A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Çatalca ve Arnavutköy talana açıldı

Kategori Kategori: Çevre | Yorumlar 0 Yorum | 12 Ağustos 2020 11:26:31

Toplam 27 köy ve tarihi, gölleri, dereleri, mağaraları ve yaşayan kültürü ile İstanbul'a 45 km uzaklıkta şahane yerler... Her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği, büyük baş ve küçük baş hayvancılığın yapıldığı, İstanbul'un süt, yumurta, sebze sağladığı, her türlü canlıyı besleyen böğürtlen, muşmula, kızılcık, kestane ağaçlarının bolca olduğu, denizi, gölleri, dereleri, içme su alanları ile adeta bir cennet olan Çatalca ve köyleri talana açıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden alınan verilere göre, 2009 yılı 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı incelendiğinde;



•    Toplam tarım alanı 11 bin 218 hektarken 2020 yılı Kanal İstanbul’a ilişkin plan değişikliği incelendiğinde bu rakamın  733 hektara düştüğü görülüyor. Yani 10 bin 485 hektar tarım alanı kaybediliyor.
•    497 hektar görünen mera alanı ise 2020 planında sıfıra iniyor. Bölgede artık köylülerin hayvanlarını otlattığı mera niteliğinde alan  kalmıyor.
•    2 bin 984 hektar orman alanı varken, 2020 plan değişikliğinde bu rakam 2 bin 134 hektara iniyor. Yani 850 hektar orman alanı kaybediliyor.


Proje alanında mevcut planlı alan 12 bin 509 hektarken Kanal İstanbul projesi sonrası planlı alan sayısı 35 bin 714 hektara çıktı.

Bu durum, elbette yapılaşmayı da beraberinde getirecek.

Şu an bölgede yapılaşmaya açık alan 2 bin 526 hektarken projeyle yapılaşmaya açılan toplam alan 9 bin 446 hektara ulaştı. Projeyle birlikte ilave 1,2 milyon nüfus gelmesi de öngörülüyor...



Peki insanların, doğadaki diğer canların yaşam  alanı neden yok edilir?  

Pandemi süresince, İstanbul’a en yakın mesafe olan bu köyler, biraz soluk alabilmek için eşimle hafta sonları kaçtığımız,  karmaşa ve gürültüden uzak,  ruhumuzu beslediğimiz, dönüs yolunda çeşitli gıda ürünlerini doğal ve hesaplı fiyatlarla aldığımız oksijeni bol koca bir AVM olarak da görülebilir!

Dalından ve topraktan tazecik koparılmış biber, domates, patlıcan, mısır, aycekirdegi, taze fasulye, kabak, börülce, çilek, patates, soğan, ıspanak, kavun, karpuz  ve daha türlü türlü sebze ve meyve... Süt, peynir, yoğurt, kaymak, yumurta, et, et ürünleri... Unlu ürünler...  Üstelik de  İstanbul gibi kozmopolit bir şehrin baş ucunda.

Fakat pek çok ekime hazır tarlada, çiftçi ekonomik sıkıntı sebebi ile, mazot, doğal gübre fiyatları artışından etkilendiğinden ekememiş.  Hava kirliliğinden, tozdan, dumandan, fabrika artıklarından uzak, kullanıma elverişli toprak atıl bekliyor.  Antalya-Kumluca nasıl Türkiye'yi tarım yönünden besliyor ve ihracat yapıyorsa, Kanal İstanbul'a, peşkeş çekilecek Çatalca'nın köyleri Tüm Türkiye ve tüm dünyayı besleyecek tarım arazilerine sahip.

Hollanda'nın elinde olsaydı bu araziler kimbilir neler üretir ve bio tarım yönünde neler geliştirirler değil mi?

Oysa bizim tarım alanlarımız endüstriyel şirketlere peşkeş çekiliyor, biyo çeşitlilik yok ediliyor. İnsanlar ve hayvanlar rant uğruna" Betona" teslim bir yaşama tutsak bırakılıyor.

Gıda krizi ve pandemi kent yoksullarını endüstriyel gıdaya mahkum ediyor.



