A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Anarşist Bir Sufi: Mevlana

Kategori Kategori: Felsefe | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Prof.Dr. Şahin Filiz | 29 Kasım 2014 01:31:19

Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam başta olmak üzere tüm dinlerde kutsal metin-mistik yorum ikilemi vardır. Tanrı-insan, din-insan ve kural-yaşam ikiliklerinin, dinlerin en ilginç yönü olan mistisizmle aşılma çabaları, neredeyse söz konusu dinler kadar eski tarihlere dayanır. Mistisizm, dini metinlerin kuralcı teosentrisizmine karşı, insana dair hermeneutiğin ve yaşam pratiklerinin antroposentrik tepkisidir.

İslamiyet’te bu tepkinin adı, sufizm ya da tasavvuf olarak bilinir. Kur’an ve Peygamber’in hadislerinden kalkarak tarih boyunca üretilen dini ya da dine mal edilmiş kurallar bütünü, insan tekinin Tanrı ve Tanrısal olan karşısındaki görevlerine odaklı sıkı yönergeler manzumesini oluşturmuştur. İnsan, Tanrı’ya göre tanımlanmış; insan olmanın koşulları, Tanrı’nın kendince yüklediği düşünülen kural ve kaidelerle belirlenmiştir. Bu da, “daha çok Tanrı, daha az insan”a doğru eviriliş geleneğini kutsallaştırmıştır. Sufiler, felsefeyi bile “elden geldiğince Tanrı’ya benzemek ya da Tanrı’nın ahlakıyla ahlaklanmak” diye tanımlarken, “daha çok insan, daha az Tanrı” ya doğru bir karşı-eviriliş sürecini yaratmaya çalışmışlardır. Fıkıh kurallarının belirlediği din ile sofiyane din, birlikte ama çatışarak var olagelmiştir. İlkinde, dini Allah adına yorumlama iddiasında bulunulurken yorumlayıcı yine insandır; ikincisinde, yorumlayıcı aynı şekilde insandır ama insan adına yorumlamaktadır. İlki, görünüşte Tanrı’dan insana; ikincisi hakikatte insandan Tanrı’ya gidişin ifadesidir. İlkinde, insan özgürlüğü Tanrı adına yorumlayan bir başka insana devredilmekte; ikincisinde ise, özgürlük insan adına Tanrı’ya devredilmektedir. Ne ki Tanrı’ya devredilen özgürlük, insanın istediği ve belirlediği kadardır. Devredebilmenin kendisi, başlı başına bir özgürlüktür.

İslam Sufizmi, işte insandan Tanrı’ya uzanan özgürlük mücadelesinin başka bir adıdır. Buna kısaca anarşizm diyebiliriz. İslam sufileri anarşist din yorumcularıdır. Liberteryen dindarlık örneğini oluştururlar. Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli, tasavvuf tarihinde en göze çarpan, çok bilinen ama anarşist oldukları çok fazla akıllara getirilmeyen en önemli sufilerdendir.

Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli Neden Anarşisttirler?

An- eki Yunanca’da –sız, siz anlamına gelir. Archos ise, yönetim demektir. Buna göre “anarşizm, “yönetimsizlik” olup erke, otoriteye ve tahakküme karşı çıkıştır. Devletsizlik ve şiddetsizlik, bazı kolları hariç, anarşizmin en temel özelliklerindendir. Bu yönüyle politik felsefedir. Ancak bizi ilgilendiren, bireyin özgürlüğü anlamındaki anarşizmdir. Politik felsefe olarak devletsizlik ve yönetimsizlik ilkelerini, bireye ve bireysel yaşama uyguladığımızda, bireyi her türlü baskı, belirlenim ve otoriteden bağımsız olan bir insan teki diye tanımlamak yanlış olmayacaktır.
İslam tasavvuf felsefesi, fıkıh kurallarına göre değil, sufinin dini yaşama tecrübesine göre insan tanımı yapar. İnsan, kurallar ve otorite karşısında özgürdür. İfade ve eylem özgürlüğü, Tanrı ile doğrudan kurduğu mahrem ilişki ile ortaya çıkar. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat, maşuk olan Tanrı’ya ulaşmada geçilen aşamalar; kat edilen yollar; kullanılan araçlardır. Araçları kendine göre belirleyen de onları geçip sevdiğine ulaşmaya çalışan da yine sufidir. Düştüğü yolun, aldığı mesafenin, belirlediği aşamaların tek otoritesi, sadece kendisidir. İstediği gibi düşünür; istediği gibi davranır. Kendi ile Tanrı arasına, ne şeriati, ne de tarikati koyar. O ve Hakikat, vardır. Hakikat ise, Tanrının ta kendisidir. Tanrı ile kendisi arasına perde olan tüm dini bürokrasi ortadan kalkmıştır. Hâkim o, mahkûm da odur. Varlığını düşünce ve eylem olarak en son, Tanrı’da bulur. Her insan aslında, kendi cürümü ve varlık sınırı kadar Tanrı’yı bilir.

