
Birkaç gün sonra yılbaşı. Çiğ yiyeceklerle donatılmış bir yılbaşı sofrası getirmeye çalışın gözünüzün önüne. Salata çeşitleri ve meyveden başka bir şey düşünemiyorsunuz değil mi? Kızarmış tavuk ya da hindi yok, pilav yok, börek yok, zeytinyağlı yemekler yok, bir çok salatayı bile pişirerek yaptığımıza göre (patates salatası, makarna salatası vs.) salatalarda çeşit de olmayacak.
Bunların yerine kurutulmuş sebze kebabının ya da dövülmüş çiğ buğdaydan yapılma hamuruyla ‘supreme’ pizzanın keyfini çıkarabilirsiniz. Üzerine de kuru incir, hurma ve keçiboynuzu tozunu karıştırarak yapılsa da, adı çikolatalı puding olan tatlının.
Çiğ yemek akımı, vejeteryan gibi, vejan gibi bir çeşit beslenme biçimi, aslında vejanın bir alt grubu gibi görebiliriz çiğ beslenmecileri.

Çiğ yiyeceklerle beslenmek elbette yeni bir şey değil. İnsanlığın tarihiyle eşit. Bunun süslenip püslenmesi, bir akım haline getirilmesi yeni. Amerika’da (başka nerede olacak) özellikle New York’ta ve California’da menüleri yalnızca çiğ yiyeceklerden oluşan lokantalar, kafeler hızla yayılıyor. Avustralya’da da izleyicileri yok değil. Bildiğim kadarıyla Avustralya’da menüsü sadece çiğ yiyeceklerden oluşan kafe ya da lokanta yok ama Avustralyalı çiğ beslenmeciler de boş durmuyorlar, 12 Ocakta Byron Bay’de ve 20 Ocakta Melbourne’da yapılmak üzere Organik çiğ yemek hazırlama sanatı adlı günlük kurslar düzenlemişler.
Çiğ beslenmenin yararlarına inananlar, 110 derecenin üzerindeki ısının yiyeceklerdeki enzimleri yokettiğini ve dolayısıyla vücuda olan yararlarını azalttığını savunuyorlar. Besinleri yenebilir hale getirmek için kullandıkları yöntemler kurutmak ya da yumusayana kadar suda bekletmek. Yemek kitaplarının çorbalar, sebzeler, tavuk yemekleri, et yemekleri gibi bölümleri vardır ya, gördüğüm bir çiğ yemek kitabının bölümleri şunlar: Meyva suları (juices and shakes), salatalar, soğuk çorbalar, kurutularak yapılan yemekler (dehydrator delights). Mesela, yukarda sözünü ettiğim kurutulmuş sebze kebabı, sebzeler bir gece önceden salamuraya yatırılarak ve sonra 105 derece ısılı fırında kurutularak yapılıyor.
Çiğ beslenmeciler, yiyecekleri süsleyip püsleyip göze hoş göstermek ve normal yemeklere benzetmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Kitaptaki tariflerden biri kabak spagettisi. Kabağı mutfak robotunun özel bir parçasını kullanarak spagettiye benzer biçimde ince uzun kıydırıyor. Sosu da var: güneşte yarı kurutulmuş domatesler bir süre suda bırakılıp yumuşatılıyor, çiğ domatesle, kırmızı biberle, sarımsakla ve biraz kereviz sapıyla birlikte blenderdan geçirilip, çiğ kabak spagettisinin üzerinde servis yapılıyor. Doğrusu, bu kadar uğraşmaya ne gerek var diyesi geliyor insanın. Kabağı rendeleyip, üzerine domates, biber doğrayıp karıştırsanız da tadı aynı olacak.
Vejeteryan olmak kolay değil, vejan olmak hiç değil. Vejeteryan diyetinin daha bir sıkı hali diyebileceğimiz vejan diyetinde, kimi vejeteryanların yediği peynir, süt, yumurta gibi hayvansal ürünler yenmiyor. Çiğ ürünlerle beslenenlerin yanında ise vejeteryanlar, vejanlar bile kolaya kaçanlar gibi kalıyor. Çünkü makarna, pirinç, kuru fasulye gibi çiğ hali lezzetsiz ve yenmesi güç yiyecekler de eksiliyor.
Beslenme akımlarının ardında bir de ideoloji var elbette. Tabağınıza konan yiyeceklerin kaynağını düşünmeye başladığınızda yemek eyleminin fiziksel olmayan bir yanıyla uğraşır buluyorsunuz kendinizi. Vejeteryan ya da vejan olmak sömürüyü ve zulmü reddetmek, hayvanların beslenme ya da giyim türünden amaçlar için kullanımını reddetmek demek. Bu, eti masanızdan kaldırmakla başlayıp, yün kullanılarak yapılmış bütün giyeceklerden vazgeçmeye, deri ayakkabıları, çantaları atıp, plastik ayakkabı, çanta kullanmaya kadar gidebilir.
Çiğ beslenmenin yararlarına inanan kimilerinin ortaya attığı şu fikre ne dersiniz? Yalnızca elimizle ulaşabildiğimiz hatta çıplak olarak ulaşabildiğimiz meyveleri yemeliyiz. Komik değil mi? Bunu söyleyenler çiğ beslenmecilerin de bir alt grubu diyebileceğimiz meyveciler (fruitarians). Yalnızca meyveyle beslenen bu grup, elma, muz, portakal, şeftali gibi meyveleri, domates salatalık türünden sebzemsi meyveleri (sebze mi meyve mi tartışması yapılsa da domates ve salatalık meyvedir) ve ceviz, badem, çekirdek türünden yiyecekleri yiyorlar. Uygarlığın beslenme biçimimizi bozup, bağışıklık sistemimizi zayıflattığını, çoğu hastalığın nedeninin yanlış beslenme olduğunu savunuyorlar, ayrıca günümüzün beslenme biçiminin çevreyi de kirlettiğini düşünüyorlar. Bu düşüncede doğruluk payı var elbette ama çıplak olarak çalıların arasına böğürtlen toplamaya dalan ya da elma koparmak için ağaca tırmanmaya çalışan insanları düşünmenin de eğlenceli bir yanı var. Bir kişi, kolu bacağı çizilerek, canı yanarak ancak kendini doyuracak kadar meyveyi toplayabileceğine göre herkesin başka işi gücü bırakıp gününü meyve peşinde geçirmesi gerek.
Geri dönüş olası mı? Geri dönüş olası olsa da ister miyiz? İlk insanlar bile alet kullanmayı keşfeder etmez, yalnızca uzanabildikleri yerlerdeki meyveleri toplamakla yetinmeyip, aletleri hayatlarının her yanında kullanmaya başlamamışlar mı? Bulgulara göre ateş keşfedildikten sonra ilk kullanma amaçlarından biri yiyecekleri pişirmek olmuş (ısınma amacının yanısıra). O zaman yalnız ve yalnız çiğ yiyeceklerin sağlıklı olduğunu kim iddia edebilir?