Köy ve köylü göçe zorlanıyor.

Beklediğimizo büyük deprem Marmara’nın içinde olacak. Dolayısıyla kanal bu tehlike bandının içerisine giriyor.

Kanal’ın Karadeniz’de yer alan kirliliği Marmara’ya getireceği de bilim insanları tarafından öngörülüyor. Hocamız, Prof. Dr. Naci Görür, “Karadeniz bugün dünyanın en kirli denizlerinden biri. Özellikle Orta Avrupa’nın bütün sanayi atıkları Tuna Nehri vasıtasıyla Karadeniz’e taşınıyor. Bizim açacağımız kanalla Karadeniz’in üst katmanlarında yer alan kirlilik Marmara’ya gelecek. Aşırı kirlenen Marmara bu sefer besin zinciri vasıtasıyla insanlarımıza da zarar verecek” diye uyarıyor.

Ülkemizin zengin su kaynakları yok, zengin yeraltı kaynakları yok. Her geçen gün göller küçülüyor, göllerin, ırmakların su tutma kapasitesi azalıyor.

Ya Çatalca’nın eşsiz tarihine nasıl kıyacaksınız efendiler?

Fatih Sultan Mehmet’in, İstabul’un fethinden sonra Nakışçı’sına bağışladığı Nakkaş Köyü de, 521 yıllık Baba Nakkaş cami ve çeşmeleri ile tam bir kültür hazinesi. Hem de sahip çıkılması gereken önemli bir ata mirası değil mi?

Tıpkı Çinlilerin uzak doğuda Türkleri durdurmak için yaptıkları Çin Seddi gibi, Çatalca’da da Bizans İmparatoru Anastasyos 6. yüzyılda kenti Hun akınlarından korumak için Karadeniz kıyısındaki Evcik köyünden Marmara kıyısındaki Silivri’ye kadar surlar ördürmüş. 56km uzunluğundaki surlar İstanbul’u kuzey batıdan gelen saldırılardan korumakta çok başarılı olamadıysa da yimi iki kilometrelik kısmı günümüze dek ulaşmayı başarmış. Tarihe tanıklık eden bur duvarlar Türkiye’nin benzersiz kültürel mirasına eklenmiş.

1.Murat tarafından 1373 yılında Osmanlı topraklarına katılan yöredeki İnceğiz Köyü yakınlarında yer alan İnceğiz kayaları ise, insan eli ile oyularak yapılmış,  bilinen tarihi yaklaşık 5000 yıl öncesine uzanan bir yerleşim yeri. İstanbul’un beton yığınından ve karmaşasından kaçmak isterseniz, İnceğiz Mağaralarını gezerek rüya gibi bir gün geçirebilir, çevresindeki mesire alanlarında piknik yapabilirsiniz.

Avcumuzun içindeki bu zengin kültür, tarih ve doğa mirasını değerlendirerek sağlıklı ve refah içinde yaşamak olanaklıyken;  üstelik bu, hem yöre halkı hem de gelecek kuşaklar için daha karlı olacakken neden betona, gürültü, ve pisliğe boğacaklar Çatalca’yı?

Tek suçlu AKP  mi?

AKP iktidarı yılları her ne kadar benzersiz talan dönemi olarak anılacaksa da, geçmiş iktidarlar ve muhalefet de yıkıma uzanan süreçten sorumlu.  

Yaşam kaynağımız olan suyu ve toprağı acımasızca kirleten  küçüklü büyüklü işletmeler;  yalnızca kişisel çıkarları için her türlü yağma ve talana dur demek yerine ortak olmaya çalışan kitleler de sorumlu.

Eğer durduramazsak bu doğa ve kültür katliamından hepimiz sorumluyuz.

Gelecek kuşaklara karşı hepimiz suçlu olacağız.

Buna dur diyebilmek içinse ülkemizi canlıları, toprağı, tarihi, tüm kültürleri ile gerçekten sevmemiz, ve yağmayı görebilmek, durdurabilmek için bilinçlenmemiz, direnme azmine sahip olmamız gerekiyor.

Bilinçlenme  yolunda TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI’nın aşağıdaki çalışması önemli bir kaynak olacaktır.


Safiye Yüksek Öcal
İstanbul


 KANAL İSTANBUL PROJESİ-ETKİLER VE TEPKİLER
*Bu çalışmada, “Kanal İstanbul Projesi” İzostazi, Sismotektonizma ve Sismoloji gibi Jeofiziksel disiplinlerin ışığında değerlendirilmiştir.



KANAL İSTANBUL

Şehrin, Avrupa Yakası'nda hayata geçirilecek olan proje, hâlihazırda Karadeniz ile Akdeniz arasında alternatifsiz bir geçit olan İstanbul Boğazı'ndaki gemi trafiğini rahatlatmak adına Karadeniz ile Marmara Denizi arasında yapay bir suyolu açılacak söylemiyle gündeme geldi. Kanalın; Marmara Denizi ile birleştiği noktada 2023 yılına değin kurulması öngörülen iki yeni kentten biri kurulacak. Bu kanalla birlikte İstanbul Boğazı tanker trafiğine tümüyle kapanacak, İstanbul'da iki yeni yarımada, yeni bir de ada oluşacaktır.

Projenin etüt çalışması iki yıl sürecek. Çıkartılan topraklar, büyük bir havalimanı ve liman yapımında kullanılacak, taşocaklarının ve kapatılan madenlerin doldurulması için yararlanılacak. Projenin maliyetinin 10 milyar doların üzerinde olabileceği belirtiliyor.

Projenin son durumuna göre geometrik boyutları:
Uzunluk: 43.000 metre
Genişlik: 400 metre
Derinlik: 25 metre
olarak saptanmış bulunmaktadır. Buna göre ‘’yamuk’’ olan kanal kesitinin, şev stabilizasyon açısı (içsel sürtünme açısı) çok düşük olan alüvyal zemin yüzünden en az 20 dereceye kadar yatırılmak zorunluluğu doğunca, projelendirilen 400 metre genişliğin yaklaşık 500 metreye çıkarılması söz konusudur. Bu nedenle kanalın ikizkenar yamuk biçimli kesitinin “orta tabanı” 400 metre olarak alınmıştır.

Buna göre;
Kanalın hacmi (Hafriyat Hacmi) = 43.000 x 400 x 25 = 430.000.000 m3
Hafriyat tonajı = 430.000.000 m3 x 2.7 Ton/m3 = 1.161.000.000 Ton.
Kanal İstanbul tamamlanıp servise alındığından itibaren hem anında hem de zaman içerisinde oluşacak etkileri, şu ana başlıklarda toplayabiliriz:
A)İzostatik Etkiler
B)Sismotektonik Etkiler
C)Sismolojik Etkiler
D)Klimatolojik etkiler
E)Marmara Çukurluğu şev stabilizasyon etkileri
F)Fauna ve Flora etkileri
G)Fosseptik etkiler
H)Tarımsal Etkiler
I)Çevre Kirliliği Etkileri
J)Demografik Etkiler
K)Ekonomik Etkiler
Bu Proje; tıpkı Şüveyş ve Panama Kanallarında olduğu gibi, global çapta Yerküre’nin coğrafi yapısına “planlanmış” ve tamamlandığında “uygulanmış” bir saldırıdır.
Küresel ısınma da önünde sonunda Yerküre’nin coğrafi yapısını değiştirecektir. İnsanoğlu, ancak doğal güçlerle savaşarak değil, onu koruyarak kalkındığı sürece, sürdürülebilir bir refah’a ulaşabilir.

A)İzostatik Etkiler:
Yerkabuğunun derinliklerinde “Magma Katman”ı diye bir katman yoktur. İster Okyanussal, ister Kıtasal olsun; Yerkabuğu, Astenosfer denilen elastoplastik özellikli “kor Kaya”lardan oluşan bir katman üzerinde yüzmektedir. (Arşimet yasasına göre tam anlamı ile yüzmektedir.) Bu nedenle yerkabuğu üzerine hızlı bir yük bindirilmesi durumunda, yerkabuğu bel verecektir. Bu durum Keban ve Atatürk barajlarında çok belirgin olarak kendini göstermiş olup, halen izostatik depremler rezervuar havzalarında devam etmektedir. Aynı şekilde yerkabuğu üzerinden hızlı bir şekilde yük kaldırıldığı takdirde orada bir yükselme etkiliği oluşur. Örnek olarak Grönland ve Antarktika buzulları kayarak okyanuslara ulaştığından, terk ettikleri yerlerde yükselmeler halen devam etmektedir.
Bir milyar yüz altmış bir milyon ton hafriyatın şatlara yüklenerek Marmara Denizine dökülmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ilave çevre sorunları oluşacak ve maliyet katlanarak artacaktır. Bu durumda 1.161.000.000 ton malzeme yer değiştirmiş olmaktadır.
Kural olarak yerkabuğu hemen buna reaksiyon gösterecek ve kanal bölgesi yükselirken, depolama bölgesi bel verecektir. Kazılarak alınan 2.7 Ton/m3 yoğunluklu zemin malzemesi yerine 1 Ton/m3 yoğunluklu deniz suyunun gelmesi demek 1.7 Ton/m3 Boşluk oluştu demektir.

B)Sismotektonik Etkiler:
Kazı alanının zeminindeki sığ plastik malzemeler (Çekmece Formasyonu, Silivri Silt Taşları) olayı kolaylıkla takip edebilirlerken, onların tabanındaki sert kireçtaşları ve Istranca’nın devamı olan gömülü paleozoik formasyonlar bu deformasyona ancak yeni eğim atımlı faylarla yanıt vereceklerdir.

C)Sismolojik Etkiler:
Kanal alanında beklenilen izostatik deprem etkinliği onlarca yıl azalarak da olsa devam edeceğinden, kurulacak olan yeni şehir’in betonarme yapıları, bu uzun süreli deprem momentlerine maruz kalmaları yüzünden mikro çatlaklarla yanıt verecek ve periyodları büyütülerek kendi plastik özellikli zeminleri yüzünden daha sakıncalı bir duruma geleceklerdir. Özellikle deniz tabanında, depo alanındaki izostatik depremler ise zaten gerilim altındaki Orta Marmara Segmentinin sürtünme kilidinin azaltılmasına neden olarak, beklenilen büyük depremi öne çekecektir.

D)Klimatolojik Etkiler:
Yörenin albedosu değiştirilecek, İstanbul’a ilaveten çok büyük bir uydu kentin yamanması sonucunda Çatalca Yarımadasının iklimi üzerinde gelip geçen yağmur bulutlarının yağmaması yüzünden daha da kuraklaşacaktır. Buna karşılık poyraz, yıldız, karayel gibi hakim rüzgârların rüzgâr altında kalan güney Marmara toprakları, bulutların yolu üzerindeki ilave bir buharlaşma alanı yüzünden daha fazla yağış alabileceklerdir.

E)Marmara Çukurluğu şev stabilizasyon etkileri:
Deniz tabanındaki depolama alanının oluşturduğu deformasyon ve titreşim yüzünden, ortalama 80 derece gibi çok yüksek bir yamaç eğimine sahip olan Marmara çukurluklarının kenar duvarları duraysız hale gelebilecek ve her biri bir–iki milyar tona yaklaşan heyelanlar oluşabilecektir. Bu da güney sahilleri için Özellikle Bandırma ve Erdek Körfezleri için tehlikeli olabilecek tsunamiler demektir.

F)Fauna ve Flora etkileri:
Akdeniz ve Ege denizi yoluyla Tropik denizlerden gelen flora ve karnivorlar şu anda Egede bile söz konusudur. Küresel ısınma nedeniyle Süveyş Kanalından Akdeniz’e ulaşan zehirli yosunlar, canlı yaşantıyı olumsuz etkilerken, tropik okyanuslardan gelen kimi zehirli, kimi yırtıcı balıklar da yerel balık popülasyonu için zamanla soykırım boyutlarına varan tehlikeler doğurmaktadır. Bu tehlike, yeni ve akıntısız bir bağlantı yolu yüzünden Karadeniz’e kadar uzanabilir.

