
İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in geçtiğimiz günlerde duyurduğu üzere, British Steel, Türkiye’nin yüksek hızlı tren (YHT) projeleri için £35 milyon değerinde ray tedarik sözleşmesi kazandı. Bu sözleşme, hem İngiltere hem de Türkiye açısından sanayi ve altyapı gündeminde önemli bir yer tutuyor. Peki, bu anlaşma Türkiye için ne ifade ediyor? Türkiye, son yıllarda yüksek hızlı tren projelerine büyük yatırım yapıyor. Ankara-İstanbul, Ankara-Sivas ve Marmara hattındaki yeni projeler, ülkenin ulaşım altyapısını modernize etmeyi ve karbon salınımını azaltmayı hedefliyor.
Bu noktada, British Steel’in tedariki, Türkiye için ray üretiminde kısa vadeli bir çözüm ve hızlı tedarik anlamına geliyor.
Karbon ayak izi (carbon footprint), bireylerin, şirketlerin, ürünlerin veya ülkelerin doğrudan ve dolaylı olarak atmosfere saldığı sera gazı miktarının ölçüsüdür. Bu gazların en bilineni karbon dioksit (CO₂) olsa da, metan (CH₄), azot oksit (N₂O) ve bazı florlu gazlar da karbon ayak izine dahildir.
Sözleşme, özellikle Türkiye’nin iç ray üretim kapasitesinin yetersiz olduğu bazı hatlarda projelerin gecikmeden tamamlanmasını sağlıyor. Böylece, halkın beklediği yüksek hızlı ulaşım hizmetleri gecikmeden devreye alınabilir. Ayrıca, bu tip uluslararası tedarik zincirleri, Türkiye’deki altyapı projelerinin hız kazanmasına katkı sunuyor.
Türkiye, uzun vadede kendi ray üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor. İngiltere’den yapılan bu tedarik, kısa vadeli bir çözüm olsa da yerli üreticilerin gelişimini sınırlayabilir. Sürekli dışa bağımlılık, maliyetleri yükseltebilir ve stratejik özerkliği zayıflatabilir.
Sözleşme İngiliz Sterlini üzerinden yapılmış durumda. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar, maliyetlerin projeye yansımasını etkileyebilir. Bu durum, bütçe planlamasında belirsizlikler yaratıyor.
Sözleşmede “yüksek hızlı ve çevreci raylar” ifadesi öne çıksa da, rayların İngiltere’den taşınması, karbon ayak izini artırabilir. Türkiye’nin sürdürülebilir ulaşım hedefleri, tedarik zincirinin çevresel etkisi göz önüne alınmadan sadece projelerin tamamlanmasına odaklanırsa sınırlı kalabilir.
Buna rağmen, sözleşme Türkiye açısından bazı avantajlar sunuyor.
Projenin zamanında tamamlanması, uluslararası tedarik, projelerin gecikmesini önleyebilir.
İngiltere ile yapılan bu tür sözleşmeler, gelecekte teknoloji paylaşımı ve kapasite geliştirme fırsatlarını yaratabilir.
Yüksek hızlı tren hattının devreye girmesi, taşımacılık maliyetlerini düşürür, şehirlerarası ulaşımı hızlandırır ve ekonomik canlılığı artırır.
Türkiye açısından ele alınması gereken kritik noktalar ise şöyle özetlenebilir.
Kendi ray üretim kapasitesini artırmak, uzun vadede hem maliyetleri düşürür hem de stratejik bağımsızlık sağlar. İngiltere’den yapılan ithalat, bu hedefi erteleyebilir.
Rayların taşınması ve üretim süreçleri, karbon emisyonu yaratıyor. Türkiye’nin yeşil ulaşım hedefleri için, uzun vadede yerli üretim ve yerel malzemelerin kullanımı daha etkili olacaktır.
Uluslararası sözleşmeler, döviz kurlarındaki değişimlere bağlı olarak projeyi maliyetli hale getirebilir. Bu risk, bütçe planlamasında göz ardı edilmemelidir.
Ulaşım altyapısı, ulusal güvenlik ve ekonomi açısından kritik öneme sahiptir. Sürekli dış tedarik, stratejik bağımsızlığı sınırlandırabilir.
British Steel’in sözleşmesi Türkiye için hem fırsat hem de uyarı niteliğinde. Kısa vadede projelerin gecikmeden tamamlanması ve ulaşım altyapısının modernizasyonu açısından faydalı olsa da, uzun vadeli hedefler ve stratejik bağımsızlık göz ardı edilmemelidir.
Türkiye’nin önceliği, yüksek hızlı tren projelerini hızlı tamamlamak kadar, yerli üretimi güçlendirmek, çevresel etkileri azaltmak ve döviz risklerini yönetmek olmalıdır. Aksi takdirde, kısa vadeli kazanımlar uzun vadede stratejik ve ekonomik maliyetlere dönüşebilir.
Sonuç olarak, İngiltere’den yapılan ray tedariki Türkiye için önemli bir destek olsa da, bu destekten maksimum faydayı sağlamak için yerli üretim, sürdürülebilir planlama ve stratejik özerklik öncelikli olmalıdır. Bu sözleşme, Türkiye’nin altyapı hamlesini hızlandıran bir araçtır, ancak uzun vadeli başarının anahtarı, yerli kaynakları ve stratejik planlamayı etkin kullanmaktan geçiyor.