![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Türkiye’nin gerçek kimsesizleri: Atatürkçüler
Dolayısı ile, şirketin araştırma sonuçlarını bazı küçük sapmalar dahilinde doğru kabul edebiliriz. Araştırmada pek çok kayda değer soru ve bulgu var. Ancak benim en cok ilgimi çeken kısım “siyasi duruşunuz hangisi” sorusuna verilen yanıtlar. Şaşırdığımı itiraf etmeliyim, insanların kendilerini ait hissettikleri siyasi konumlar arasında Atatürkçülük %19,3 ile birinci sırada geliyor, onu %14,6 ile milliyetçilik izliyor. Muhafazakarlık %8,2 ile ancak üçüncü sırada kendine yer bulabilmiş. Daha ilginci AKP’nin politik çekirdeğini oluşturduğunu varsayabileceğimiz islamcı ve muhafazakar demokratların toplamı sadece %7,6 ediyor. AKP’nin başarısı, CHP’nin başarısızlığı AKP’nin başarısı da CHP’nin başarısızlığı da bu tablodan net bir şekilde okunabilir. Siyaset sahnesinde her partinin siyasi yönelimini belirleyen bir ana ekseni ve bu eksen etrafında örülen bir pratiği vardır. Partiler, bu pratikle olabildiğince geniş toplum kesimlerinin desteğini almaya çalışırlar. En önce kendilerine yakın olan kesimleri, devamında tarafsızları ve hatta belki daha uzak görüşlere sahip olanları. AKP kabaca %8’lik bir çekirdek üzerine inşa ettiği örgüt ve siyaset ile %45’e varan bir kitleyi peşine takmayı başarmıştır. En önce %3’lük dindarları, sonra %8,2’lik muhafazakarları, ve sonra fikrim yok diyen ve yanıt vermeyen toplamda %21’lik grubun büyük bir bölümünü. Sadece şu durumda bile %39’luk bir kitleden söz ediyoruz demektir. 7 Haziran seçimleri ile 1 Kasım seçimleri arasında AKP’nin kazandığı %10’luk destek ise büyük olasılıkla kendini milliyetçi veya Türk milliyetçisi olarak tanımlayan kesimlerden gelmiştir. Gelelim CHP’nin başarısızlığına. CHP Atatürk’ün kurduğu bir partidir ve ülkedeki Atatürkçüler herşeye rağmen oylarını hala CHP’de birleştirmektedir. Parti bayrağı Atatürkçülüğün altı ilkesini temsil eden altı oktan oluşan, tüm parti belgelerinde Atatürkçülüğün altı çizilen CHP, Atatürkçüleri temsil etme iddiasında olan bir partidir. Yani tabloya bakacak olursak %19,3 ile toplumun en geniş kesimini. CHP’nin oturduğu taban alanı bununla da bitmemektedir. Kendini sosyal demokrat olarak niteleyen %4,6 ve laik olarak niteleyen %2,6 da kesinlikle CHP seçmeninin ana eksenine dahildir. Bunların toplamı %26’yı geçmektedir. Demek ki CHP, bırakın peşine başka görüşlerden veya görüşü olmayan birilerini takmayı, kendi elindeki çekirdeğe bile sahip çıkamamaktadır. Bu hesaba milliyetçileri dahil etmiyorum bile. Hadi kendine Türk milliyetçisi diyenleri bir yana bırakalım, milliyetçilik CHP’nin altı okundan biridir ve toplumun %14,6’sı kendini milliyetçi olarak nitelemektedir. Bu kesimi de CHP’nin çekirdeğine ilave ederseniz karşınıza %40 gibi devasa bir oran çıkar. AKP, %8’lik çekirdeği ile %50’ye ulaşmayı başarırken CHP %40’lık çekirdekle %25’e ancak varabilmektedir. CHP açıkça başarızdır. Çünkü CHP’nin akıl hocaları, Türkiye gerçeğini bilmeyen, halkı tanımayan danışmanlar, yönetim kademelerine paraşütle inen, hayatında tek bir ilçe örgütüne adım atmamış yöneticiler CHP’yi inatla yanlış bir yola sürüklemiştir. Şu istatistik tablo orta yerde duruken CHP’yi hala HDP’ye yakınlaşmaya zorlamak, Atatürk posterlerini, Türk bayraklarını indirenleri övüp, Atatürkçülüğe, ulusal değerlere sahip çıkmayan çalışanlara “faşist” demek hangi akla hizmet etmektedir? Türkiye’nin kimsesizleri: Atatürkçüler CHP’yi bir yana bırakıp, Atatürkçülere dönelim. Hiç bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde şu cümleyi kurabiliriz: bugün Türkiyenin en sahipsiz kesimi Atatürkçülerdir. Verilere göre Atatürkçüler, laikler ve sosyal demokratların oranı %26’yı geçmektedir. Ülkemiz, toplamı %10’u bile bulmayan islamcı azınlığın istekleri doğrultusunda yeniden dizayn edilmekte, en az %26’lık ezici bir grubun arzuları, hakkı, hukuku hiçe sayılmaktadır. Ülkenin en kalabalık siyasi grubunu oluşturan Atatürkçüler adeta herşeyin sonu gelmiş gibi, kendi kendilerine hayıflanmakta, umutsuzca içine kapanmaktadır. Evet, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinde Atatürkçüler kimsesizdir, sahipsizdir. Liberallerin, Kürtçülerin, çakma solcuların her fırsatta “faşist” diye hakaret ettiği, “beyaz Türk” diye şeytanlaştırmaya kalktığı, yazar takımının “Starbaksçı orta sınıf” diye aşağıladığı, TC-Ayten diye alay ettiği bu insanlar ülkenin en savunmasız, sosyal ve siyasal olarak en çok ezilen kesimini oluşturmaktadır. Ülkemizin çok bilmiş sözde aydınları Atatürke ve Atatürkçülere sövmeyi bir maharet bellemiştir. Kitaplarını Atatürkçülere satarlar, oyunlarını Atatürkçüler izler, CHP’li belediyelerin kültür-sanat olanakları olmasa bırakın böyle caka satmayı nefes bile alamazlar; ama her fırsatta dönüp yine Atatürkçülere çakarlar. Çünkü onların sahipsiz olduğunu, ne deseler sineye çakileceğini, en kabasından Tivitır’a iki Atatürk resmi koyarak zevahiri kurtaracaklarını bilirler. Bırakın Atatürk gibi bir sembol ismi, sıkıysa Tayyip Erdoğan’a yönelik iki olumsuz laf edin, bakın bakalım ondan sonra AKP belediyeleri sizi kapıdan içeri bastırıyor mu? Ama Atatürk’ü ve Atatürkçüleri savunacak bir siyasi irade yoktur. Sövenlerin hayatında hiç bir değişiklik olmaz, yanlarına kar kalır. Dikkat edin, yıllar boyunca Atatürkçüler hep Kürtlerle (daha doğrusu PKK ile) ilgili konularda sessiz kalmakla itham edildi. PKK’nin yaptığı her “demokratik açılımda” neden destek vermiyorsunuz diye adeta yakalarına yapışıldı. Kendi kayıplarını anlamlarına dahi izin verilmedi, “neden falancayı da anmıyorsun”, “neden falan yere sessiz kalıyorsun” diyerek itip kakıldı. Biliyorsunuz, bir insanı söylemediği ya da yapmadığı bir şey için suçlamak açıkça faşizmdir. Her gün AKP faşizminden şikayet edenler faşizmin en adi taktiklerini Atatürkçülere karşı kullanmaktadır. AKP iktidarının ilk günlerinden beri Atatürkçüler hiç yanılmadılar, kaygıları hep doğru çıktı. Ergenekon, Balyoz vb FETÖ operasyonları ile entelektüelleri, bürokratları, subayları hapislere atılıp ölümlere sürüklenirken, etnikçi liberaller ve çakma solcular %5’lik islamcılarla beraber alkış tutuyor, demokrasi marşları söylüyordu. Şimdi aynı insanlar, bu sefer başka bir cepheden yine Atatürkçülere düşmanlık ediyorlar. Dinciler, etnikçiler ve çakma solcular aynı ortak paydalarını koruyorlar, o payda Atatürk düşmanlığı ve Atatürkçülere duydukları nefrettir. Toplumun en geniş kesimini oluşturan Atatürkçüler siyaset sahnesinde varlık göstermek zorundalar. En başta siyasi iradelerini teslim ettikleri CHP’yi bu açıdan sorgulamak zorundalar. Neden son beş altı yılda Atatürkçü düşünceleri ile öne çıkan pek çok isim CHP’den tasfiye edildi? Neden CHP yönetimine liberaller doluşturulurken Atatürkçüler özenle uzak tutuldu? Neden ülkenin bağımsızlığını ilgilendiren terör ve benzeri olaylarda CHP yeterince sert bir tutum almıyor? Neden CHP halkçılığı, milliyetçiliği ve özellikle de devletçiliği çöpe atmış gibi görünüyor? Neden CHP kendi içinde Atatürk’e yapılan saygısızlıklara net tavır almıyor? Evet, Atatürkçüler Tüm bu soruları CHP’ye yüksek sesle sorup yanıtlarını da takip etmek zorundalar. CHP bunlara yanıt veremiyor mu? O zaman da CHP’den başka bir yol bulmaya mecburlar. Gezi günlerinde onbir milyon insan sokaklara taştı, ancak AKP yıkılmadı. Bu AKP’nin başarısından ziyade bizlerin örgütsüzlüğü ile ilgilidir. Unutmayalım sayıca ne kadar kalabalık olursanız olun iktidara uzanacak bir örgütten yoksunsanız, ezilmekten kurtulamazsınız. Atatürkçülerin bugün içinde bulunduğu da tam olarak böylesi bir durumdur. Gaffar Yakınca Gaffar Kimdir ? Bugün orta ve eski kuşak Malatyalılara, “Nasıl bilirdiniz Gaffar’ı” diye sorduğunuzda, eminim hepsi de, aynı sevecen hasretle anımsar onu. En başta da Gaffar’ın o “herbirşeyi ortada” halini tabi. “Esnafın eğlencesiydi” demiştim ya, boşa etmedim o lafı. Bakın o zamanın çarşı esnafı, sanki marifetmiş gibi, nasıl ballandıra ballandıra anlatır Gaffar’ı. “Garibanı alır önce bir güzel giydirirdik. Giyinince kendine süzüle süzüle bir bakardı ki, deme gitsin. Boşuna giydirmezdik ama… Asıl derdimiz ona giysilerini yırttırmaktı. “Ulan Gaffar o geydiğin ölü malı” dememizle başlardı üstünü başını yırtmaya… Ortada anadan doğma kalırdı öyle… Biz giydirir salardık komşuya, onlar yırttırırdı, komşu giydirir salardı üstümüze, biz yırttırırdık. Böyle, eğleşirdik işte. Ama Deli Gaffar bu… Laf anlar mı, adı üstünde… Deli işte… Çırılçıplak kaldı mı, kalmazdı öyle yerinde… Bu kez gider mahallede kıza, kadına gözükürdü. Kadınlar da taşlar, kovalarlardı, “de kına* denksiz” diye. …… Bizler cemaat sistemimizi, eğitim yaşantısından, kurumlarımızın diğer tüm alanlarının mekanik ve dinamik yapılarına kadar, sorgulamaya ve düzeltilmesi için katkıda bulunmaya çalıştıkça, önümüze çekilen seti, bize sunulan ölü elbisesi olarak nitelendiriyoruz. Kimse giydirmeye teşebbüs etmesin…Yırtar parçalarız…Masum çıplaklığımızı da sonuna kadar koruruz. (*) Ermenice “Defol git denksiz” manasında Hrant Dink ‘in AGOS’un ikinci yılı sebebiyle kaleme aldığı “Mahallenin Delisi” başlıklı yazısından alınmıştır. Anısına saygıyla.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |