirsin.”
 
ilk önce bir bahçeyi geçtiler, sonra bir kırı, küçük bir köprünün üzerinden öteki tarafa, bir ormanlık ve nihayet bir tepenin üzerine çıktılar.
 
“orada!” dedi hizmetkar. kayzer gökyüzüne baktı.
 
ve gökyüzünde bir adam vardı, gülen; ve adam o kadar yüksekteydi ki gülmesi zor duyuluyordu. adam parlak kağıtla ve bambu kamışları ile donanmış, iki kanat ve sarı bir kuyruktan  oluşan elbisesi ile kainatın sanki en büyük kuşu gibi, ejderler ülkesinde yeni bir ejder gibi süzülüyordu.
 
adam serin sabah rüzgarlarının içinden tee yukarlardan onlara, aşağıya doğru bağırdı”: “uçuyorum, uçuyorum.”
 
hizmetkar ona el salladı “evet evet..”
 
kayzer yuan yerinden kıpardamadı. onun yerine şimdilerde günün hafif sisi içersinde yemyeşil tepelerin arasından eşsiz bir yılan gibi heybetle uzayıp giden çin seddine baktı.bu duvar ki onu ve hükümdarlığını ve halkını sayısız zamanlar içersinde düşman yağmalarından korumuş sayısız zamanlar ülkenin huzuruna teminat olmuştu. bir dere bir toprak yol ve bir  tepecik arasında büzülüp kıvrılmış duran ve şimdi şimdi yavaşça uyanmaya başlayan bir şehire baktı.
 
“söyle bana“ diye sordu hizmetkarına, “senden başka bu uçan adamı gören oldu mu?”
 
“bir tek ben, majesteleri.” dedi hizmetkar , yukarı baktı ve gülerek el salladı.”
 
kayzer bir süre daha yukarıya gökyüzüne baktı ve “onu aşağıya çağır.” dedi.
 
“hey.. hey sen, aşağıya gel, ağaşıya.. kayzer seninle konuşmak istiyor.” diye seslendi yukarıya doğru hizmetkar, iki elini huni gibi yapıp ağızına götürerek.
 
uçan adam sabahın serinliğinde aşağıya doğru süzülürken kayzer de her bir tarafa baktı. bir çiftçi gördü ilerde, sabah sabah erkenden tarlasını çapalayan ve gökyüzüne bakan. kayzer çiftçinin nerede olduğunu hafızasına yerleştirdi..
 
uçan adam kağıt hışırtıları, bambu kamışlarının tıkırtıları içersinde yere indi.
gururla fakat teçhizatının karmaşıklığı içersinde biraz da acemice kayzere doğru yaklaştı ve yaşlı adamın önünde eğildi.
 
“sen ne yaptın?” diye sordu kayzer.
 
“ben gökyüzünde uçtum majesteleri.” diye cevap verdi adam.
 
“sen ne yaptın?” diye tekrarladı sorusunu kayzer.
 
“size şimdi söyledim ya majesteleri!” diye seslendi uçan adam.
 
“bana hiç bir şey söylemedin.” dedi kayzer, zayıf elini uzatıp o güzelim kağıtlara ve bir kuşun gövdesini andıran kamışlara dokundu, onları hissedebilmek için.
 
makinada halen serin bir rüzgar kokusu vardı.
 
“güzel, çok güzel değil mi majestleri?”
 
“evet. haddinden fazla.”
 
“bu gördüğünüz dünya üzerinde ilk ve bir tane olandır.” dedi adam gülümseyerek. “ve onu ben buldum.”
 
“yegane?.. tek?..”
 
“size yemin ederim!”
 
“peki başka kim biliyor?”
 
“hiç kimse. hatta karım bile; eğer bilseydi benim delirdiğimi zannederdi. benim aslında uçan bir ejder-uçurtması yaptığımı sanıyordu.. geceleyin kalktım ve uçurumun kenarına kadar gittim. ve sabah rüzgarı esmeye başlayıp gün doğarken bütün cesaretimi toplayıp, majesteleri, uçurumdan atladım. uçuyordum!. fakat karımın kat’iyen haberi olmadı.”
 
