![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Bir Haftalık Gün
![]() Avustralya nüfusunun yaklaşık üçte ikisi hıristiyan ve katolikler nüfusun yaklaşık yüzde 27’sini oluşturuyor. Dinsizlerin oranı yüzde 15.5. Ve biz, bu yüzde 27’nin kutlamalarına vergilerimizle katkıda bulunuyor, papayı “incitecek” gösteriler yaparsak Katolik İtalyan kökenli NSW Eyâlet Başbakanının yeni çıkardığı yasalar gereği cezalandırılabiliyoruz. ![]() Joseph Ratzinger 12 Eylül 2006’da Regensburg Üniversitesinde yaptığı bir konuşmada Bizans imparatoru Manuel II Paleologus’un 1391’de söylediği şu sözleri aktarmış: “Muhammed’in getirdiği yeni birşey gösterin bana. Söylediklerinde, dinini kılıç zoruyla yayma buyruğu gibi yalnızca şer ve insanlık dışı şeyler bulacaksınız”. Bakara suresi 256. ayette “Dinde zorlama yoktur” denmesine karşın Kuran’da bununla çelişik bazı ayetlerle olduğuna dikkat çekiliyor: Tevbe suresi, 73. ayet “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir.” Muhammed suresi 4. ayet: “İnkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince onları sıkıca bağlayın”. Papanın konuşmasını o günlerde eleştiren Bardakoğlu: “Peygamberin şiddet kaynağı, Kuran’ın sapkınlık nedeni olduğunu söyleyen kişi eleştiri getirmiyor, İslam’ı aşağılıyor ve mahkûm ediyor”. Kuran’daki bu ayetlerin inkârı elbette olanaksız. Ama “tencereye dibin kara” diyenin kendi dibi ne kadar temiz acaba? Yıl 1095. Müslümanların güçlenmesi ve doğunun zenginliği üzerine ilk haçlı seferi başlıyor. 1270’e kadar süren haçlı seferlerinde yalnızca Müslümanlar İsa adına kılıçtan geçirilmekle kalmıyor, Hıristiyan Bizans bile yağmalanıyor. 13. yüzyıl. Avrupa’da veba salgını var. Bunun suçu Yahudilere yükleniyor, içme suyuna zehir katmakla suçlanıyorlar ve Yahudilere toplu kıyım yapılıyor. Canını kurtarmak için Hıristiyan olan Yahudilere “Marranos”, yani “domuz” deniyor. 1478’de Katolik engizisyon “Marranos”lara saldırıyor, 1492’de İspanya’nın, 1497’de Portekiz’in attığı Yahudiler Osmanlı’ya sığınıyor, Istanbul Avrupa’nın en büyük Yahudi nüfusunu barındırıyor. Yıl 1600. Ratzinger’in selefi PapaVIII. Clement, dünyanın –ve tabii ki Vatikan’ın da- güneşin çevresinde döndüğünü söyleyen bilim adamı Giordano Bruno’nun “zındık” olduğuna karar verip yakılmasını buyuruyor. Ölmeden once konuşamasın diye Bruno’nun dili çenesine çivileniyor ve diri diri yakılıyor. 1939-1945. İkinci Dünya Savaşı. Hitler, altinsan olarak tanımladığı “ırkları”, bu meyanda Yahudileri temizlemeye karar veriyor. Zaten öteden beri (İsa’nın da Yahudi olduğu hep göz ardı edilerek) Yahudileri “İsa’nın katilleri” olarak tanımlayan Katolik kilisesi Hitler’in suç ortağı Mussolini’nin himayesi altında. Ve Vatikan’daki şaşaalı, tantanalı “din adamları”, kendi postlarını, kilisenin servetini, toprak mülkiyetini kurtarma çabası içinde, olanları bildikleri halde ses çıkarmıyor, Yahudilerin, eşcinsellerin, komünistlerin, Çingenelerin, Slavların topluca öldürülmesi sürerken Vatikan’daki rahat yatağında İsa’yı utandıracak biçimde uyumaya devam ediyorlar. Hıristiyanlığı eleştirirken Müslümanlığı savunduğum sanılmasın. Kendi doğrusunun “mutlak doğru” olduğuna dayalı hiçbir inanç sistemi hoşgörülü olamaz. Sivas’ta ticanilerin insanları diri diri yakması anıldığında “eskileri kurcalamıyalım” diyenler gibi “bunlar kilisenin eskiden yaptığı şeylermiş, şimdi artık öyle değil, kardeş kardeş, hoşgörü içinde birlikte yaşıyoruz” diyenler var. Her din “dogma”lara, yani doğruluğu sorgulanamaz şeylere dayanır. Hal böyleyken de kendi dogmalarını kabul etmeyen başka inançlara nasıl hoşgörüyle yaklaşılabilir? Örneğin Kuran’ın Allah’ın kelâmı olduğuna inanıyorsanız ve Maide suresinin 51. ayetinde “Ey müminler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır” diyorsa buna nasıl aykırı davranabilirsiniz? Dinlerarası diyalog denen şey, artık insan aklının dogmaları sarstığı günümüzde yüzyıllar önce biçimlenmiş kalıpların korunması için din bezirgânlarının can havliyle birbirine sarılmasından başka nedir ki? Müslümanların din temelli eğitim yoluyla beyin yıkama ve taze güç kazanma çabaları, Hıristiyanların “rock music”li, Hallelujah’lı ayinleri, Sydney’deki Dünya Gençlik Günü gibisinden etkinlikleri, insan kafası ve bilinci karşısında çökmeye başlayan kurumlarını ve bu arada da kendi ayrıcalıklı yaşamlarını, nüfuzlarını, çıkarlarını koruma ve kurtarma çabaları değil mi? Dünyanın en büyük romancılarından birisi olan 19. yüzyıl yazarı Honoré de Balzac “ancak en son katedralin en son tuğlası en son papazın kafasına düşüp ezdiği zaman insanlık gerçekten özgür olabilecektir” dememiş miydi?
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |