A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Bir Yarış Sonrası

Kategori Kategori: Yaşam | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Metin Atamer | 05 Ağustos 2014 01:09:07

Her öykünün bir başlangıcı vardır ya, işte benim bu haftaki öykümün de başlangıcı seneler önceye dayanır. Lise çağlarımda yazları Heybeliada’ya gittiğimizde plaja iner, serbest stil yüzen gençleri seyrederken, gıpta ederdim. Ben suyun üzerinde durmayı bilebilecek kadar yüzmeye vakıftım yalnızca. İlk sene plajda bir hafta veya on gün güzel yüzen insanları seyrettim.

Ben de yapabilir miyim diye kendimi sınamaya karar verip, bir sabah erkenden plaja gittim. Seyrettiğim şekilde yüzmeye çalıştım. Her kulaçta nefes alıp suyun içine bırakmayı denedim.

Netice istediğim gibi idi. Heybeliada’daki plaj, U formunda iskelelerden oluşan bir havuz şeklinde idi. Bir ucunda ise tramplen yeri vardı. Hatta bu köşeden Rahmetli İsmet İnönü dillere destan çivilemesini yapardı. Bizler de denizde, onun etrafını kuşatıp, yardım amaçlı hazır dururduk. İşte o havuz şeklindeki yerde birkaç kez gidip geldim. Tamam, dedim, bu yoğurt maya tuttu. Kısa bir zamanda bir sahil çocuğu görüntüsünde yüzmeye başlamıştım. Daha sonraları Kaşıkadası ile Heybeliada arasında yüzme denemem oldu, bunu Burgaz ile Heybeliada arasında yaptığım denemeler takip etti. Her iki ada arasında iyi bir akıntı vardı ve bu akıntı insanı çok yorardı. En son olarak  Büyükada ile Haybeliada arasında dört arkadaş yüzmüştük. Bu iki ada arasındaki akıntının da hatırı sayılır olduğunu unutamam.

Senelerdir İstanbul Boğazını yüzerek geçmeyi düşlemiştim. Hiç bir sene kısmet olmamış, müracaatta geç kalmıştım. Geçtiğimiz sene Ankara Üniversitesi Spor kulübünün Masters yüzme takımında yüzmemi isteyen gençleri kırmadım. Kulübün sporcusu olmak için gerekli işlemleri tamamladım ve zaten havuzda günlük idman yaparken, Masters Yüzme yarışlarına da katılmak cazip gelmişti. Geçtiğimiz sene girdiğim yarışlarda başarı sağlayınca, Boğaziçi Maratonunda müracaat ettim. Geç kaldığım için, gelen seneye dediler.

Bu senenin başında Milli Olimpiyat Komitesi müracaat sayfasını açınca, formu doldurup gerekli dokümanları da yolladım. Sağlık raporu almak, hele bizim yaşta biraz zor oldu. Katılımcıları üzmeden, gelen yoğun talebi de karşılayarak bu işin üstesinden gelen komiteden, bone numaramı alınca dünyalar benim oldu. Yarım asırlık hayalim gerçekleşecekti.

Üşümemek adına yurt dışından yüzme giysisi getirten kızım, çeşitli gözlükler temin eden oğlum, velhasıl bütün imkanlar bu yarışa katılmam için mevcuttu. Yarışın bir gün evvelinde, Kuruçeşme’deki kayıt yerinde uzun kuyrukta beklemenin insanı yüzmekten daha yorduğunu söyleyebilirim.

Pazar günü yarışma saatinden birkaç saat evvel gelip gerekli işlemleri yerine getirdik. Elimizde bir katılım numarasını yazan bir bone, ayağımızda bir bez terlik, ayak bileğimizde bizi tanımlayan bir elektronik bileklik,  üstümüzde mayodan başka bir şey kalmadı, ellerimizde ise tanıtım kartları vardı. Bizi yarışın başlangıç yerine götürecek vapura binmek için sırada beklemeye başladık. Hani celepler kesilecek koyunların başına gider, koyunlar da itiraz etmeden celebi takip eder ya, işte durum böyle bir şekil arz ediyordu. Güle oynaya vapura binmeye başlamıştık.

Vapurda sporcular kesif bir şekilde vücutlarına vazelin ve kapsolin gibi koruyucu kremler sürmeye devam ederken, vapur düdüklerini çalarak hareket etti. 1749  sporcu kurbanlık koyun gibi Kuruçeşme’den  yola çıktık.   