Mevlana da, Tanrı’yı, Tanrı’nın sınırları kadar değil, kendi sınırları kadar bilir, sever ve O’nca davranır. Tarihsel sürecin hızına yetişilemeyen koşullarına karşı, değişmediğini sandığı donmuş kurallarıyla fıkıh, Tanrı’yı tarihte dondurarak tanımlar. O’nu da kendisi gibi tarihselliğe mahkûm eder. Oysa Tanrı’ya, kural olarak değil, sürekli varoluşu ve eylemi gerçekleştiren insan olarak, ancak ayak uydurulabilir. Aksi halde, insan ilimle, imarla, düşünce ve eylemle durmaksızın akıp giderken, kurallara sıkıştırılmış “sabit” ve “ruhsuz” bir Tanrı, özgürlüğün değil, kölelik ve mahkûmiyetin abidesi olarak kalacaktır.

Mevlana’nın Rubailerini Türkçemize kazandıran merhum Şefik Can, Önsöz’ünde şöyle diyor:
“Mevlana son derece hür fikirlidir. Fakat ondaki bu fikir hürriyeti, herkesin bildiği, herkesin anladığı fikir hürriyetinden çok daha derin, çok daha engindir. O bambaşka bir hürriyettir. Ondaki bu fikir hürriyeti dinin, imanın, hakikatin, aşkın özüne, sırrına tam bir bilgiye, tam bir inanca varmış olmasındandır”.

Mevlana, birey olarak düşünce ve ifade özgürlüğünü sonuna kadar kullanmıştır. Düşündüğünü ve hissettiğini korkmadan, çekinmeden söylemiştir. Söz ve davranışlarında, herhangi bir tereddüde yer bırakmamış, “el alem ne der” takıyyesine sığınmamıştır.

İslam dünyasında aşkı, düşünce ve yaşamında belirleyici bir değer, biricik varoluş yolu olarak işleyen ikinci bir filozof, hatta sufi göstermek kolay değildir. Sırf Rubailer’inde 90 beyitte aşk sözcüğünü bizzat anıp uzun uzadıya anlatmıştır. Bu gün bile aşk ile cinselliği aynılaştırma geleneğini sürdüren İslam toplumları için aşk, yasaklı bir kelimedir. En çok Allah aşkı söz konusuysa, cevaz verilir. Mevlana üzerine yazılan abartılı, şaşalı ama içi boş bazı roman ve yazılarda bile, Mevlana’nın aşkı eğilip bükülür; şeriatın ruhsuz kuralarına vurulur. Örneğin İbn Teymiye (ö. 1328), aşkı sırf cinsellik olarak görür.

Mevlana’ya göre aşk, “bizi doğurandır”, “ her şeydir”, “ kötü huylar aşkla tatlılaşır”, “ aşk mezhebinde küfür de iman da birdir”, “aşk bizimle nefes alır”, “aşk kaydında olan baş kaydında değildir”,” sonsuz bir denizdir”

Aşk olmasa, insan ne demeye ve ne zoruna dünyaya gelebilirdi? Aşk her şey olmasa, ne hayat, ne ölüm, katlanmaya değer miydi? Tüm kötü huylar aşkla tatlanır; değişip güzelleşir. Aşk, kötüyü iyileştirdiği için, ikilik kalmaz; iyi de birdir, kötü de. Aşık, maşukunda ikilik görmez. Hakikat tekleşir, tıpkı Tanrı varlığındaki teklik ve birlik gibi. Maşuk, insan olmuş, Tanrı olmuş, fark etmez. Çünkü aşk, aşık olabilen biz insanlarla nefes alır. Aşka düşen bir kimse, baş kaygısı taşımaz. Başını, aşktaki özgürlüğün yoluna feda etmiştir. Aşk bir deniz olduğu için, hiçbir kayıt ve kural tanımaz.

İşte Mevlana, bir aşk anarşistidir. Aşıkın maşuku, Tanrı ya da insan olabilir. Çünkü tüm aşkın her cilvesi, her çeşidi, kayıttan ve kuraldan azadedir.

Mevlana'nın anarşist sufiliği sadece aşk nazariyesi ile sınırlı değildir. Dinde otorite ve kural bağlayıcılığının karşısına aşk teorisi ile çıkarken, aşk özgürlüğünü bireysel yaşamına da uygular. Aşk beşeri ya da ilahi olsun, kural ve sınır tanımazlıkta, erk ve tahakküm bilmezlikte müşterektir.

Mevlana sadece Hak aşığı değil, halk aşığıdır da. Daha doğrusu, insana, kadına aşık olmuştur. İnsana aşık olamayanın; özgürlüğü beşeri aşkla tadamayanın, ilahi aşkın özgürlüğüne vasıl olamayacağını, her insan gibi, hatta pek çok insandan daha iyi bilen yine Mevlana’dır. Şeriat’ın kuralcılığından hakikatin özgürlüğüne sığınan bir insan, nasıl olur da bir kadına aşık olmaz? Ama gel gör ki, 13. Yüzyıl’ın Konya’sında Mevlana gibi göz önünde bir Tanrı dostunun bir kadına aşkını açık etmesi, bu günün Türk toplumunda gizli kameralarla “özel hayatlar”ın faş edilmesinden doğan muhtemel akıbetlerden daha çok riskli ve tehlikeliydi. Mevlana  anarşistti; özgürdü ama bir o kadar da tedbirli idi.

Menkabelerde erkek diye görünen Şems-i Tebrizi lakaplı kadına olan aşkını, Tanrı’ya duyduğu ilahi aşk kadar, göğsünü gere gere özgürce dile getiremiyordu. Ancak, adı ister Züleyha, isterse Zühre olsun, menkabelerde binbir türlü karartmalarla kadınlığı gizlenen Şems, Mevlana’nın aşık olduğu kadından başkası değildi. Aşkın beşeri yüzü, Şems’te tecelli etmişti.

Mevlana’nın deyimiyle, “dilber dudaklı, ay yüzlü, savruk saçlı”, bir erkek değil, olsa olsa bir kadındı. Bir çok beyitlerde Şems’e düzülen methiyeler, bir erkeği değil, kadını anlatıyordu. Aşk sözcüğünü, tarihinde neredeyse tüm literatüründen kovan İslam dünyasında, koskoca Mevlana’nın aynı zamanda bir kadın için telaffuz etmiş olması, kadına şiddeti hala dinden sayan bir topluluk için elbette alışılacak bir durum değildir. Şaşılacak bir hal olması kaçınılmazdır. Çünkü İslam toplumlarında kadın sevilmek için değil, korunmak içindir. Onu korumak için şiddet, ilk tercih edilen yöntem diye bilinir ve uygulanır.

Şems, bir kadındı: “Dünyalar güzeli, Mevlana’sından başkasını gözü görmeyen Züleyha idim. Cübbeye, sarığa büründüm, Şems diye göründüm.”

Mevlana hem beşeri, hem de ilahi aşkla, bireyin düşünce ve eylem özgürlüğünün yolunu açan anarşist sufiliği kurumsallaştırmıştır.

Özel hayatın dokunulmazlığına ilişkin sınırlar, Mevlana’da resmi nikahla değil, her türlü resmiyetten arınmış aşkla çizilir.

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 8 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Turkey’s Looming Dictatorship | Türkiye diktatörlüğün eşiğinde
Üst üste 5 kez en mutlu ülke seçilen Finlandiya'nın sırrı ne?
BARIŞ KARIŞ KARIŞ
Katar ve 'OneLove' kol bandı!!!
O stadyumlar için 6 bin 500 işçi öldü... Nasıl seyredeceksiniz?

Türkiye'den AB ülkelerine yapılan iltica başvurusu rekor kırdı
İmamoğlu'na hapis cezası kararı dünya basında…
Katar'ın rüşvet iddiası: Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Kaili ile birlikte 5 kişi gözaltına alındı
Almanya Türkiye'den imam gönderilmesine son verecek
Almanya Holodomor'u soykırım olarak tanıyacak

Türkiye'nin en büyük zincir marketlerinin sermaye yapısı nasıl?
Gıda enflasyonunda OECD ülkeleri arasında Türkiye zirvede
“ Eat. Play. Cash back”
ŞİRİNKFLASYON
Konya kart batağında, Hakkari bankaların takibinde

Kocaman bir aile gibi
Yeni Zelenda: 2009 sonrasında doğanlara sigara yasağı
Avrupa’nın ardından ABD’de maymun çiçeği virüsü alarmı
Ötenazi makinesi “Sarco” İsviçre’de yasal oldu
Yananlar

Değerli Dost Aydınlık Yürek - HASAN MEYZİNOĞLU
“ŞAİR LÂFI”
"Goblin Modu", “Metaverse”, “I Stand With”
YENİDEN E-KİTAPLARIMIZLA
Peter Gerasimon’un Avustralya Güzelliklerini Gösteren 21 Tablosu

O kadar da şey etmeyin yani
Sandık Lekesi
Seni Kaldır Beni Kaldır…
Yenilenmek
Injured

Doğayı korumak için 'tarihi' anlaşma
Avustralya tehlike altındaki türleri korumak için kolları sıvadı
Akdeniz’e Türkiye’den günde 144 ton plastik atılıyor
Avustralya’nın doğası hiç olmadığı kadar tehlike altında
Dünya 2,4 derecelik bir sıcaklık artışına doğru gidiyor

Su ve deterjan olmadan çalışan bir çamaşır makinesi
Akıl okuyabilen robot tasarladılar
Sanal Gerçeklik, Artırılmış Gerçeklik , Metaverse, Sanal Uzay Nedir?
Apple'dan iPhone Uygulamalarına Dev Zam: 1 Dolarlık Uygulama 17 TL Oldu
Yapay Et Şirketi Üretime Hazırlanıyor

UÇAN KÜÇÜK ŞIRINGALAR
Kanser hücrelerini öldüren virüs hastalar üzerinde olumlu sonuç verdi
Çin'de havadaki Covid-19'u tespit eden maske geliştirildi
Orta Çağ'da Bir Mühendislik Dehası Cezeri
Tarihi değiştirecek yazıt… İlk kez geçiyor

Dünyada tutuklu gazeteci sayısında rekor
Türkiye'den AB’ye ilticalarda rekor artış
Umut yolunda 29 bin ölüm
Dünya genelinde 771 milyon kişi okuma yazma bilmiyor
Türkiye’de en mutlu insanlar Ege’de yaşıyor

FAHRİ PETEK SERGİLERİ VESİLESİYLE : “Fotoğrafcılık Bende Çok Eski Bir Tutkudur”
Yepyeni
AFTER MATCH (MAÇTAN SONRA)
KÂBUS
Gönül makamından Gülizar’a seyir

UNUTAMAM
ÇOCUK
TAHT-I REVAN
HİPOKRAT,
İSTANBUL

Amerika’da Ayrımcı Politikalar ve Siyahi Mücadele Tarihi
Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git