G)Fosseptik Etkiler:
En azından 500.000 nüfuslu olması planlanan Yeni Kanal Şehrinin kanalizasyonu arıtılsa da, Marmara Denizinin tabanında ilave bir fosseptik siltasyonuna neden olacaktır. Bu durumda Çekmece Çukurluğundaki tüm taban faunası ve florasının “daha hızla” yok olması kaçınılmazdır.

H)Tarımsal Etkiler:
Yaklaşık 500.000 nüfuslu bir uydu kent planlanmaktadır. Yapılacak olan kent, Türkiye’nin en önemli ve verimli tarım arazilerinin üzerinde bulunması tehlikenin büyüklüğünü de göstermektedir. Kanal kapsamında kullanılması gereken kum ve kireçtaşı gereksinimi sonucu ardı ardına açılacak maden ocakları, on binlerce dekar zirai toprak ve yüzlerce hektar orman örtüsü yok edilecektir. Bu topraklar Hollanda’ya kiraya verilebilseydi, 100.000 Holştayn İneğine mısır silajı üretirlerdi.

I)Çevre Kirliliği Etkileri:
İlave 500.000 nüfuslu bir kentin atıkları hem deniz için, hem de kara için yeni çevre kirliliği sorunları demektir. Türkiye acil olarak plastik atıklar için kalıcı bir çözüm üretmek zorundadır. Bir diğer ve en önemli sorun ise, proje kapsamında kullanılacak olan inşaat malzemesidir. Uzmanlara göre inşaa sırasında gereken hazır beton hacmi 70 milyon m3, çimento hacmi ise 20 milyon m3 olacaktır. Dolayısıyla yaklaşık 90 milyon m3 kum ve kireç taşı temini için Trakya’nın birçok yerinde kum ve taşocakları açılırken ormanlar, dereler, yer altı suları yok edilecektir. Böylece, boğazlarımız ve denizlerimiz dışında ayrı bir doğa felaketi yaşanacaktır. Ayrıca açılacak olan kanalla beraber boğaz akıntısında oluşacak akıntı farklılıkları beraberinde, deniz tuzluluk oranında oluşacak farklılıklar, deniz canlılarınıda ciddi etkileyeceği beklenmektedir.
J)Demografik Etkiler
İstanbul’un nüfusu 15 milyona dayanmışken oluşturulacak, yeni uydu şehirle beraber bu sayı çok daha fazla artacaktır. Arttan nüfus yeni yapılaşmayı da beraberinde getirecektir. Zaten Yeni Uydu Şehir yüzünden, İstanbul’u terk ederek gelen burjuvazinin terk ettiği alanlara, varoşlardan bir göç dalgası, boşalan ve ucuzlayan varoşlara ise Anadolu’dan yeni bir göç dalgası söz konusudur. Hatta Yeni uydu şehrin neredeyse tümünün, yeni vatandaş yapılan zengin Araplara tahsis edilmesi bile planlanmış olabilir.

E)Ekonomik Etkiler.
Yapılan yeni uydu kentle beraber zaten yarım asırdan beri bütün büyük şehirlerimiz göç almaktadır. Yerli tarımın ve hayvancılığın bitirilmesiyle birlikte , kırsal hayatta bitirilmektedir. Hayalet köylerde birkaç inatçı ihtiyar yaşamakta, Böylece yarım asırdan beridir diri tutulan inşaat sektörü, “ekonominin lokomotifi” olmaya devam etmektedir. Bu söylem ise çok büyük bir kandırmaca demektir. Şehirlerimizdeki betonlaşmalar yüzünden şehirlerimizin bütün tarihsel dokusu yok edilmektedir. Üretime dayanmayan, tüketimi teşvik eden bir “ekonominin lokomotifi”, ancak kısa süreli çare olup, o andaki iktidarların başarılı oldukları sanrısını oluşturmaktadır. Dış borçlara, cari açığa, tırmanan enflasyona yönelik derin ekonomik yorumlar yapmaya gerek yoktur. Ancak bu lokomotifin buharı tükendiğinde mucizevi büyümelere sahne olan Türk Ekonomisi, petrolü tükenecek olan Arap ülkelerinden de hızlı bir “ekonomik çöküntü” yaşayacaktır.