“bu onun namına iyi bir haber sanırım.” dedi kayzer. “benimle gel.”
 
beraber büyük konağa doğru ilerlediler. güneş şimdi neredeyse tam tepelerine doğru yaklaşmıştı. kayzer, hizmetkar ve uçan adam kocaman bahçede durudular.
kayzer ellerini çırptı:
 
“hee, muhafızlar!”
 
muhafızlar koşarak geldiler.
 
“tutun bu adamı.”
 
muhafızlar uçan adamı kollarından yakaladılar.
 
“celladı çağırın!” dedi kayzer.
 
“ne demek oluyor bu?” diye haykırdı şaşkınlıkla uçan adam. “ben ne yaptım ki?” sarsıntılarla ağlamaya başladı, kağıtlar hışırdadı, çıtalar biribirlerine sürtündü.
 
“burada bu adam bir makina yapmış.” dedi kayzer, “ve bize ne yaptığını soruyor. kendisi de bilmiyor. yalnızca bir şeyler icat ediyor; neden yaptığını ve ne işe yaradığını bilmeden. ve böyle bir şeyin nelere sebep olacağını da bilemeden.”
 
cellat gümüş gibi parlayan keskin baltası ile seğirtip geldi; çıplak adaleli kolları ve suratında beyaz, neşeli bir maske ile.
 
“bir saniye.” dedi kayzer. yan tarafta duran ve üstünde tuhaf bir makine duran bir masaya döndü. bunu kendisi yapmıştı. boynunda asılı duran minik altın bir anahtarı çıkartarak minik makinaya yerleştirdi, döndürdü, makinayı işletti..
 
makina metal ve kıymetli taşlarla işlenmiş bir bahçeydi. çalıştırıldığı zaman, içersinde metal ağaçların üzerlerine tünemiş olan minik kuşlar ötüyor, minik ormanların içersinde kurtlar dolaşıyor ve minik insanlar güneşin ışığı ie gölgeler arasında minik yelpazelerini sallaya sallaya oraya buraya dolaşıyorlardı. etrafta öten kristal kuşların cıvıltılarını dinleyerek inanılmaz küçüklükteki bir akar çeşmenin önünden geçiyorlardı.
 
“bu ne kadar güzel değil mi?” dedi kayzer. “ eğer bana, ne yaptın burada sen diye soracak olursanız, size açıklıkla diyebilirim ki, kuşlara ses verdim ormanlara mırıltı, insanları gölgelerin ve yaprakların üzerlerinden yürüyerek bu ağaçların içersinde gezdirdim, onların kuş seslerinden mutlu olmalarını sağladım. yaptığım bu.”
 
“fakat majesteleri” diye gözlerinden yaşlar fışkıran uçan adam yalvardı     
 
“ben de ona benzer bir şey yaptım! güzellikleri gördüm. sabah esintisinde uçtum. aşağıda halen uyumakta olan evleri ve bahçeleri seyrettim.deniz kokusunu burnuma çekip saklandığı tepelerin arkalarına baktım. ve bir kuş gibi süzüldüm gökyüzünde. beni bir tüy gibi oraya bir buraya yelpazeleyip götüren rüzgarla, etrafımda dolaşan o rüzgarla. bilemessiniz sabahları gökyüzünün nasıl mis gibi koktuğunu. ve insanın kendisini nasıl özgür hissettiğini! bu, majesteleri güzel olan. bu da güzel!.“
 
“evet.” dedi kayzer, biraz da hazin bir tavırla “sanırım bunlar aynen senin söylediğin gibidir. zira sen gökyüzünde uçarken ben de de yüreğimin seninle beraber uçtuğunu hissettem. sordum kendikendime. nedir bu? nasıl bir duygu bu? yukardan, bu muhteşem yüksekliklerden dereler nasıl görünürler? ve evler, hizmetkarlarım, karıncalar ve uzaklarda daha henüz uyanmamış şehirler?”
 