Bir süre sonra Kanlıca vapur iskelesine yanaşıp iskeleye bağlandık. Bir romorkör küçük kare dubalardan teşkil edilmiş bir platformu vapurun boğaza bakan boş tarafına bağladı. Milli Olimpiyat Komitesinin bulunduğu özel motor yaklaştı. Havada dört pervaneli kamera helikopteri, sahil güvenlik helikopteri, sahil güvenlik tekne ve botları, tam techizatlı sualtı timleri, Sahil Sağlık Ambulans teknesi ve daha sayamıyacağım birçok güvenlik tekneleri start verilecek yerin etrafında turlamaya başladılar. Sporcular ve bilhassa genç yarışmacılar platforma çıktıklarında Olimpiyat teknesinden bir tabanca patlaması ile yarış başlamış oldu.

Hani makarna pişirirsiniz, bir de soğuk suya atayım diye kevgirin üstüne dökersiniz ya, işte vapurdan çıkan herkes kendini Boğazın serin sularına böyle bırakmaya başlamıştı. Ben de kenara geldim ellerimle gözlüğümü tutarak atladım. Hedefim Fatih Sultan Mehmet köprüsünün Avrupa ayağını nişanlayıp, ortaya gelince Marmara’ya doğru yüzmekti. Akıntının beni iteklemesini böyle sağlıyabilirdim. İlk bir kaç yüz metreyi kısa bir zaman içinde aldım. Köprünün tam altına gelince her nefes alışımda baktığım  köprüden korkmadım desem yalan olurdu.

Buraya kadar iyi gidiyordu. İkinci hedefim Rumeli Hisarı’na doğru yüzmekti. Bunu yaparken idmanlı olmanın keyfi bambaşka idi. Hisari geçip Kandilli burnunu hedeflemek istedim. Kandilli burnundaki akıntı beni daha hızlı götürür diye düşünmüştüm. Nitekim bunda başarılı oldum. Fakat bu burundan sonraki girdapı hesaba katmamıştım. Yüzüyordum, ama daha ileri gidemiyordum. Derken ne oldu bilmiyorum girdaptan kurtulmuştum, ve Arnavutköy’e doğru yol almaya başlamıştım amma hala Anadolu yakası tarafındaydım.

Birden varış yerindeki beyaz çadırlar gözüme ilişti. Akıntı beni Marmara’ya götürmekteydi. Buradan kurtulmam gerekliydi. Bu nedenle geçmiş olduğum Arnavutköy’e geri yüzmeye başladım. Bu arada etrafımda bir kaç yarışmacı daha belirdi. ‘’Tamam’’ dedim kendime, ‘’doğru yöndeyim’’. Çıkış platformunu gözümle belirlediğimde, yarışta son elli metre mesafe kalmıştı. Arnavut köy istikametini bıraktım, çünki iki ayrı akıntının birbirine karıştığı yerdeydim.



Son bir gayretle çıkış platformuna doğru yüzerek ulaştım. Yukarı çıkmak için bekleyenlere yol vermek hususunda kibarlığımdan zaman kaybettiğimi anladım, ve hemen saldırıp platforma çıktım. Bileğimdeki elektronik aygıt benim derecemi okudu. Bu yarış artık sona ermişti. Bir rüya gerçekleşmiş, ben de İstanbul Boğazını bir yakadan ötekisine boydan boya 1 saat 14 dakikada geçmiştim. Bitiş yerinde hissettiklerimi tarif etmeye kelimeler yetersiz kalır. Bu nedenle bir kaç kelime ile söyle derseniz, katılın bu yarışa, siz hangi duygular içinde olursanız kelimelere dökün, onu da biz okuyalım  diye sözüm geldi söyledim hepinize.


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Yüzlerce öğrenciden ABD'yi terk etmeleri istendi.
Avrupa'da İmamoğlu çıkmazı: Çıkarlar mı değerler mi?
Ayaktayız
YÜRÜYÜŞ SÜRÜYOR
'Büyük Osmanlı Soygunu': 10 maddede Eric Adams davası…

Dünyadaki boykotlar: Kim neyi hedef aldı?
Trump üçüncü kez başkan olabilir mi?
CHP İmamoğlu ve erken seçim için imza kampanyası başlattı
ABD'de ulusal güvenlik skandalı ile gündeme gelen Signal nedir?
CHP neden boykot çağrısı yaptı?

Trump yeni gümrük vergisi tarifelerini açıkladı.
Avrupa’nın en az et yiyen ülkesi Türkiye: Fiyatlar 5 yılda % 1230 arttı!
Türkiye'de ekonomi bir kez daha belirsizlik döneminde
ABD-Çin hattında ticaret savaşı: “Soğuk Savaş’tan beri görülmemiş bir rekabet”
Canberra yenilenebilir enerjiye geçişi nasıl başardı?

Türkiye'de Covid-19 salgını yaşam süresini azalttı.
Uzmanlar uyardı: "Uzun yaşayanlardan tavsiye almayın"
Fahri Kiamil
İki annenin başlattığı akıllı telefon karşıtı hareket çığ gibi büyüdü
Afganistan'da onlarca arkeolojik alan buldozerle yıkılarak yağmaya açıldı.

MADELEİNE RİFFAUD, 1924-2024
KOLLEKTİF OYNAMALI KAZANMAK İÇİN
Oxford Sözlüğü yılın kelimesini seçti: Beyin çürümesi
"İNEK BAYRAMI" ekitap
Dünya tarihini şekillendiren 6 içecek türü

Yapay Zeka Felsefesi
Tutunarak kalmak mı? Bulanmadan donmadan akmak mı?
Tokyo’dan Hasanlar’a, Kudüs’te bir mahkemeden bizim buralara…
“KADERİMİZ DIŞARDAN YAZILAMAZ - DIŞARI KADERİ BELİRLEYEMEZ…”
Niyetime İlham

Dünyanın hareket halindeki en eski buzdağlarından biri yaban hayatı cenneti ile çarpışabilir
Yarasaların azalmasıyla bebek ölümlerinin ilişkili olduğu ortaya çıktı.
AB İklim İzleme Servisi: 2024 yazı kaydedilen en sıcak yaz oldu.
Akdeniz'deki yaşam yok oluşun eşiğine gelmiş.
Su üzerindeki iklim değişikliği baskısı Türkiye'yi su fakiri olmaya sürüklüyor.

Çin'in 10 yıllık yüksek teknoloji planı nasıl işledi?
Devrimsel Bir Teknoloji: Kaykay Şasi
Türkiye, kişisel verileri en çok sızdırılan 19.ülke
Apple otomobili ABD'de üretime bir adım daha yaklaştı.
Yaşgünün Kutlu Olsun James Webb Uzay Teleskobu

NASA'nın en kuvvetli teleskobu, evrendeki beklenmedik gelişmeyi ortaya koydu.
İncil'de sözü edilen mistik ağaç 1000 yıllık tohumla yeniden yetiştirildi.
Karıncaların 66 milyon yıldır tarım yaptığı ortaya çıktı.
Antik Mısır'daki popüler masa oyununun şaşırtıcı kökenleri ortaya çıktı.
At binmenin kökenine dair ezber bozuldu.

"Türkiye'de gazeteciler baskı ve yıldırma ile karşı karşıya"
Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından 2024 yılı yolsuzluk algı endeksi açıklandı!
Türkiye OECD’de gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu 4. ülke
2023 yılında Türkye’de çocukların cinsel istismarı hakkında 40.000'den fazla dosya açıldı.
Çalışanların geliri son 20 yılda azaldı.

Kakao Endüstrisinde Çocuk İşçiliği: Tadı Kadar Tatlı Değil
Dan O’Dowd, Tesla’nın Zehirli Kültürü, Başarısız Abartı ve BYD’nin Yükselişi Üzerine
ANALAR(IMIZ) SİZLER ÇOK YAŞAYIN
Amerika dış yardım yumuşak gücünden vazgeçiyor mu?
Zelenski: Kolezyum Politikasının Kurbanı

HİTLER Diye Biri
ZAMANI VAR
TASARRUF
DUR YOLCU
EMRİ HAK VAKİ

Mimar Sinan: Bir Dehanın Yükselişi ve Osmanlı Mimarisinin Zirvesi
İskandinav Göçleri ve Vikinglerin Avrupa Üzerindeki Etkisi
Hümanizm Nedir?
Osmanlı’da kahve kültürü, Osmanlı’da kahve isimleri..
Amerika’da Ayrımcı Politikalar ve Siyahi Mücadele Tarihi


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git