A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Şans, Talih, Kader, Kısmet 5 Kuruş

Kategori Kategori: Çağın Abi ile Aspor | Yorumlar 8 Yorum | Yazar Yazan: Ahmet Çağın | 24 Şubat 2012 05:35:20

Tatillerde hava koşulları ne olursa olsun, uyumuyorsak futbol oynardık. Sürekli maç yaparak, maçları kaçırmamak için de hiç bir yere gitmezdik. Kardeşlerimiz dürümlerimizi sahaya getirirdi. Vedat abilerin evinin yandında bulan iki tarafı taş duvarla çevrili küçük sahada dört beş kişilik maçları yapar, sayımız artınca da Yüksellerin evin önündeki sahaya giderdik. Ortaokula kadar bu sahayı kullanmıştık. İlginç bir sahaydı. Bir yanı dere, diğer yanı yarım kalmış inşaat. Bir kaleyi Yüksellerin diğerini Gökşen yengelerin evinden yana kurardık.

Her maçımızda sessiz sedasız sahada yer almış bir futbolcu daha vardı. Ne goller kurtardı ne gollere sebebiyet verdi sayısını kimse bilmez! Forması ayakkabısı yoktu, oynamak için de kimseden izin almazdı çünkü o hep ordaydı.

Gökşen yengelerin evinden yana kalenin hemen sol çaprazında, ceza sahasına yakın bir yerde bulunan yaklaşık 80-100 çapında 15m yüksekliğindeki bu davetsiz futbolcu her maçımızda yer aldı.

Dut ağacı!

Heybetli bir ağaç olmasına karşın gövdeden yükselen ana dalların bir yanı bilinçsizce kesilmişti.  Yaprakları, dutlar erişemeyecegimiz kadar yüksekte kaldığından yazları meyvesinden çok gölgesinden yararlanır, buluşma yeri olarak da kullanırdık.

Dut ağacımız yirmidört saat yedi gün sahamızın bir kenarında duradursun, çocukluğumuzun untulması olanaksız diğer günlük ziyaretçileri de seyyar satıcılardı.

O sıralarda büyük alış merkezlerini Aşkın Bakkal, Hayrullah Bakkal, Mehmet Bakkal, Osman Bakkal, Kürt Bakkal, Laz Bakkal ve dolmuş duraklarına gelişi güzel olarak sıralanmış manav, kasap, pastane, berber, tuhafiyeci, ayakkabıcı, kuruyemişçi, kuru temizlemeci ve nalbur dükkanları temsil ediyordu.

Çekirdek, çiklet, gofret, akide şekeri, lokum , bisküvi ile mutluyduk daha fazlasını bilmiyorduk zaten. Ankara’nın alışveriş  merkezleri Ulus ve Kızılay’dı. Akköprü’de Amerikanvari sinemalar ve marketler de yoktu. Sadece kurban bayramında kurbanlıkların pazarlandığı, bayram dışında ise gidilmesi pek hoş görülmeyen, gençler arasında şakalara konu olan bir yerdi Akköprü.

Amerikan ve Avrupa merkezli patentlerin ürünleri henüz ülkemize şehrimize, mahallemize bu kadar girmemişti. Hamburgeri bilmiyorduk. İki bisküvi arasına bir lokum koydun mu tadından yenmezdi. Mevsime göre evde yapılarak hiç bir saglık kontrülüne gerek görülmeden satışa sunulan dondurmalar, pamuklar, sekerlerlemeler her zaman çekici gelirdi. Hele o yuvarlak bir tepsinin bakalava dilimleri gibi bölümlere ayrılmış küçük odacıklarına eritilerek dökülen her biri ayrı renk şeker macunu! Pek severdik. Nerede nasıl yapıldığını bilmeden birbirine karışmış rengarenk macunu yalamak ne keyifliydi! O günlerde ilk filmlerini yapan Uğur Dündar araştımacı gazeteciliğe henüz başlamamış oldugu için gıda kontrolü belediye zabıtasına ya da Allah’a emanet edilmişti.

Özelikle dolmuş, otobüs duraklarına yakın olan dükkanların önüne açılan sebze, meyve, kuru yemiş, balık tezgahları, köfteciler, kokoreçiler  mahalleye apayrı bir canlılık getirirdi.

Kredi kartı keşfedilmediği için veresiye diye tabir ettiğimiz bir kredi sistemi vardı. İmzasız, senetsiz, kartsız sözlü bir alış veriş anlaşması! Yani söz senetti.

Söz senetti ama düzenbazlar o zaman da vardı. Kimi hazine arsalarını  parselleyip satar kimi evde inek besleyip süte su katardı. Suyun bir gün sütten ve petrolden daha değerli olacağını o günden keşfettikleri için bu mücitlere madalya verilmesi pek münasip olur diye düşünüyorum.

Boyabatlı yoğurtçu omuzlukla taşıdığı yoğurt tepsileri ile gelişini, diğer seyyar satıclar gibi avazı çıktığı kadar bağırmak yerine,  elinde salladığı zille haber verirdi.  Mahalleli adını bilmezdi, onu herkes  yoğurtçu dayı diye çağırır, gıyabında ise Zilli Dayı derlerdi.

Yüz dönümlük bir bağın parsellenmesiyle bir anda bir kaç mahalenin sınırları çizilmişti. Bağın kuzeyinde Karslılar, Erzurumlular; kuzeydoğusunda Sivaslılar ile daha çok Kırşerhirlilerin oturduğu bizim mahalle içiçe girmişti. Böylece, hemen hepsi Sivaslı olan Kadir, Fevzi, Murat,Gamber, Baki, Remzi, Ali, Ayvaz, Cavit, Sami gibi yeni arkadaşlar girmişti hayatıma.

Aynı  yöreden gelip bir arada yaşayanlar, oturdukları yerin adıyla değil de, geldikleri yöre adıyla anılırdı. Boyabatlılar, Tokatlılar, Sivaslılar… . En kalabalık grup Kırşehirlilerdi. Kendi deyimleriyle birbirine çok tutkun olduklarından düğünleri,  hastalıkları, cenazeleri  hayli kalabalık olurdu.

 “Terzi maggasi var gasap biçaği var” diye, bağırarak mahalleleri dolaşan, makas ve bıçak satan Kars şivesi ile konuşan yaşlı ama tatlı dilli bir bıçakçımız vardı. Makasları, bıçakları bilerken o tatlı şivesiyle   çocuklarını anlatmayı pek severdi. Torunlarını, çocuklarını anlatırken onların çok güzel olduğunu şöyle dile getirirdi.  

“İnsan gıymır ki baksın.”

Arabacılarımız Kızılcahamlıydı, gelişlerini  meyve, sebzeleri kendi şiveleri ile seslendirişlerinden anlardık. Dereboyu’ndan Natoyolu’na kadar avazları çıktığı kadar bağırırlardı.

Deli Erolun kafayı çekip mahalleden transit geçmesi ya da oturup sarhoş agzıyla bir şeyler anlatması bizi çok eğlendirirdi. Erol, sokak tiyatromuzun küçücük kafasını bir yana yatırıp yamuk yürüyen, kimseye zararı olmayan, bize bilmediğimiz insanları bilmediğimiz olayları yüksek dozlu alkolle karıştırıp anlatan en gözde aktörüydü.  Onun mahalleden geçişini kaçırmak büyük kayıptı bizler için.

Seyyar satıcılar arasında, aile dramlarını, cinayetleri bir yandan teksir edilmiş kağıtlarla satanlar da vardı, hoparlörle okuyarak gezen çığırtkanlar da.

Herşey bir yana futbol bir yana. Seyyar satıcılar da çığırtkanlar da maçlarımızı bölemezdi.  Eğer maç yapmıyorsak, bir satıcı gördüğümüzde, önce annemize koşar memeler arasında gizlenen cüzdandan bozuklukları kaptık mı soluğu seyyar satıcıların yanında alırdık.

Bugün okurken kulağa çok sefil gelen hayatlarımız içinde hepimiz mutluyduk. Üstelik, annelerimizin, babalarımızın gozunder,  tıpkı Karslı Bıçakçının söylediği gibi ‘bakılmaya kıyamayacak’ kadar değerliydik.

Eksiklerimizin, gereksinimlerimizin farkında bile değildik aslında. Yoksulluğumuzu bile bilmiyorduk, bizden daha yoksulları da varken.  Herşeye karşın mutluyduk, yoklarımız, üzüntülerimiz hep vardı ama gülücüklerimiz daha fazlaydı, kendi eğlencemizi kendimiz yaratmayı, kendi oyuncağımzı kendimiz yapmayı, paylaşmayı biliyorduk.

