|
|
15 Ağustos ve PKKKategori: Ayorum Güncel | 0 Yorum | Yazan: Gündoğdu Gencer | 25 Temmuz 2010 07:30:20 BBC muhabiri Gabriel Gatehouse Kuzey Irak'ta, Kürt bölgesindeki dağlarda PKK'nin lideri konumundaki Murat Karayılan'la görüşmüş. Gatehouse'a göre Karayılan şöyle demiş: "Türkiye ateşkesi kabul ederse ve bazı koşulları yerine getirirse Birleşmiş Milletler denetimi altında silâhlı PKK'lilere silâhlarını bıraktıracağım. Kürt sorunu diyalog yoluyla demokratik yoldan çözülürse silâhları bırakacağız. Silâh taşımayacağız. Türk devleti bu çözümü kabul etmezse bağımsız olarak demokratik konfederalizm ilân edeceğiz".
Referans gazetesi yazarı Cevdet Aşkın'a göre PKK bunu, yaklaşmakta olan 15 Ağustos'ta ilân edebilir. Yine Cevdet Aşkın'a göre: "Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Türk hükümetinin Kürtlerin ve Kürt sorununun varlığını kabul edip sorunun barışçıl yolla çözülmesi için attığı adımları desteklediğini söyledi. Denge Azad tarafından haftalık Gulan dergisine dayanılarak verilen haberde Barzani, 'bu söylediklerim Türkiye hükümetinin Kürtler için her şeyi yaptığı ve tüm haklarını verdiği anlamına gelmiyor. Fakat bu konudaki doğru yol için ilk adımın savaşın durması olduğuna inanıyorum. PKK'nin de bir cevabı olsun, karşılıklı anlayış ve yakınlaşma olmasa da savaşılmasın" diye konuştu. Barzani, PKK'nin tek taraflı olarak savaşı durdurmasının Kürdistan halkının çıkarına olduğunu belirtti. Barzani, Amerika Irak'tan çekildikten sonra, ilk körfez savaşı sonrası olduğu gibi, bölgedeki tek desteğinin Türkiye'den geleceğinin farkında. Bir yandan İran'ın bastırması, öte yandan Türkiye ile Suriye ilişkilerinin düzelerek Suriye'nin PKK'lilere karşı giriştiği operasyonla 5 kentte 400 PKK'liyi tutuklaması, Türkiye'nin askeri operasyonlarının giderek daha başarılı olması görünüyor ki PKK'nin elini zorluyor. Abdullah Öcalan da "Önce karşılıklı olarak bir güven ve çatışmasızlık ortamının oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bunun kanalları oluşturulmalıdır. Bu süreçte herkes sorumlu davranmalıdır" diyor. Neymiş 15 Ağustos? 15 Ağustos 1984'teki ilk PKK saldırısı Eruh ve Şemdinli kazalarında gerçekleşmiş, Şemdinli baskınında ağır yaralanan Astsubay Memiş Arıbaş, olaydan 5 gün sonra can vermiş, Eruh’a yapılan saldırıda ise er Süleyman Aydın, öldürülmüş, birçok kişi yaralanmıştı. KCK adıyla bilinen Kürdistan Topluluklar Konfederasyonu, “Kürdistan halkını yokoluş sürecinden, ulusal dirilişe, oradan da bugün kendi özgür iradesiyle demokratik konfederal sisteminin inşasını gerçekleştirecek bir düzeye getirmiş bulunan gelişmenin temelinde 15 Ağustos Şanlı Atılımı bulunmaktadır” diyor. Terörist bir saldırıyı "Şanlı Atılım" olarak niteliyor. Gerek Karayılan'ın söyledikleri, gerekse KCK'nin adında bile bulunan "konfederasyon", "konfederal" sözcükleri sık sık birçok yerde kullanılıyor. Konfederasyon federasyonların birliği anlamına gelir. Hangi federasyonlar bir araya gelecek acaba? Öcalan ne kitaplarında, ne de avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde PKK'nin ne istediğini hiçbir zaman açık seçik belirtmez. Bağımsız Kürdistan'dan yola çıkıp "demokratik konfederalizm" diyen, bu arada kendi ifadesiyle 40,000'den fazla Türk ve Kürt insanının ölümünden sorumlu olan Öcalan'ı ne acıdır ki halâ dinleyen bir kesim var. Birçok tahmine göre Türkiye nüfusunun yüzde 20'sini oluşturan Kürt kökenli vatandaşlar yalnızca Güneydoğu Anadolu'da değil, başta Istanbul olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında yaşamakta, ve Türkiye'deki herkes gibi yaşam kavgası vermekte. Bir Kürt kökenli milletvekilinin dediği gibi Kürtlerin Türkiye'den kopmasının Kürtler için intihar olacağını anlayanlar çoğunlukta. PKK cinayetlerinin halkta yarattığı tepkinin giderek artarak kardeş kavgasına dönüşebileceğini ve bunun ne Türklerin ne de Kürtlerin yararına olacağını sağduyu sahibi herkes görebilmekte. Değil nüfusun yüzde 20'sini oluşturan bir etnik grubun, nüfusun yüzde birinin, binde birinin bile kimliklerinin, kültürel haklarının tanınması demokrasi gereğidir. Başbakan Erdoğan'ın belki de iyi niyetle başlattığı "Kürt açılımı"nı kısa zamanda yüzüne gözüne bulaştırmasından onun kadar en az PKK de sorumludur. Kürtlere "Bırakalım şu demokratik konfederalizm, komünal yaşam vs. gibi lafları, oturalım, ne istiyorsunuz, açık ve net dile getirin. Biz de devlet olarak neyin kabul edilir, neyin kabul edilmez olduğunu net olarak ortaya koyalım" diyecek bir lider çıkacak mı acaba? "Evet, ana dil eğitimi, ama ana dilde eğitim değil, bağımsız Kürdistan değil, yetkileri belirlenmiş, belki de genişletilmiş yerel yönetimler. Gelin bu yetkilerin ne olabileceğini, ne olamayacağını tartışalım" biçiminde yaklaşılamaz mı olaya? Mustafa Kemal'in "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözünü eleştirip her fırsatta Mustafa Kemal'i yerenler, başta Abdullah Öcalan olmak üzere 10 Şubat 1922'de olduğu iddia edilen TBMM toplantısında Kürtlere özerklik vadettiğini ileri sürerek Mustafa Kemal'i tanık gösteriyorlar. Öcalan 15 Temmuz 2009 tarihindeki avukat görüşmesinde “10 Şubat 1922 tarihinde Meclis’in gizli oturumlu 18 maddelik bir kararı var. Bu karar 64 red oyuna karşılık 373 kabul oyuyla kabul edilmiş bir yasadır. Dikkat edilirse 64’e 373! Bu, Meclis arşivlerinde mevcuttur, devlet yetkilileri bunu biliyorlar. Bu kararla Kürdistan’a başta özerklik olmak üzere birçok hak tanınmış” diyor. Oysa, önce sorulması gereken soru, 10 Şubat 1922’de gerçekten böyle bir oturumun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğidir. TBMM Gizli Celse Zabıtları’na (Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985) bakıldığında 9 Şubat 1922 tarihli oturum “157. ini’kat” (birleşim) ve 11 Şubat 1922 tarihli oturum ise “158. ini’kat” olarak geçmektedir. Yâni arada herhangi bir kayıp oturum yoktur. Üstelik, 10 Şubat 1922 tarihi Cuma gününe rast gelmektedir. Bu günün tipik özelliği, o dönemde resmî tatil olduğu için o gün herhangi bir oturumun yapılmamasıdır. Bırakalım Mustafa Kemal ne demiş, ne dememiş, Lozan'da ne olmuş olmamış, bugünkü sorunu daha fazla kan dökülmeden, Türkiye Yugoslavya'ya dönmeden nasıl hallederiz ona bakalım diyemez miyiz? Ve bunun için Sivas Kongresinde Amerikan mandası, İngiliz himayesi tartışmaları yapanlar benzeri ne Amerika'nın arabuluculuğuna, ne de Birleşmiş Milletler gözetimine gerek vardır. Yeter ki iyi niyet olsun, çatışmalardan yolunu bulanların değil, acı çekenlerin sesleri yükselsin.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
| Tüm Yazarlar |
|