A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Saygıda Kendin Olmak - Yüceltmede Hiç Kimse

Kategori Kategori: Felsefe | Yorumlar 1 Yorum | Yazar Yazan: Mustafa Alagöz | 01 Ağustos 2010 19:20:09

Varolma kaygısı içimizdeki en güçlü dürtülerden birisi. Bu dürtü bizi sürekli olarak uyarır ve bu uyarının itkisiyle belirli etkinlikler, giderek eylemler yaparız. İnsanın kendini varetmesi fıtratında olan yetilerini açığa çıkarması, bu yetileri birer yetkinliğe dönüştürmesidir.

Kendimizi varetme sürecimiz diğer insanlarla ilişki yoluyla olmak zorundadır. Çünkü sadece bir içgüdü varlığı değil, aynı zamanda bir tinsel varlık olmamız bunu zorunlu kılar. Tinsel varlık ile içgüdüsel varlık olma arasında bir ayrım vardır. İnsan dışındaki tüm canlılar içgüdüleri ve örgensel yapılarının doğal gücüyle sınırlıdırlar. Dolayısıyla verili koşullara mahkum ve doğal dürtülerini doyurma sınırının ötesine geçemezler.

İnsana gelince durum farklıdır; insan hiçbir zaman varolanla yetinmeyip, hep daha ötesine geçmek, verili koşulları kendi isteği doğrultusunda değiştirmek ister. En basitinden giyim kuşam, süslenme çabalarımız bile bize bunu gösterir. Kendi bedenimiz ve görünüşümüz üzerinde değişiklik yaparız.

Birkaç adım daha ötesinde bu değişiklik isteği yakın çevremize, topluma ve tarihe kadar uzanır. Varolmak aynı zamanda kendini sürekli olarak yeniden yapılandırmaktır; varoluş bir eylemlilik süreci, dönüştürme isteğinin dış dünyaya müdahalesidir.

Hiç kimse bu sürecin dışında kalamaz, ancak bu süreci yaşarken izlediği yol, uyguladığı yöntem ve yöneldiği amaç farklı olabilir. İnsanın kendi olması ya da taklit düzeyinde kalması bu süreçte kendini gösterir. Kendi olmak demek ayrıksı olma adına herkesten farklı davranmak demek değil elbette, bu sadece çocukça bir oyundur. Aslında her insan ayrıksıdır, kimse kimsenin benzeri ve eşiti değildir, ama herkes eşsizdir. Ancak insani potansiyel olarak, tüm özelliklerinden soyutlanmış olarak baktığımızda, bireyselliğinin en derin boşluğunda aynıdır.  Bu boşluk aynı zamanda bir insan olarak tüm insani yetilerin tohum olarak bulunduğu sonsuz bir dünyadır. Bu dünyadan hangi tohumları hayat tarlasına ekip meyve vereceği işte o bireyin iradesine bağlıdır.  Ve bu iradeyle ne yapıp ne yapmadığı onun sorumluluğundadır. İnsanın kendi olması yapıp etmelerinin hesabını vermesi demektir. Kendi kendine kendinin hesabını veremeyen insan özgün-orijinal varlığını ortaya çıkaramaz. Kendine hesap vermek ise eylemleri ve söylemleri hakkında kendine değişik açılardan soru sorup bunlara bağımsızca yanıt verebilmesi demektir.

“Allah mukallitleri sevmez” Bu değerli uyarıyı kendi yaşamımızda şu veya bu ölçüde her birimiz duyumsamışızdır. Bunu, bilgeler kısaca “taklitle yaşayanlardan sevgi açığa çıkmaz” biçiminde açıklıyorlar. Gerçekten kendimizden baksak bu durumu fark etmemiz son derece açık. Örneğin doğal davranışlarla yapay –taklit- davranışların üzerimizdeki etkisi son derece farklıdır. Taklit olan ne denli sükseli, ışıltılı, abartılı da olsa doğal ve samimi bir halin karşısında hiçbir gücünün olmadığını duyumsayabiliriz.

Eylemlerimizde ve söylemlerimizde başka insanların deneyimleri bizler için son derece önemli bir yer tutar. Ama burada temel bir ayrım noktasıyla karşı karşıya geliriz: Örnek aldığımız insan gibi olmak özlemi, ya da kendi özgün arayışımızda onun deneyimlerinden faydalanmak.

Bu nokta kaygan bir andır, insanda çok farklı duyguların yaşanmasına yol açacak olan iki halin bize egemen olma durumudur: Saygı duymak mı, Yüceltmek mi?


Öğrenme ve olma süreçleri özenmekle, taklitle başlar. Çocuk konuşmayı büyüklerini taklit ederek öğrenir. Bu bir olgunlaşma aşamasıdır. Aynı yoldan yürümüş, aynı aşamadan geçmiş insanların deneyimleri daha sondaki kuşaklar ve bireyler için hazır malzeme olarak kullanılır. Ancak hep taklitte kalınamaz, taklit-kopya aşaması kendi özgün yolunu bulmak için insanın içinden geçmek zorunda olduğu bir tünel gibidir. Ancak bu tüneli geçip ondan çıkmak gerekir.

Saygı duymak ve yüceltmek; her ikisi de insanın kendini aşma çabasının bir sonucu olarak içimizde canlanan itici güçlerdir. Bunlar birer hal, daha doğrusu duygu biçimi olduğu için başımıza gelirler. Bunun anlamı şudur; iradi değildirler, ancak iradi etkinlik-eylemler sonucunda başımıza gelirler.

Kendi sıkıntılarımızı kendimiz yaşarız, kendi arayışlarımızın yükünü kendimiz çekeriz, kendi deneyimlerimizin zevkini kendimiz tadarız; çünkü her şey kendi emeğimizin ürünü olarak ize aittir. Hikmetin peygamberi Süleyman şu kelamıyla bu hakikati dile getirir:

“Gördüm ki, iyi ve güzel olan şu: Tanrı’nın insana verdiği birkaç günlük ömür boyunca yemek, içmek, güneşin altında harcadığı emekten zevk almak, çünkü insanın payına düşen budur.”( Vaiz; 5/18)

Emek sorumluluk duygusunu geliştirir, buna bağlı olarak saygı ve vefayı da doğurur. Bunların birliği olarak vicdan uyanır. Aslında bunlar bütünlüklü bir sarmalın halkaları gibi, birini diğerinden ayırmak, hatta sıralama yapmak bile doğru değil. Ancak dilin doğası gereği böyle ifade etmek zorunda kalıyoruz.

Saygı duygusunda özenti, kapris, taklit yoktur; tam tersine kendisinin dışında ve kendisinden önce insanların çabasıyla yaratılmış değerleri koruma duygusu vardır. Bunu başaranları kıskanmak, onlar gibi olma özentisi yoktur. Ama onların deneyimlerini rehber olarak alıp, deneyimlerinden yararlanma vardır, “bende çabalarsam yapabilirim” kararlılığı vardır.

Yüceltme yakından bakıldığında yapay, yüzeysel; rekabet yüklü, kıskançlıkla örülü ve özentiyle dolu bir duygu halidir.  Yüceltmede yüceltilenin taklit edilmesi, onun dokunulmaz kılınması vardır. Belirleyici olan yanı yüceltilenin olanaklarına sahip olmak, onun yerinde ya da onun gibi olma hırsı vardır. Dolayısıyla içten içe kıskançlık, yarış duygusu, fırsat buldukça gözden düşürmeye hevesli gizli düşmanlıkla da yüklüdür. Bu durumda kişiyi harekete geçiren dürtü kendi arayışının tutkusuyla, sorumluluk üstelenerek, ter döküp emek vererek varolmak değil; onun yerine yücelttiği gücün beğenisini kazanmak, onun onayını almak ve onun aracılığı ile varolma telaşıdır.

