![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
2026’da yapay zekâdan neler bekleniyor?
2026’da hangi yapay zekâ trendleri öne çıkacak? Geleneksel sohbet botlarına alternatif olarak dünya modelleri ve küçük dil modellerinin yükselişini; yapay zekâ güvenliği, düzenleme ve mevcut yapay zekâ patlamasının sürdürülebilirliğine dair artan kaygılar eşliğinde inceliyor. Üretken yapay zekâya (GenAI) yönelik artan hoşnutsuzluk, 2025’te sözlüklerin de dikkatinden kaçmadı. Bazıları 2025’in kelimesi olarak “slop” ya da “AI slop”u seçti; bu terim, yapay zekâ tarafından büyük miktarlarda üretilen düşük kaliteli içerik anlamına geliyor.Merriam-Webster sözlüğü, “Slop her şeye sızıyor,” ifadelerini kullandı. Aynı yıl, yapay zekâ balonunun patlayabileceğine dair tartışmaların alevlenmesiyle olası bir “AI fiyaskosu”na da sahne oldu. Ancak sohbet botlarının gücü, eğitildikleri verilerle sınırlı. Yapay zekâ alanındaki önde gelen isimler “veri zirvesine” ulaşıldığı uyarısında bulunurken, 2026’da bu yorgunluk ortamında farklı bir yapay zekâ türünün ortaya çıkabileceği konuşuluyor. 2026 için yapılan “veri zirvesi” uyarısı, verinin kıtlaşmasıyla ilgili değil. Uzmanlara göre kullanılmayan çok sayıda veri var; ancak bu verilere, depolandıkları yazılımlar, düzenlemeler ya da telif hakları gibi nedenlerle erişmek zor. İşte bu noktada dünya modelleri devreye girebilir. Dünya modelleri; videoları izleyerek, simülasyon verilerini ve diğer mekânsal girdileri kullanarak sahnelerin ya da nesnelerin kendi temsillerini oluşturmayı öğreniyor. Elbette eğitilmeleri için yine büyük miktarda veriye ihtiyaç duyuyorlar; ancak kullanım alanları sohbet botlarından farklı. Basitçe anlatmak gerekirse, büyük dil modellerinin (LLM) yaptığı gibi bir sonraki kelimeyi tahmin etmek yerine, bir sonraki “dünyada” ne olacağını öngörüyor ve bunların zaman içinde nasıl hareket ettiğini modelliyorlar. Bu modeller, gerçek zamanlı veriler kullanılarak bir yerin dijital kopyasının oluşturulduğu “dijital ikizler” olarak da düşünülebilir. Böylece simülasyonlar çalıştırılarak, orada neler olabileceği tahmin edilebiliyor. Bu da dünya modellerinin, yer çekimi ya da neden-sonuç ilişkisi gibi kavramları, özel olarak programlanmalarına gerek kalmadan anlayabilen yapay zekâ sistemleri oluşturabileceği anlamına geliyor. İnsanlar yapay zekâ “slop”undan ve LLM’lerin sınırlamalarından bıkmaya başlarken, dünya modelleri 2026’da daha fazla gündeme gelebilir. Zira bu modeller, robotikten video oyunlarına kadar pek çok alanda yapay zekâ geliştirmenin anahtarı olarak görülüyor. Boston Dynamics CEO’su Robert Playter, kasım ayında Euronews Next’e verdiği röportajda, ünlü robot köpek de dâhil olmak üzere şirketin robotlarının gelişiminde yapay zekânın önemli rol oynadığını söyledi. “Yapılacak hâlâ çok iş var ama bunların hiçbiri yapay zekâ olmadan mümkün olmazdı. Gerçekten heyecan verici bir dönemdeyiz,” diyen Playter, sektörün potansiyeline dikkat çekti. Şirketler de dünya modeli heyecanına şimdiden katılmış durumda. Google ve Meta, robotik alanı için ve video modellerini daha gerçekçi kılmak amacıyla kendi dünya modeli sürümlerini duyurdu. Alan, büyük isimleri de kendine çekiyor. Yapay zekânın “vaftiz babaları”ndan biri olarak anılan Yann LeCun, 2025’te Meta’dan ayrılarak kendi dünya modeli girişimini kuracağını açıkladı. Fei-Fei Li’nin şirketi World Labs de 2025’te ilk ürünü Marble’ı tanıttı. Çinli teknoloji şirketleri, Tencent başta olmak üzere, kendi dünya modellerini geliştirmeye devam ediyor. Avrupa’da ise bunun tam tersi bir eğilim görülebilir: Yapay zekâ küresel ölçekte büyümek yerine küçülebilir. ABD’li teknoloji şirketlerinin kullandığı büyük dil modelleri (LLM) yerine, küçük dil modelleri Avrupa’da giderek daha fazla dikkat çekmeye başladı. Adlarına rağmen küçük dil modelleri oldukça etkileyici. Akıllı telefonlarda ya da düşük güçlü bilgisayarlarda çalışmak üzere tasarlanan bu hafif LLM türevleri, daha az parametre kullanıyor ve daha düşük enerji tüketiyor. Buna karşın metin üretimi, özetleme, soru-cevap ve çeviri gibi alanlarda güçlü yeteneklerini koruyorlar. Küçük dil modelleri, yapay zekâ balonunun patlayabileceğine dair tartışmaların gölgesinde ekonomik açıdan da daha cazip olabilir. Özellikle ABD’li yapay zekâ şirketleri, rekor düzeyde değerlemelerle devasa miktarlarda fon topluyor. Bu paranın büyük bölümü, OpenAI, Elon Musk’ın xAI’ı, Meta ve Google gibi şirketlerin ağır yatırımlar yaptığı dev veri merkezlerinin kurulmasına harcanıyor. Open Markets Institute’un Avrupa ve transatlantik ortaklıklar direktörü Max von Thun, “Gelecek yıl, balon tamamen patlamasa bile, bugünkü büyük ölçekli yapay zekâ patlamasının finansal sürdürülebilirliği ve sosyoekonomik faydalarına dair şüpheler artmaya devam edecek,” diyor. Von Thun, Euronews Next’e yaptığı değerlendirmede, ABD hükümetinin “teknolojik bağımlılıkları siyasi kazanç için silahlandırma niyetleri” nedeniyle Avrupa hükümetlerinin Amerikan yapay zekâ ve bulut altyapısına dayanmaya karşı “giderek daha temkinli” hale geleceğini söyledi. Bu durumun Avrupa’yı, “yerel kapasite inşasını hızlandırmaya ve yüksek kaliteli endüstriyel ile kamusal verilerle eğitilmiş, daha küçük ve daha sürdürülebilir modeller gibi kendi güçlü yanlarına daha uygun yapay zekâ yaklaşımlarını keşfetmeye” yöneltebileceğini ifade etti. Yapay zekâ etrafındaki heyecanın ötesinde, 2025 yılı kullanıcıların yapay zekâ sohbet botlarına karşı sanrılar geliştirmesi ya da takıntılı bağlar kurması olarak tanımlanan “yapay zekâ psikozu”na dair endişe verici tartışmalara sahne oldu. Ağustos ayında OpenAI’ye karşı açılan bir davada, ChatGPT’nin 16 yaşındaki bir genci intihara teşvik eden bir “intihar koçu” olduğu iddia edildi. OpenAI ise suçlamaları reddetti; yanıtında, söz konusu gencin ebeveyn izni olmadan bu teknolojiyi kullanmaması ve ChatGPT’nin koruyucu önlemlerini aşmaması gerektiğini savundu. Bu dava, sohbet botlarının kırılgan kullanıcılar üzerindeki etkilerine ve teknoloji şirketlerinin etik sorumluluklarına dair ciddi soruları gündeme getiriyor. Bir uzmana göre, modeller daha da güçlendikçe 2026’da kullanıcılar için riskler artabilir. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (Massachusetts Institute of Technology - MIT) yapay zekâ ve fizik alanında çalışan, aynı zamanda Future of Life Institute (FLI) Başkanı olan Prof. Max Tegmark, bu sistemleri tasarlayan mühendislerin teknolojiyi savunmasız çocuklara ya da yetişkinlere zarar vermek amacıyla programlamadığını söylüyor. Hatta Tegmark bunun yaşandığının farkında bile olmamış olabileceklerini Euronews Next’e anlattı. Tagmark, makinelerin daha gelişmiş yazılım ve kodlarla giderek güçlenmesinin kaygı verici olduğunu vurgulayarak, 2026’da “daha güçlü bir yapay zekâ”nın ortaya çıkmasını beklediğini; bunun da yapay zekâ ajanlarının gelişerek daha az pasif, daha çok “biyolojik bir sistem”e benzer hale gelmesi anlamına gelebileceğini ifade etti. Yapay zekâ ajanları, insanlara yardımcı olmak için otonom biçimde hareket etmek üzere tasarlanıyor; kullanıcı tercihlerine göre veri topladıkları için, bir insanın onlara ne yapacağını tek tek söylemesine ihtiyaç duymuyorlar. Şu anda bu ajanlar henüz bu kadar gelişmiş değil. Ancak vaat edilen şey, bir gün bu seviyeye ulaşmaları. Örneğin bugün bir yapay zekâ ajanı bir tatil planlayıp öneriler sunabiliyor; ancak uçak biletini satın almak için hâlâ bir insanın tıklaması gerekiyor. 2026’da AI konusunda insanlar arasında çatışmalar da görülebilir; Tegmark, ABD’de düzenlenmeden serbest bırakılan yapay zekâya karşı giderek artan bir tepki olduğunu söylüyor. Tegmark’ın bulunduğu ABD'de yapay zekâ düzenlemesi geri sarıyor. Başkan Donald Trump, kasım ayında eyaletlerin kendi AI kurallarını oluşturmasını engellemeyi amaçlayan bir kararname imzaladı; bunun 2026’da teknolojinin gelişimi üzerinde büyük sonuçları olması muhtemel. Trump, Çinli rakiplerle teknolojide liderlik mücadelesi sürerken sektörün ağır ve yamalı kurallar yüzünden boğulma riski altında olduğunu öne sürerek kararı gerekçelendirdi. Ekim ayında, AI ve teknoloji liderlerinin de aralarında bulunduğu binlerce kamuoyu figürü, AI şirketlerinin yavaşlamasını ve insanın bilişsel yeteneklerini aşan yapay zekâ olarak kabaca tanımlanan süper zekâ peşindeki yarışı frenlemesini istedi. FLI tarafından düzenlenen dilekçe, siyasi yelpazenin dört bir yanından imza topladı; Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon, Barack Obama döneminde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Susan Rice, dini liderler ve önde gelen bilgisayar bilimcileri bunlar arasında. Tegmark, bunun “ABD’de insanların yapay zekâya karşı dönmeye başladığını” gösterdiğini söyledi. Tepkinin nedenlerinden birinin, süper zekânın “tüm işleri robotlar aldığı için her bir çalışanı geçim sağlayamaz hale getirmesi” olduğunu belirtti. Ancak yorgunluk ve AI karşıtı duygunun, sağlık gibi sektörler için teknolojinin vaat ettiği ilerlemeyi baltalayabileceği uyarısında bulundu. “Düzenleme olmazsa, iyi yapay zekâdan mahrum kalırız; çünkü büyük bir teknoloji karşıtı tepkiyle karşılaşabiliriz,” dedi. “Gelecek yıl, tüm siyasi yelpazeye yayılan çok daha geniş bir toplumsal hareketin, AI için güvenlik standartları oluşturmak adına şirketlere sağlanan ayrıcalıklara karşı çıkacağını ve buna karşı büyük bir lobi faaliyeti yürütüleceğini bekliyorum.” “Oldukça sert bir çatışma olacak,” diye ekledi.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
| Tüm Yazarlar |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |