A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

“KAOTİKA”

Kategori Kategori: Felsefe | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Mustafa Alagöz | 09 Şubat 2020 03:15:39

“En parlak yıldızlar en büyük kaostan doğar” (Nietzsche.) Evrende var olan her şey olduğu haliyle kendini ortaya koyuş biçimi olarak bir ifadedir, bu haliyle kendinde nasılsa öyledir. İnsan dışındaki her varlık verili haliyle zorunlu-doğal yasalılığın hükmü altındadır. Görünüşler her ne kadar değişiyor olsa da yasalılık değişmeden kalır.

Bu anlamda görünüşler doğaya ait zorunlu yasaların biçim almış ifadesidir. İnsan dışındaki her şey kendini, varlığı ile duyularımızın önünde bilinip-anlaşılmaya, deneyip-içselleştimeye hilesiz, önyargısız olarak sunar. İnsan dışındaki her şey kendinin farkında olmaksızın insana bir çağrıda bulunur, uyarır, kendini ifade eder.

İnsan ise ifadenin ifadesidir. Düşünceye konu olan ifadeler, nesneler, doğal olay ve olgular bilinç karşısında belirli bir yöntemle incelenirse bilim, sezgi ve imge yoluyla anlamlandırılırsa sanat, kavramsal olarak ele alınırsa felsefe yapılmış olur. Dolayısıyla insan dışındaki şeylerin kendileri için bir anlamı yok, ama insan için vardır.

Tinsel yetilerimiz anlam üreten sonsuz bir kudretimiz; insani yaşamımızın en içsel deneyimlerini (hüzün, sevinç, mutluluk, hırs, kıskançlık,..v.d.) ürettiğimiz, yarattığımız, duyumsadığımız kaotik iç evrenimiz.

Bu evrenin çekirdeğinde düşünce bulunur. Bilim, sanat, felsefe, din,  vb. hepsi tinsel yaşamımızın birer formunu oluştururlar.

İndirgenmiş bir sınıflama yaparsak düşünceyi iki biçimde görürüz; açıklayıcı düşünce, yapılandıran düşünce; birincisi sebep-sonuç bağlamında çalışır, bilimsel yolu izler; nesnesi verili, herkese göre değişmeyen ve herkese eşit mesafede duran zorunlu bağıntılar içinde durur. Yapılandıran (inşai) olan ise ereğe bağlı, bilinçli, amaçlı eylemlerden oluşur: nesnesini hazır bulmaz, seçimleri ile ereğe uygun araçlar belirleyip kendini kendinden doğurarak yol alır, anlam buradan doğar.

Temelde yapılandırılan –inşa edilen- benliktir; kendi edimleri ile kendini var kılan, varlık kazandıkça sınırlarını daha ötelere taşıyan sonu olmayan bir yolculuktur.

Kendimizi; varlığımızın ve yaşamımızın anlamının ne olduğunu bilmek sorunsalı bizi sürekli içten içe uyarır; sanki kendimizden kendimize kesintisiz bir çağrıya açık ve ona mahkûmmuşuz gibi…

İçselliğimizin bu ısrarlı ve kesintisiz itkisel uyarısı genel olarak sanatın elbette romanın da varolma nedenidir.

İçten gelen bu önüne geçilemez itki “Ben bilincinin” canlanması ve bu canlılığın görünüşe çıkması yönünde insanı motive eder.

“Ben” bir muammadır, bir başka ifadeyle kaotiktir. Roman bu muammanın ısrarlı uyarılarını dikkate alma, sorularına yanıt verme, karmaşasına ışık tutup anlamlandırma yolculuğudur.
”; kurgusu, anlatımda tutarlılığı, dilin enerjik, sürükleyici, yapmacıksız uyarıcı akışıyla yukarıda dile getirdiğim düşüncelerin canlanıp ifade edilmesine yol açtı.

“KAOTİKA”nın içeriği, felsefi eğitim almış, uzun yıllar yurt dışında yaşayıp sonra ülkeye dönüş yapan “Hoca”nın (romanda Senih Beyin) projesin üzerine kurgulanmış bir roman. Hoca 12 Eylül sonrası ülkeyi terk etmek zorunda kalmış, “ama bu sayede yaşamın acıları, işkenceleri, yaşları büyütülüp idam edilenleri, köylerinden, ülkelerinden sürülenleri tek tek kayıt altına alabilmişti”.

İnsanlık tarihi aynı zamanda ölümsüz acının, tarihi… tüm masallar, mitler efsaneler, destanlar zaten bunu anlatmıyor mu?” (S.194)

Bu konu hakkında uzun uzun düşünüp sorunu çözmek için arayışa başlar. Uzun süre çabalamasına rağmen bir çözüm bulamaz.

Ama “bir sabah uyandığında Arşimed’in ‘evraka’ diye bağırmasına benzer ansal bir aydınlanma yaşadı. Hoca cevabı bulamamıştı aslında ama bizzat cevap gelmişti ona.