Prof. Dr. Uğur KAYNAK
TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI
İSTANBUL ŞUBE XIV.DÖNEM YÖNETİM KURULU


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Türkiye’de maskelerin %95'inde filtre yok!
Potansiyel aşının ilk dozlarını ocak ayında alacağız!!!
Korona aşısına ilk tescil Rusya'dan
Yalnızlık meselesi üzerine
Avrupa'da Covid-19dan ölümler aslında 200 bini aşıyor

İngiltere hükümeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden geri adım atmaya hazırlanıyor
Charlie Hebdo davası bugün başlıyor…
Fransa, 28 Haziran 2020 : Belediye seçimleri: Yeşilim Yeşil Yemyeşil
Yeni Zelanda sömürgeciliği hatırlatan heykelleri yıkmaya başladı
Hep bahsettiğimiz sınıf savaşı şu anda oluyor

Türkiye’de faiz arttırıldığı halde neden döviz kurları hızla yükselmeye devam ediyor?
Pandeminin İspanya ekonomisine etkileri
Salgın küresel ekonomiyi nasıl etkiledi?
Türkiye’de gerçek işsizlik %21.8
10 yıl sürecek buhrana hazır olun

Mutluluk Müzesi açıldı
Koronavirüs sonrası dünyada uçaklar nasıl görünecek?
Bir hikayem olmasın - 2019’a veda ederken
Avustralya’nın ilk sualtı oteli Büyük Set Resifi’nde açıldı
Lila, Lenu, Sisifos

Frida Kahlo Müzesi sanal ziyarete açıldı
Kaçırmamanız gereken bir gösteri : ‘Marx’ın Dönüşü’ ücretsiz erişime açıldı
Leonardo da Vinci Hazar Türkü olabilir
Ay çöreği
Tarih Sizi Bekliyor! Toledo'nun Hayali!

Değerler Rabbi
“KAOTİKA”
İnsan, Kıyısı olmayan derya - Kuşkularımı gider
Tarihsel olan nesnel olmaya kapalı mı?
Algı çok tanık tek

Elektrikle şarj edilebilen hibrit araçlar “kuzu postuna bürünmüş kurt”
Çatalca ve Arnavutköy talana açıldı
Anadolu Talan Ediliyor
Yaşam alanları yok olan 100'den fazla türün "acil yardıma" ihtiyacı var!!!
Avrupa kentleri, sıcak hava dalgalarına uyum sağlamanın yollarını arıyor

İnsan beynini bilgisayara bağlayan Neuralink tanıtıldı.
İnternet hızı rekoru kırıldı
Uçan elektrikli otomobil yarışları yakında başlıyor.
5G teknolojisi, radyasyon ve güvenlik açığı
Akıllı Kontakt Lensler Bakış Açınızı Değiştirecek

Venüs'te yaşam belirtisinin en önemli bulgularından olan 'fosfin gazı' bulundu
Dünyanın ilk kendini temizleyen, şeffaf, akıllı maskesi, FDA onayı aldı
İsrail bir dakikalık koronavirüs nefes testine başladı
Avustralyalı bilim insanları Covid 19'u 48 saatte yok ediyor
Avustralyalı bilim insanları Koronavirüs aşısı denemelerine başladı

Türkiye’de her iki gençten biri mutlu değil…
Z kuşağı kimlerden oluşuyor?
BM, dünyada çocuklara karşı işlenen binlerce ihlali belgeledi.
İmparatorlukların başkenti İstanbul’un yoksulluk tablosu içler acısı
Türkiye’de işsizlik rakamı 16 milyonu buldu

İşçiler, Tarih, Edebiyat
Kerim Rota Yazdı: “Barış ve Sinem’in orta direk olma hayali..”
Barışmak / Barış-bak
Barışı Kazanmak Mümkün
Tarihten bir yaprak : SİVAS’TA KADINLAR

NOBEL
Gelibolu - Gallipoli
Cumhuriyet’in 80 Yılı
ARŞİMET
Ama Biz Unutmadık

Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git