“o halde canımı bağışlıyorsunuz.”
 
“fakat öyle bazı zamanlar vardır ki” diye devam etti kayzer, daha da hüznlü “insanların ellerinde olan birkaç güzelliği halen ellerinde muhafaza edebilmeleri için bazı birkaç güzelliklerden mutlaka fedakarlık yapmaları gerekir. ben senden korkmuyorum. benim korktuğum bir başka adam.”
 
“hangi adam?”
 
“herhangi birisi.seni parlak kağıtlarının ve bambu kamışlarının içersinde uçarken görüp onun bir aynisini yapacak olan adam. fakat bu diğer adamın kötü bir suratı ve kötü bir kalbi olacaktır. ve işte o zaman elimizdeki güzellikleri dahi kaybedebiliriz. o adamdan korkuyorum.”
 
“fakat niçin?”
 
“kim diyebilir ki bir gün böyle bir adamın kağıtlar ve kamışlarla donanmış olarak gökyüzüne çıkmayacağı, oralarda uçmayacağı ve insanların üzerine, büyük çin seddinin üzerine, hizmetkarlarımın üzerine kocaman kocaman taşlar atmıyacağı?” diye sordu kayzer.
 
kimse yerinden kıpırdamadı. hiç kimse ağızını açmadı. tek kelime söylenmedi.
 
“kesin kafasını!” diye emir verdi kayzer.
 
celladın gümüş baltası havada vınladı.
 
“ejderi, kağıtları, bambuları ve uçan adamı yakın. küllerini beraberce bir çukura gömün” dedi kayzer.
 
hizmetkarların hepsi emirleri yerine getirmek için hemen çekildiler.
 
kayzer uçan adamı ilk gören sadık hizmetkarına döndü. “ağızını sıkı tut. gördüklerinin hepsi bir ruyadan başka bir şey değildi. ve maalesef çok çok güzel bir ruya. ve tarlada sabah çalışan çiftçiye de ayni şeyleri söyle. gördükleri, her ne gördüyse hayalden başka bir şey değildir. eğer bunların etrafta konuşulduğunu duyarsam ilk defa bir saniye içinde senin ve çiftçinin kafaları gider!”
 
“çok bağışlayıcısınız efendimiz.”
 
“bağışlayıcı? hayır..” dedi ihtiyar adam. bahçe duvarının arkasında güzelim makinanın parlak kağıtlarını ve bambu kamışlarını yakan adamlarına bakarak. sabahın mis kokusunu andıran bir duman yayarak etrafına. gökyüzüne yükselen o dumanı izleyerek..
 
“hayır. ancak şaşkınlık ve dehşet içersindeyim.”
 
askerlerin derin bir çukur kazmalarını izledi. sonra külleri içine atmalarını.
 
“bir insanın hayatı milyonlarca diğerlerine oranla ne kadar değer taşıyabilir? bu düşünceden hareket ederek hiç olmazsa biraz teselli buluyorum.”
 
boynunda sılı duran minik altın anahtarını aldı ve bir kere daha masanın üzerinde duran minik makinasını çalıştırdı. orada durdu ve pencereden uçsuz bucaksız ovalara, topraklara, bir yılan gibi kıvrılan çin seddine, huzurlu şehirlerine yemyeşil tarlalara, akan dereciklere ve nehirlere baktı. içini çekti.
 
masanın üzerindeki makinacık mırıltılarla, tıkırtılarla halen çalışıyordu. içersinde minicik insanlar ormanlarda dolaşıyorlardı, minicik tilkiler, gümüşi parlayan tüylerinle güneşin girebildiği ağaçların altında sessizce yürüyorlardı. ağaçların altında parlak sesler, pırıltılı mavi ve sarı renkler, yukarıya küçücük gökyüzüne doğru uçuşan yapraklar...
 
“oo!” dedi kayzer gözlerini yumarak
 
“şu kuşlara bak!”
 
 
 
 

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Katar ve 'OneLove' kol bandı!!!
O stadyumlar için 6 bin 500 işçi öldü... Nasıl seyredeceksiniz?
Rus füzeleri NATO üyesi Polonya’ya düştü: 2 ölü
İkisi de Hataylı
YUSUF DA GİTTİ...

Almanya Holodomor'u soykırım olarak tanıyacak
Yüz yıllık bir yıkım süreci mi? Yüz yıllık bir kurulum süreci mi?
“SİYAH GÖMLEKLER”İN DÖNÜŞÜ (mü?)
Küba, eşcinsel evliliğe ‘Evet’ dedi
'Erdoğan haber merkezlerini nasıl etkiledi?'

“ Eat. Play. Cash back”
ŞİRİNKFLASYON
Konya kart batağında, Hakkari bankaların takibinde
88 bin milyonerin göç etmesi bekleniyor
İngiltere'de 70 şirkette pilot uygulama: Binlerce işçi haftada 4 gün çalışacak

Avrupa’nın ardından ABD’de maymun çiçeği virüsü alarmı
Ötenazi makinesi “Sarco” İsviçre’de yasal oldu
Yananlar
Zorbalık Nedir? Zorba Kimlere Denir?
Kendisini ahşap kutuda Avustralya’dan Britanya’ya postalayan arkadaşlarını arıyor.

YENİDEN E-KİTAPLARIMIZLA
Peter Gerasimon’un Avustralya Güzelliklerini Gösteren 21 Tablosu
“KOŞARAK GELDİM, ÇORABI DELDİM”
NECO’YU NASIL BİLİRSİNİZ?
Sevdakeş – Şiire Dönüşen Şair

O kadar da şey etmeyin yani
Sandık Lekesi
Seni Kaldır Beni Kaldır…
Yenilenmek
Injured

Avustralya tehlike altındaki türleri korumak için kolları sıvadı
Akdeniz’e Türkiye’den günde 144 ton plastik atılıyor
Avustralya’nın doğası hiç olmadığı kadar tehlike altında
Dünya 2,4 derecelik bir sıcaklık artışına doğru gidiyor
Türkiye iki yıl içinde susuz kalacak.

Su ve deterjan olmadan çalışan bir çamaşır makinesi
Akıl okuyabilen robot tasarladılar
Sanal Gerçeklik, Artırılmış Gerçeklik , Metaverse, Sanal Uzay Nedir?
Apple'dan iPhone Uygulamalarına Dev Zam: 1 Dolarlık Uygulama 17 TL Oldu
Yapay Et Şirketi Üretime Hazırlanıyor

UÇAN KÜÇÜK ŞIRINGALAR
Kanser hücrelerini öldüren virüs hastalar üzerinde olumlu sonuç verdi
Çin'de havadaki Covid-19'u tespit eden maske geliştirildi
Orta Çağ'da Bir Mühendislik Dehası Cezeri
Tarihi değiştirecek yazıt… İlk kez geçiyor

Türkiye'den AB’ye ilticalarda rekor artış
Umut yolunda 29 bin ölüm
Dünya genelinde 771 milyon kişi okuma yazma bilmiyor
Türkiye’de en mutlu insanlar Ege’de yaşıyor
Yoğun zihinsel faaliyet neden yorgunluğu tetikliyor?

AFTER MATCH (MAÇTAN SONRA)
KÂBUS
Gönül makamından Gülizar’a seyir
GÖS-TERİ
ÖZLÜ SÖZLER, ÖZDEYİŞLER

BÜYÜME
GÖLGE ETME
Kellim Kellim Layenfa
Türlü Derde Deva
UZUN MEHMET

Amerika’da Ayrımcı Politikalar ve Siyahi Mücadele Tarihi
Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git