
Siz Onur’u tanımazsınız. Okulda en sevdiğim arkadaşımdı. Ne zaman bir konuda yardıma ihtiyacım olsa, yanımda yer alırdı. Okulda zaman zaman giysilerimizi de paylaşırdık. Benim kazağımı o giyer, onun gömleğini de ben giyerdim. Hani derler ya “içtiğimiz su ayrı gitmezdi” diye, aynen böyle idi Onur’la arkadaşlığımız.
Kimi zaman birimizin cebindeki harçlık kururdu, diğerimizin cebindeki harçlığı paylaşırdık. Evden yatılı okulumuza ailemizden koli ile yiyecek erzak gelirdi. Ne gelse paylaşırdık Onur’la.
Her ikimiz de izcilik kulübüne üye idik. Beraber parmaklarımızı kaldırıp izcilik yemini ettik. Yaşımız gereği yavru kurt değil, ciddi izcilik teşkilatı için yaptığımız bu yemin, bir şekilde dünya izcilik teşkilatına da posta ile gönderilmişti. İyi bir izcinin, iyi ahlaklı olması gereği, izciliğin olmazsa olmazlarından, en önde gelen özelliklerden biri idi. Derslerimizin yanında izcilik, en sevdiğimiz uğraşı dalından biriydi. Hafta sonraları bazen çadırlarımızla dağlara , ovalara giderdik. Kimi zaman ise Kayseri Şeker fabrikasının büyük arazisinin içinden akan billur derenin yanında kamp kurar, doğa ile başbaşa bir hafta sonu geçirirdik. İkişer kişilik çadırlarımız vardı. Biz Onur’la aynı çadırı paylaşırdık. Çadırlar, ortada yanan kamp ateşinin etrafına kurulur, gecenin geç vaktine kadar sohbet edilip, sonra uyunurdu.
Aileden uzakta yatılı okuduğumuzdan her çadırda konuşulan konular birbirine çok benzerdi. Kimi izciler yakın arkadaşları ile kan kardeşi olurlardı. Bilmem hatırlar mısınız kan kardeş olmak için iki arkadaş çakıları ile ellerinde bir yerlerini kesip akan kanları birleştirip tadarlardı. Böylece kan kardeşi olurlardı. Biz Onur’la kan kardeştik. İnsanın bir yerini çakı ile kesmesinin cesaret isteyen bir davranış diye düşünürüm. Onur’la kimi zaman Büyük Sinema’ya beraber giderdik. Sinemada acıklı bir film oynadığı zaman her ikimizin de gözlerinden yaş gelirdi, ancak bir birimize çaktırmazdık. Yaramazlık yaptığımızda, birimize verilen cezaya itiraz eder, her ikimiz de cezaya kalırdık. Müşterek başarıda ödül sadece birimize geldiği zaman kabul etmez, her ikimizin de ödüllendirilmesini isterdik. Bu davranışımızı öğretmenler de bilirdi. “İşte tipik bir Onur’lu davranış” derlerdi.
Her ne kadar tam doğruyu yansıtmasa da, herkesin kabul edip dillendirdiği Abdullah Gül ve Recep T. Erdoğan ile başlayan Adalet ve Kalkınma Partisi macerasında, Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına burulan SerVekilin, Gül’ün ikinci kez Cumhurbaşkanlığı adayı olmasının önünü kesmek için hazırlanan kanundaki yasaklama maddesinde, baş rolü oynamasını kanımca kimse unutmadı. Dava arkadaşlığına güvenen Gül “Böyle bir yasa beni rencide eder” diye hissiyatını dile getirmiş, ancak kendisini engelleyen yasayı Cumhurbaşkanı olarak tereddüt etmeden onaylamıştı.
2014 yılında Gül’ün görev süresi bitmeden evvel Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Kurulunun yaptırılması ile Gül’ün partiye geri dönüp Parti başkanlığına talip olma olasılığının engellenmesini iyi değerlendirmek gerekir diye düşünürüm. Bu konuda bir gazeteciye ‘Gül Cumhurbaşkanlığına tekrar aday olabilir, neden olmasın’ diye verdiği bir demeç sonunda Gül’ün basın danışmanı Ahmet Sever işini kaybetmiştir. Bence oynanan bu oyunlar en az Güneş Motel kadar onursuz sayılabilir.
Gelin değerlendirelim, bir partinin demokrasi kulvarında seçimlere girebilmesini sağlamak gayesi ile, iktidar tarafından oynanabilecek bir oyunun engellenmesi adına vekillerin yer değiştirmesi, bence çok Onur’lu bir davranış diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.