![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Uğur Hüküm
![]() Paris’te birkaç dostuyla kurduğu Radio Soleil’le yurttaşlarımızın sesi oldu ve bilhassa hapishanelerdeki vatandaşlarımızın sesini duvarların ötesine taşıdı. Mahkum yurttaşlarımızın kaç tanesi Uğur sayesinde vatanın sesini duydu, Ruhi Su’yu dinledi, Nâzım’dan şiirlerle sarsıldı, kitap edindi, dertlerini bir parça olsa bile unutabildi. Uğur ve çalışma arkadaşları onların herbirine birer pençere açtılar. Kimi özgürlüğüne kavuştuktan sonra Paris’e kadar ille gelip Uğur’u buldu ve ellerine sarıldı, kaldı. ![]() 1981 sonunda ve 1982 başında Yılmaz Güney’in Yol filminin seslendirilmesi aşamasında en belirleyici yardımcılarından biriydi. Bunu ve daha birçok şeyi hiç bir zaman kamuoyuna yansıtmayacak kadar da arka planda kalmayı tercih etti. Uğur çok hoş bir dost, çok iyi bir baba ( her birini en iyi biçimde yetiştirdiği iki çocuk sahibi) olarak aklımızda hep. Uğur’un aramızdan ayrılışı bu son aylarda Paris’teki yaprak dökümünün en beklenmeyeni ve aynı zamanda ölümün, bu kalleş, bu hain, bu alçak « beyazın » çevremizde dolaştığının en somut ispatı. Canımız çok sıkkın. Bu çok efendi, hakiki İstanbul Çelebisi ve sürekli güleryüzlü dostu unutmak nâ–mümkün. Melih Aşık’ın bana gönderdiği iletide belirttiği gibi, « Anısı geride kalanlara yol gösterici olsun. Kalplerde onunla ilgili güzel duygular kalsın. » Uğur’u en son Güzin Dino’yla vedalaşma törenimiz sırasında, 5 Haziran 2013’te, önce hastanede, sonra Thiais Mezarlığı’nda gördüm. Güzin’i ve Abidin’i en iyi tanıyanlardan biri olarak Uğur onlarla hep en iyi ilişkileri sürdürmüş Parisli dostlarımızdan biriydi. Güzin’in yattığı mekan, ardıçkuşu, kırlanğıç, bülbül ötüşleri ve yemyeşil çevresiyle aklımızda kaldı. O gün Uğur’la uzun boylu konuşamadık çünkü herbirimizin etrafında dünya kadar insan vardı, ama en yakınını yitirmiş iki kardeş gibi birbirimize sarıldık ve başsağlığı diledik. Güzin ona da bana da az ablalık yapmadı hani. Arada bir sıkı ve hakiki ağız dalaşlarıyla. Bu Güzin’in alâmet-i fârikası veya alâmet-i harikasıydı. Alışkındık. Güzin’in hele beni kardeşi Behlül’le karıştırmasına ve benimle kardeşiyle çocukken yaptıkları gibi atışmasına alışkındım. Dahası Güzin Abidin’in bize bıraktığı en son ve en kırılgan mirasıydı. Gözümüz gibi sakındık. Uğur’la daha önce, 30 Mart 2013’te, İnsan Yılmaz Güney kitabımın Paris Kürt Enstitüsü’ndeki imza ve tanıtım toplantısında biraya gelmiş, uzun boylu konuşma fırsatı bulmuştum. Uğur o gün katılmasını ve Yılmaz Güney’e ilişkin anılarını bizlerle paylaşmasını rica ettiğim üç arkadaştan biri olarak geldi ve kısa tanıtım konuşmamdan sonra anılarını cömertçe sundu. İlk kez bu vesileyle 1981 sonunda o günlerde Güney’e yardımcı olan ve bunu herkesten gizleyen Yavuzer Çetinkaya aracılığıyla Yılmaz Güney’le tanıştığını ve ilk görüşme sonrasında Yol’un seslendirilmesinde çalışabilecek Türkleri ve Kürtleri seçme işiyle görevlendirilmesini ve bu işi Barbès’teki küçük bir stüdyoda nasıl yaptığını anlattı. Anılarını anlatması için davet ettiğim Nezihe de Uğur Hüküm’ün seslendirme için Kürtçe bilenleri aradığını bir Ermeni arkadaşından duyduğunu ve bunun üzerine Ugur’la görüşmeye gittiğini ve sonrasını anlattı. Uğur ve Nezihe sayesinde Güney’in o sıralardaki çalışma anlarını ve yöntemini dinledik. Böylece o günlerde Güney’in çevresinde çok sınırlı ve küçücük bir takımın bulunduğunu öğrendik. Bu takımda Yavuzer ile Uğur yanında Gaye Petek, Neriman Petek, Mehmet Ulusoy, Keriman Ulusoy gibi isimlerin bulunduğunu da. Toplantı sonrasındaki sohbetimiz sırasında Uğur’a bunları artık bir an önce yazmasını ve yayınlamasını anımsattığımda, « Yazıyorum, dedi, bütün geçmişimi, anılarımı anlattığım bir kitapta bunları da aktaracağım. » Bize artık bu çalışmasının yayınlanıp meraklılarına ulaştırılmasını beklemek kalıyor. Uğur o günkü konuşmasında geçmişini de kısaca özetledi : İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kadrolu oyuncu olarak çalışmasını, Tuncel Kurtiz’le tanışmasını, 1969-1973 arasında ODTÜ’deki öğrencilik dönemini, Paris’e gelişini, Thomson Fabrikası’ndaki işçilik hayatını ve bunun onbeş yıl kadar sürüşünü, sendikacı militanlığını, Fransız Komünist Partisi üyesi olmasını, gazetecilik yaşamını, radyo deneyimlerini, yaptıklarını