Ay sonunda veresiye defterlerini nasıl kapatacağını düşünen annelerimiz, babalarımız aynı düşüncede  olmasa bile biz mutluyduk. Her şey sudan ucuzdu.

Çünkü Şans, Talih, Kader, Kısmet 5 kuruştu...

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 6 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Ahmet Cagin { 25 Mart 2016 09:58:53 }
Sevgili Ramazan

Seni unutmadim ama dogrusunu istersen Ismaillerle kaynasip karismadan onceki gunleri sen yazinca hayal meyal hatirladim. Seni kendi aramizda oynadigimiz maclarda hatirliyorum ama mahalle maclarina pek gelmiyordun sanki. Bilmiyorum yanlis mi hatirliyorum. Bu arada karsilastigimiza cok memnun oldum Facebooktan haberleselim. Selamlar.
Ramazan YILMAZ { 06 Şubat 2016 22:21:11 }
Muhteşem ve içten bir anlatış. o günleri yaşadım. Beni hatırladın mı bilemiyorum ama biz dut ağacının bulunduğu saha da ilk takımı beraber kurmuştuk ilkokul üçe yada dörde gidiyor idik.O zaman ilk rakip İsmailler değildi. Ankara Güçlü Feritin kardeşi vardı çok iyi futbol oynayan su an ismini hatırlamadım. Onların takımdan Tuncay, Sabri, Ayhan gibi asları vardı. Bizim takın Sen, ben Dede, Yüksel sonrada evleri yapıldıktan sonra Ese ve Hüseyin katılmıştı. Daha sonra İsmail ve Arifler gelmeye başladılar. Onlardan Haydar adında çok iyi oyuncu vardı. Kısa süre sonra Kırıkaleye gitti sanırım. Daha sonra iki taraf birleşti. Takım kuruldu. Forma alındı. Galiba yokluktan mıdır nedir bilemiyorum. Futbol topu alımına girmedim. Ama beraber çok top oynadım. Hala da halı sahalarda oynuyorum.
A Cagin { 28 Kasım 2015 09:40:17 }
Benden yıllar sonra mahalleye gittigimde cok üzüldüm. Hic birşeyi korumaya deger gormemislerdi. Olabildigince cok katlı binlar sıkış tepiş yapılmiştı. Her ne hikmetse Dut agacının oldugu yere halı saha yapılmış ama son gidişimden sonra kısa birsüre sonra orayada betonarme bir bina dikilmişti.
Ahmet Ozbilgi { 10 Kasım 2015 06:07:41 }
Sevgili kardesim bu yaziyla beni de o siyah,beyaz,nostalji kokan ama cok masum,bir o kadar temiz ve sorumsuz gunlere goturdun.Ben de senin cocuklugunda yasadiklarinin benzerlerini Ankara -Haskoy'de yasadim.Kucuk bir mahhallemiz vardi.Herkesin birbirini tanidigi ,sayip,sevip deger verdigi.Ilk okulu dahil hemen ,hemen tum yapilar gecekondu ve yigma tarzi evlerdi.Cok guzel arkadasliklar edinmistik ,unutulmasi zor anilar birakmistik geride.Yillar sonra gittigim o mahhalleyi adeta seller,depremler,kasirgalar alip,yok etmisti.Yemyesil kucucuk Haskoy;sekilsiz,kaba,hic duygulari olmayan,beton duvarlara esir olmustu!!!!.Eline ,yuregine saglik kardesim..Selam ve sevgilerimle...
ugurkamilcelik { 25 Mayıs 2013 21:09:37 }
Abdi hakikaten İsmail in dediği gibi muhteşemdi. Bir keresinde kalede ARİF İsmail tek başına biz 4 4 kişi tek kale maç yapıyoruz. tevhik var dipğerlerini hatırlamıyorum.
AYNUR GÖKKAYA { 17 Temmuz 2012 08:02:48 }
O yıllarda Kredi kartı yoktu.Evet yazdırılıp alınıyordu ve çocuklar yazdırmanın ne anlama geldiğini bilmediği için o çağlarda babamız bakkaldan az alış veriş yapın dediğinde "BABA KIZMA PARA VERMİYORUM YAZDIRIP ALIYORUM" diyorduk .Bu yazıları okumak zevk veriyor bana selamlar saygılar.
Ahmet Cagin { 09 Mayıs 2012 05:29:32 }
[:p)] [:p)] [:p)]
ISMAIL KOC { 27 Şubat 2012 12:05:42 }
yarim kalan insaat deyip gecme ora bizim macdan önce ve maclardan sonra penalti atis yerimizdi.
Ahmet,büyük ali,kücük ali,ugur,arif,yüksel,ziya
ese,dede,müfit,alladdin,vedat,teyfik,ismail sari
imdattttt ve ben ismail
Pardon iki asi unutum nuri ve ibrahim sari bunlar cok ilginc penalti atardi toplara ögle bir vurur idiler ki
ayak uclari ile allah ne verdi ise yapistirirlardi kaleyi tutarsa GOL,kaleye tutmaz ise ara top bulasin.
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Katar ve 'OneLove' kol bandı!!!
O stadyumlar için 6 bin 500 işçi öldü... Nasıl seyredeceksiniz?
Rus füzeleri NATO üyesi Polonya’ya düştü: 2 ölü
İkisi de Hataylı
YUSUF DA GİTTİ...

Almanya Holodomor'u soykırım olarak tanıyacak
Yüz yıllık bir yıkım süreci mi? Yüz yıllık bir kurulum süreci mi?
“SİYAH GÖMLEKLER”İN DÖNÜŞÜ (mü?)
Küba, eşcinsel evliliğe ‘Evet’ dedi
'Erdoğan haber merkezlerini nasıl etkiledi?'

“ Eat. Play. Cash back”
ŞİRİNKFLASYON
Konya kart batağında, Hakkari bankaların takibinde
88 bin milyonerin göç etmesi bekleniyor
İngiltere'de 70 şirkette pilot uygulama: Binlerce işçi haftada 4 gün çalışacak

Avrupa’nın ardından ABD’de maymun çiçeği virüsü alarmı
Ötenazi makinesi “Sarco” İsviçre’de yasal oldu
Yananlar
Zorbalık Nedir? Zorba Kimlere Denir?
Kendisini ahşap kutuda Avustralya’dan Britanya’ya postalayan arkadaşlarını arıyor.

YENİDEN E-KİTAPLARIMIZLA
Peter Gerasimon’un Avustralya Güzelliklerini Gösteren 21 Tablosu
“KOŞARAK GELDİM, ÇORABI DELDİM”
NECO’YU NASIL BİLİRSİNİZ?
Sevdakeş – Şiire Dönüşen Şair

O kadar da şey etmeyin yani
Sandık Lekesi
Seni Kaldır Beni Kaldır…
Yenilenmek
Injured

Avustralya tehlike altındaki türleri korumak için kolları sıvadı
Akdeniz’e Türkiye’den günde 144 ton plastik atılıyor
Avustralya’nın doğası hiç olmadığı kadar tehlike altında
Dünya 2,4 derecelik bir sıcaklık artışına doğru gidiyor
Türkiye iki yıl içinde susuz kalacak.

Su ve deterjan olmadan çalışan bir çamaşır makinesi
Akıl okuyabilen robot tasarladılar
Sanal Gerçeklik, Artırılmış Gerçeklik , Metaverse, Sanal Uzay Nedir?
Apple'dan iPhone Uygulamalarına Dev Zam: 1 Dolarlık Uygulama 17 TL Oldu
Yapay Et Şirketi Üretime Hazırlanıyor

UÇAN KÜÇÜK ŞIRINGALAR
Kanser hücrelerini öldüren virüs hastalar üzerinde olumlu sonuç verdi
Çin'de havadaki Covid-19'u tespit eden maske geliştirildi
Orta Çağ'da Bir Mühendislik Dehası Cezeri
Tarihi değiştirecek yazıt… İlk kez geçiyor

Türkiye'den AB’ye ilticalarda rekor artış
Umut yolunda 29 bin ölüm
Dünya genelinde 771 milyon kişi okuma yazma bilmiyor
Türkiye’de en mutlu insanlar Ege’de yaşıyor
Yoğun zihinsel faaliyet neden yorgunluğu tetikliyor?

AFTER MATCH (MAÇTAN SONRA)
KÂBUS
Gönül makamından Gülizar’a seyir
GÖS-TERİ
ÖZLÜ SÖZLER, ÖZDEYİŞLER

BÜYÜME
GÖLGE ETME
Kellim Kellim Layenfa
Türlü Derde Deva
UZUN MEHMET

Amerika’da Ayrımcı Politikalar ve Siyahi Mücadele Tarihi
Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git