
Devlet teorisinde önemli bir yer tutan bahçeci devlet modeli şuanda yaşadığımız dünya kargaşasına biraz olsun ayna tutuyor aslında. Bunu anlamak için öncelikle bahçeci devlet anlayışını anlamamız gerekir.
Bauman Bahçeci Devleti şu şekilde açıklıyor:
“ Modern Devlet, egemenliğindeki insanları, aklın yaşadıklarıyla uyumlu, düzenli bir topluma dönüştürmek için onları kapsamlı bir şekilde incelmeyi misyon edinmiş, kutsal bir cihat gücü olarak doğdu. (…) bu ölçütlere göre, nüfusu ikiye böldü: Beslenecek ve özenle çoğaltılacak faydalı bitkiler ve yok edilecek ya da kökünden sökülecek yabani otlar.”
(1) Bu bahçeci devlet tasviri “holocaust” un kendisi olarak tanımlanmaktadır; toplumu böyle bir bahçe olarak tasvir edip, onu yeniden düzenlemek, şekillendirmek yeniden peyzajını yapmak. Tarihte Hitler, Almanya’ da peyzaj mimarlığı yapmış, kendi istediği bahçeyi oluşturmak adına ayrıksı otları temizlemiş, böylece nadide çiçeklerin zarar görmesini engellemiştir. Ayrıksı otlar, bahçedeki nadide çiçeklerin de soyunu tehlikeye atar, onların uyumunu bozar. Bu yüzden de ari ırkın bozulmaması adına, Alman ırkını bozan unsurları yok etmek, ayıklamak gerekmiştir. Nazi Almanya’ sında Yahudiler ayrıksı otlar olarak tanımlansa da çingeneler, sakatlar ve eşcinseller de toplumdan ayıklanması gereken gruptan sayılmaktaydı.
Nazi Almanya’sından günümüze geldiğimizde yukarıda sayılan bazı “azınlık grupların” ayrıksı otlar misali toplum dışına gettolara atıldığı söylenebilir. Gelinen noktada artık herhangi bir gruba karşı soykırımın en büyük insanlık suçu olduğu anlaşılmıştır, dolayısıyla artık holocaust yerine onlara günlük yaptırımlar uygulanmaktadır. Ayrıksı ot olmanın bedeli toplumdan dışlanarak, onları gettolaşmaya mahkûm ederek ve ağır hak ihlalleri ile ödetilmektedir. Örneğin eşcinsel olarak var olabilmek, bu durumda kendin olabilmek ya da kendin kalabilmek mümkün olabilir mi? Bir şeyleri hep yanlış yapmaktan korkan, korkak, ürkek, göz göze gelemeyen, korkmasa bile tedirgin olan birini görürseniz; daha dikkatli bakın derim. Belki o da fark edilmekten korkan, kıyafet alamayacak kadar kendine olan güveni gitmiş ve sürekli hata yapan/ yaptığı düşündürülen birisidir. Yok saymak, burun kıvırmak, hata tespit etmek benim baktığım pencereden çok zor da olsa, insanların büyük bir kısmı için çok kolay, adeta bir zanaat, çünkü bundan besleniyorlar. Kadınlar ve eşcinsellerin birbirini bu kadar iyi anlaması ve empati yapabilmelerinin nedeni de sanırım her an öteki olmaya aday olmaları. Eşcinsellerin görünür olamamaları, birbirlerinden ayrı yaşayamamaları, kadınların sesinin çok çıkamamasının nedeni de bu, bir adım sonra ayrıksı kabul edilip, ötekileştirilmeleri.
Sevgili ayrıksı otlar, varlığınızla hayat daha güzel oysa. Çok sevdiğim birinin de dediği gibi “You never apologize for being you”. Ve tanıdığım en naif “ayrıksı ot” bana bu yazıyı yazma cesaretini verdiğin için teşekkür ederim, bu da yeni başlayan dostluğumuzun bir nişanı olsun tıpkı senin söylediğin gibi…
1 Abdurrahman Saygılı, Kutsallık ve Rasyonellik Sarkacında DEVLET, İmaj Yayınevi, Ankara, 2014, s.196.