‘Mitleri modernleştirmelisin’ diyerek uyandı sabah. Mitleri ve masalları modernleştirirsen,  ancak o zaman insanlığı içine çöktüğü büyük suçluluk çukurundan çıkarabilirsin. Âdem ve Havva’nın bilgi ağacından yediği bir elma yüzünden cennetten kovulması gibi, insanların bilinçaltına ağır suçluluk tohumları ekmiş mitleri tersine çevirirsen işte o zaman başarabilirsin bunu” (S,196)

Hoca, dalında uzman dört kişiyle anlaşır. Bunlar endi uzmanlık alanları ekseninde mitleri modernleştirecek şekilde anlatacaklardır. Maksat mitleri içerdiği şiddetten kurtarmaktır. Ne yapak istediğini, amacının ne olduğunu masal anlatıcısı Feri’ye açıklar, çünkü ona birlikte çalışma teklifinde bulunacaktır.

“Şüphesiz insanların çıplak hakikatlerden ziyade süslü hikayeler dinlemeye ihtiyaçları olduğunu siz benden daha iyi bilirsiniz. Keza anlatılanlar ne kadar absürt ve abartılıysa o ölçüde inandırıcı oluyor. Bilim çağında yaşıyor olmamıza rağmen, maalesef insanoğlu hâlâ inanmayı tercih ediyor.”(S.112)

Dört anlatıcı kendi yazdıklarını Hoca’nın önünde okurlar. Daha sonra bunun üzerine değerlendirme yaparlar.

“KAOTİKA” bu bağlamda anlatımını sergiler. Her katılımcı kendi uzmanlık alanı açısından anlatımlarını Yunan Tanrılarının mitolojik serüvenleri ekseninde yazılı olarak sunarlar.

Birisi şair, birisi bilgisayar programcısı, birisi masal anlatıcı katılımcıların öykülerinin her birisi birbirinden ilginç;  daha sonra yazılı sunum üzerine değerlendirme ve tartışmalar anlatıma bir görelilik katarak ilerliyor. Mitolojik, şiirsel, yer yer felsefi yetkinlikteki tartışma dağılmadan, bazen gerilimli, bazen hiciv ve ironik göndermelerle anlatıma canlı, ritmi yüksek bir seviye kazandırıyor.

Her katılımcının kendi uzmanlık alanlarına dayanarak yapmış oldukları sunumları, ayrıca yaşam öyküleri, çocukluk dönemlerinden kalma travmalarının kişiliklerinin oluşmasındaki etkilerine dair belirlemeler su gibi akıyor.

Çok yönlü bileşenlerin, farklı söylem biçimlerinin tutarlılığı, bütünlüğü, herkesin kendi iç dünyalarına göre farklı öğeleri öne çıkarması insan zihninin ne denli enerjik ve çok yönlü etkiye açık ve bir o kadar yaratıcı olduğuna dair bilimsel değil ama estetik bir kanıt gibi.

Tümce içindeki sözcüklerin birbirini canlandıracak biçimde tamamlaması; herhangi bir kolaylığa kaçmaması, duygu köpürtme gibi yapaylığa düşmemesi, dilin romana estetik bir lezzet vermesinin gücüne işaret eder nitelikte.

İşlevsiz sözcükler, abartılı betimlemeler, dayatmacı ve yargılı ifadeler edebi söyleme güç katmıyor. Böylesi bir yavanlığa hiç düşmeden anlatıma konu olan her nesne, kişi, olay ya da mekân tamda ölçüsünde tutularak okumaya bir ferahlık veriyor.

Anlatıma konu olan herhangi bir eşya, salon, bahçe ya doğa görüntüsü konuyla bütünleştirilerek sanki sürecin canlı bir öznesi, organik bir bileşeniymiş gibi işlev kazanıyor:
“O sıkıntıyla derin bir nefes çekti sigarasından ve aynı şiddetle ağzından burnunda harlı dumanlar halinde çıkardı. Onların koca boşlukta canhıraş vaziyette sağa-sola kaçışmalarını izlerken, sabahtan beri kafasını esir alan kökü dışarıda düşüncelerinde tıpkı dumanlar kadar acilen dağılmasını diledi”(S.142)

Bu içsel bütünlüklü, uyumlu yer yer şiirsel yoğunlukta söylemler olması gerektiği gibi:
“Başka türlü nasıl çıkar; dipsiz duygular, dilsiz imgeler, sahipsiz metaforlar….. peki ya ilham veren güzellikler?”(S.72)

“nasıl dikkatli dinlemişti Orkun, nasıl ilgilenmişti anlattıklarıyla! Ağzından çıkan her sözcüğü yutup kendi kanına karıştırmak istercesine iştahla (S.105)

“İnsanı var eden, ayakta tutan ne varsa hepsini toptan yok saymanın, yalnızlık olduğunu anladı (S.105)

“Gülümsedi annesi. Benim biricik küçük prensim” dedi, sevgi tektir, bilesin. Sadece görünen yüzleri farklıdır” (S.189) 

“Meğer gelecek değil, beklemek uzun sürüyormuş”(S.213)

Roman nesnesi hakkında bilimsel kanıt, olaylar hakkında tarihsel arşiv, toplumsal alanda ideolojik dayatma, felsefi alanda mantıksal tanıtlama peşinde koşmaz. O varoluşun önceden belirlenmemiş akışına ışık tutar, insanı bu akışın içinde kendi özgünlüğüne göre inceler. Fakat tüm bilimsel gerçekleri, felsefi çözümlemeleri, ideolojik söylemleri kullanır. Varoluşun ve insanın sonsuz olabilirliklerine yargısızca dalmak için.

Varoluş olup bitenleri değil, insan denen “bir yanı yılan, bir yanı balık olan” (Mevlana) muammayı anlatmaya çalışır. “Yılan tarafı onu karaya, balık tarafı denize çeker” (Mevlana).

İşte bu “yılan” ve “balık” olmaklık biz insanların ezel-ebet içsel kaosumuzu oluşturur. İyi ki böyle bir kaosu içimizde taşıyoruz, yoksa kendi kozmosumuzu nasıl olgusal kılacaktık.

Necla Akdeniz’in “KAOTİKA”sı bende bu duygu ve düşünceleri uyandırdı. Dile getirdiğim anladığım ve duyumsadığım kadardır. Elbette her okuyanda farklı çağrışımlar, duygular ve düşüneler olacaktır: bu da insanın biricikliğinin, özgünlüğünün göstergesi olarak okuyanın kendine göre olacaktır.



Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 3 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Türkiye’de maskelerin %95'inde filtre yok!
Potansiyel aşının ilk dozlarını ocak ayında alacağız!!!
Korona aşısına ilk tescil Rusya'dan
Yalnızlık meselesi üzerine
Avrupa'da Covid-19dan ölümler aslında 200 bini aşıyor

İngiltere hükümeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden geri adım atmaya hazırlanıyor
Charlie Hebdo davası bugün başlıyor…
Fransa, 28 Haziran 2020 : Belediye seçimleri: Yeşilim Yeşil Yemyeşil
Yeni Zelanda sömürgeciliği hatırlatan heykelleri yıkmaya başladı
Hep bahsettiğimiz sınıf savaşı şu anda oluyor

Türkiye’de faiz arttırıldığı halde neden döviz kurları hızla yükselmeye devam ediyor?
Pandeminin İspanya ekonomisine etkileri
Salgın küresel ekonomiyi nasıl etkiledi?
Türkiye’de gerçek işsizlik %21.8
10 yıl sürecek buhrana hazır olun

Mutluluk Müzesi açıldı
Koronavirüs sonrası dünyada uçaklar nasıl görünecek?
Bir hikayem olmasın - 2019’a veda ederken
Avustralya’nın ilk sualtı oteli Büyük Set Resifi’nde açıldı
Lila, Lenu, Sisifos

Frida Kahlo Müzesi sanal ziyarete açıldı
Kaçırmamanız gereken bir gösteri : ‘Marx’ın Dönüşü’ ücretsiz erişime açıldı
Leonardo da Vinci Hazar Türkü olabilir
Ay çöreği
Tarih Sizi Bekliyor! Toledo'nun Hayali!

Değerler Rabbi
“KAOTİKA”
İnsan, Kıyısı olmayan derya - Kuşkularımı gider
Tarihsel olan nesnel olmaya kapalı mı?
Algı çok tanık tek

Elektrikle şarj edilebilen hibrit araçlar “kuzu postuna bürünmüş kurt”
Çatalca ve Arnavutköy talana açıldı
Anadolu Talan Ediliyor
Yaşam alanları yok olan 100'den fazla türün "acil yardıma" ihtiyacı var!!!
Avrupa kentleri, sıcak hava dalgalarına uyum sağlamanın yollarını arıyor

İnsan beynini bilgisayara bağlayan Neuralink tanıtıldı.
İnternet hızı rekoru kırıldı
Uçan elektrikli otomobil yarışları yakında başlıyor.
5G teknolojisi, radyasyon ve güvenlik açığı
Akıllı Kontakt Lensler Bakış Açınızı Değiştirecek

Venüs'te yaşam belirtisinin en önemli bulgularından olan 'fosfin gazı' bulundu
Dünyanın ilk kendini temizleyen, şeffaf, akıllı maskesi, FDA onayı aldı
İsrail bir dakikalık koronavirüs nefes testine başladı
Avustralyalı bilim insanları Covid 19'u 48 saatte yok ediyor
Avustralyalı bilim insanları Koronavirüs aşısı denemelerine başladı

Türkiye’de her iki gençten biri mutlu değil…
Z kuşağı kimlerden oluşuyor?
BM, dünyada çocuklara karşı işlenen binlerce ihlali belgeledi.
İmparatorlukların başkenti İstanbul’un yoksulluk tablosu içler acısı
Türkiye’de işsizlik rakamı 16 milyonu buldu

İşçiler, Tarih, Edebiyat
Kerim Rota Yazdı: “Barış ve Sinem’in orta direk olma hayali..”
Barışmak / Barış-bak
Barışı Kazanmak Mümkün
Tarihten bir yaprak : SİVAS’TA KADINLAR

NOBEL
Gelibolu - Gallipoli
Cumhuriyet’in 80 Yılı
ARŞİMET
Ama Biz Unutmadık

Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git