İnsan bu halleri kendi üzerinden kendi kendine izleyebilir. Bence ölçü son derece basit; çabalarında bir süreklilik, içten gelen bir tutku, başkası tarafından onaylanıp onaylanmadığına bakmaksızın bir kararlılık varsa kişi kendi olma yolundadır, taklitte veya özenti de değildir. Övgülerle havalara uçup eleştirilerle yerlere yapışmıyorsa kendi emeğinin ürünü olarak kendi kendini varediyor demektir. Böylesi bir insanda değer bilirlik, vefalılık, anlayış, uyanık bir vicdan ve saygı duyabilme erdemi var demektir.

Yüceltmede durum farklıdır: Kıskançlık, beğenilmeme korkusu, dışlanma telaşı, özenti ve hırs varsa bu, benlikte yapay bir şeylerin baskın olduğuna işarettir.

 

Her iki duygunun ya da halin psikolojik getirileri de birbirinden oldukça farklıdır: Birincisinde kendinden eminlik, kendiyle barışıklık, saflık ve masumiyet egemendir. İkincisinde (Yüceltmede) İçten içe bir telaş, korku, kendine yetememe, önemli bulduğu güçler tarafından desteklenme-önemsenme talebi vardır.

Kadim bilgeliğin şu uyarısı her insanı derinden etkileyecek güçte olduğunu düşünüyorum, çünkü aslımıza dair bir özelliğimizi bize hatırlatıyor.

“Taklitte tok olan hakikatte açtır”

***

Yollar açık; yollar yolcuyu seçmezler, ama yolcular yol seçerler. Seçtiğimiz yolun bir yönü vardır. Bu yönün ara durakları olduğu gibi bir de sonsuza açılan kapısı vardır. Cehennemde de cennette de sonsuza kadar kalma hakkı var. Bu hakkı kimse bize armağan veya ceza olarak vermiyor, kendi adımlarımızla, kendi yolculuğumuzla kendimiz bulup-yapılandırıp-içinde yaşarız. Her birimiz bir yoldayız, ama birbirine bağlı. Bazen birbirine karışır, bazen kesişir, bazen birbirinden uzaklaşır. Her ne olursa olsun asıl olan içimizdeki yolların uyumunu sağlamaktır, bunu da bireyin kendisinden başka kimse yapamaz. Kimse kimsenin yerine mutlu olamaz, hiç kimse bir başkası adına inanç besleyemez, hayal kuramaz… Yolları kendimiz açar kendimiz yürürüz. Daha doğrusu biz nasıl yürüyorsak yollar öyle açılıyor…

Yolcu yolunda gerek.
 

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Saba { 08 Ağustos 2010 00:30:36 }
çok güzel bir yazı sevgili mustafa. "yolları kendimiz açar, kendimiz yürürüz. daha doğrusu biz nasıl yürüyorsak yollar öyle açılıyor." ne kadar doğru.
gene de yolları yürürken, yol ayrımlarında yönümüzü etkileyecek öyle çok şeyle karşılaşıyoruz ki... kimin sözüydü? ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Yüzlerce öğrenciden ABD'yi terk etmeleri istendi.
Avrupa'da İmamoğlu çıkmazı: Çıkarlar mı değerler mi?
Ayaktayız
YÜRÜYÜŞ SÜRÜYOR
'Büyük Osmanlı Soygunu': 10 maddede Eric Adams davası…

Dünyadaki boykotlar: Kim neyi hedef aldı?
Trump üçüncü kez başkan olabilir mi?
CHP İmamoğlu ve erken seçim için imza kampanyası başlattı
ABD'de ulusal güvenlik skandalı ile gündeme gelen Signal nedir?
CHP neden boykot çağrısı yaptı?

Trump yeni gümrük vergisi tarifelerini açıkladı.
Avrupa’nın en az et yiyen ülkesi Türkiye: Fiyatlar 5 yılda % 1230 arttı!
Türkiye'de ekonomi bir kez daha belirsizlik döneminde
ABD-Çin hattında ticaret savaşı: “Soğuk Savaş’tan beri görülmemiş bir rekabet”
Canberra yenilenebilir enerjiye geçişi nasıl başardı?

Türkiye'de Covid-19 salgını yaşam süresini azalttı.
Uzmanlar uyardı: "Uzun yaşayanlardan tavsiye almayın"
Fahri Kiamil
İki annenin başlattığı akıllı telefon karşıtı hareket çığ gibi büyüdü
Afganistan'da onlarca arkeolojik alan buldozerle yıkılarak yağmaya açıldı.

MADELEİNE RİFFAUD, 1924-2024
KOLLEKTİF OYNAMALI KAZANMAK İÇİN
Oxford Sözlüğü yılın kelimesini seçti: Beyin çürümesi
"İNEK BAYRAMI" ekitap
Dünya tarihini şekillendiren 6 içecek türü

Yapay Zeka Felsefesi
Tutunarak kalmak mı? Bulanmadan donmadan akmak mı?
Tokyo’dan Hasanlar’a, Kudüs’te bir mahkemeden bizim buralara…
“KADERİMİZ DIŞARDAN YAZILAMAZ - DIŞARI KADERİ BELİRLEYEMEZ…”
Niyetime İlham

Dünyanın hareket halindeki en eski buzdağlarından biri yaban hayatı cenneti ile çarpışabilir
Yarasaların azalmasıyla bebek ölümlerinin ilişkili olduğu ortaya çıktı.
AB İklim İzleme Servisi: 2024 yazı kaydedilen en sıcak yaz oldu.
Akdeniz'deki yaşam yok oluşun eşiğine gelmiş.
Su üzerindeki iklim değişikliği baskısı Türkiye'yi su fakiri olmaya sürüklüyor.

Çin'in 10 yıllık yüksek teknoloji planı nasıl işledi?
Devrimsel Bir Teknoloji: Kaykay Şasi
Türkiye, kişisel verileri en çok sızdırılan 19.ülke
Apple otomobili ABD'de üretime bir adım daha yaklaştı.
Yaşgünün Kutlu Olsun James Webb Uzay Teleskobu

NASA'nın en kuvvetli teleskobu, evrendeki beklenmedik gelişmeyi ortaya koydu.
İncil'de sözü edilen mistik ağaç 1000 yıllık tohumla yeniden yetiştirildi.
Karıncaların 66 milyon yıldır tarım yaptığı ortaya çıktı.
Antik Mısır'daki popüler masa oyununun şaşırtıcı kökenleri ortaya çıktı.
At binmenin kökenine dair ezber bozuldu.

"Türkiye'de gazeteciler baskı ve yıldırma ile karşı karşıya"
Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından 2024 yılı yolsuzluk algı endeksi açıklandı!
Türkiye OECD’de gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu 4. ülke
2023 yılında Türkye’de çocukların cinsel istismarı hakkında 40.000'den fazla dosya açıldı.
Çalışanların geliri son 20 yılda azaldı.

Kakao Endüstrisinde Çocuk İşçiliği: Tadı Kadar Tatlı Değil
Dan O’Dowd, Tesla’nın Zehirli Kültürü, Başarısız Abartı ve BYD’nin Yükselişi Üzerine
ANALAR(IMIZ) SİZLER ÇOK YAŞAYIN
Amerika dış yardım yumuşak gücünden vazgeçiyor mu?
Zelenski: Kolezyum Politikasının Kurbanı

HİTLER Diye Biri
ZAMANI VAR
TASARRUF
DUR YOLCU
EMRİ HAK VAKİ

Mimar Sinan: Bir Dehanın Yükselişi ve Osmanlı Mimarisinin Zirvesi
İskandinav Göçleri ve Vikinglerin Avrupa Üzerindeki Etkisi
Hümanizm Nedir?
Osmanlı’da kahve kültürü, Osmanlı’da kahve isimleri..
Amerika’da Ayrımcı Politikalar ve Siyahi Mücadele Tarihi


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git