ve yapamadıklarını da ... Bunların tümünü daha kapsamlı bir biçimde anılarında bulacağımızı umuyorum. O gün Uğur bize yazmakta olduğu anılarının ilk versiyonundan bir dilim sundu desem yeridir. Hepimiz merak ve hayranlıkla dinledik. Sayesinde sinema, medya, radyo ve gazetecilik konularında dünya kadar şey öğrendik. Uğur, bu güleç yüzlü, en tatsız anlarda bile tebessümünü ihmal etmeyen hakiki insan, dayanışmacı ve gerçek dostumuz, Gaye Petek’in deyişiyle « Uğurcuk », hiçbirimizin aklının uçundan bile geçirmeyeceği bir biçimde ve bir anda, 27 Haziran 2013 perşembe akşamı kalp krizi geçirdi. Gaye’nin bana gönderdiği iletide aynen şunlar yazılı : « Dostumuz Uğur perşembe akşamı bir kalp krizi geçirdi, ilk yardım galiba geç ulaştı ve şu anda uyanamadı, galiba beyin ölüm durumunda. Bu yarın tam kesinleşecek, çok minnacık bir ümit kaldı ama mucizevi sayılacak kadar. » Uğur, Paris’in « 149, Rue de Sèvres » adresindeki Necker Hastanesi’ndeki yoğun bakım biriminde kurtarılmaya çalışıldı. Ama bu maalesef mümkün olmadı. Uğur’cuğu son kez görmek umuduyla Gaye’nin ilettiği adrese gittim. Duroc Metro istasyonunda iner inmez anımsadım : 1980’lerin sonunda Abidin’le malum hastalığının denetimi için buraya birlikte gelmiştik. Abidin hastalığının duyulmasını arzulamadığı için bu tür denetim veya doktor ziyaretlerine ağzı mühürlü dostlarıyla gitmeyi kural haline getirmişti. Abidin’le o gün birlikte gittiğimiz ve doktor denetiminden sonra ev-atölyesine birlikte döndüğümüz günden bu yana bu Hastane daha beter bir labirente dönüşmüş. Ne iyi ki Gaye’nin verdiği adres ayrıntılı. Gaye son birkaç yılını önce babası ve hepimizin de bir parça abesi Fahri Petek, sonra Güzin Dino ve bugünlerde de annesi Neriman Petek için hastanelerde geçirdiği için hastane adreslerindeki ayrıntıların önemini biliyor. Evet Necker Hatanesi’nde Uğur’cuğumuzun yattığı yoğun bakım birimini buldum ama onu son bir kez görmem maalesef mümkün olmadı. Kapılar ve pencereler çünkü mecazi manada mühürlenmişti. Eşinin arzusu önünde dostların yapacağı tek şey peki demektir. Ben de öyle yaptım. Uğur’cuğu son kez göremedim. Bakın burada Fransızların yöntemini beğendiğimi söylemenin tam zamanıdır : Ölünüz tabuta konulduktan sonra son bir kez görmek isteyenler için tabutun kapağı çok kısa bir süre için açık bırakılır ve isteyenler gidip elveda der. Fena değil. Ne olursa olsun canım sıkkın ama üzülmüyorum çünkü biliyorum şimdi çıksam, bir küçük rakı ve bir parça beyaz peynir almak için köşedeki « Bizim Bakkal »a gitsem Uğur da mutlaka oradadır ve bana « Şehmus bak bu peynir yeni gelmiş, daha taze istersen bunu dene, biraz daha yağlı ama olsun daha lezzetli » diyecektir. Veya birkaç adım ötedeki sinemalar sokağına dalsam Uğur elimle koymuşum gibi karşıma çıkacak, « Merhaba Şehmus, Cannes Film Festivali’nden dün döndüm, biliyorsun kısa film yarışmasında birincilik alan genç yönetmen ve oyuncusu ve aynı zamanda eşi bizde kalıyorlar. » haberini verecektir. Veya bir bulvarda yürürken aniden karşı karşıya geleceğiz, o bir basın toplantısına koşturuyordur ben bilmennereye, « Tamam telefonlaşalım, görüşelim, bir kahve içelim » deyip koşar adım yollanacağız. Ve nihayet zaman, şu bilinen, akan ve çağlayan zaman duracak, bir café terasında bir kahve veya bir bira içimi sohbete dalabileceğiz. Ugur’a defalarca söyledim, o çok iyi biliyor, Uğur’la aramızda hakiki bir « önsezi telefonu » vardı. Evet önsezi telefonu. Kaç defa gerçekleşti : Kaç defa sokağa çıkmadan önce birazdan şurada Uğur’a rastlayacağım ve Uğur bana şu konda şu bilgiyi verecek diyordum ve aynen gerçekleşiyordu. İki dost arasında bundan daha büyük, bundan daha hakiki bir duygu ve sezi birliği var mı ? Bilenler lütfen yazsınlar. Bizler Uğur Hükümü’ü unutmayacağız. Okuyucularının, meraklılarının da bizlere katıldığını duyuyor, okuyorum. Ne mutlu Uğur’a. Ne olur yani biraz daha kalsaydı, şu birkaç kitabını bitirebilseydi. Fena mı olurdu ? Ulan ölüm ne garip, ne kalleş, ne zalim bir şeysin. Sen geldiğinde biz yokuz. Biz varken sen yoksun. Bi yakalasam seni ağzını burnunu kumlara sürtmezmesem bana da Erganili Şehmus demesinler ! Bu yazdıklarıma en çok Uğur gülecek, biliyorum. Olsun. Ben de zaten onun için bu işi üstleniyorum. Sadece onun için.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |