![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Aşk Kusur Sevebilmektir.
![]() Ya da beyaz atının üzerinde, heybetli vücudundan daha gösterişli bakışlarla, dörtnala kadınına at süren ‘Zeus soyundan’ bir erkek, kaç genç kızın rüyalarını süslemiştir acaba? Hemen her gün, başında saatler harcadığımız filmleri, dizileri referans alırsanız; ‘aşk’ için ideal olan kadınlar ve erkekler, neredeyse kusursuz, insanüstü varlıklar. Tutkulu aşkların öznesi olan çirkin(!) bir kadına rastlamak ya da koca göbekli, dişlek bir adamın başrol oynadığı bir film bulmak neredeyse imkânsız renkli ekranlarda. Mesela, bir kanalda Angelina Jolie arz-ı endam ederken, öbür ekranda Brad Pitt veya Orlando Bloom kıkırdatır güzel kadınları tek bir bakışla. Zaman değişir, mekânlar ve oyuncular değişir ama ‘aşk’ hemen her zaman ‘en güzellerle’, ‘en yakışıklılar’ arasında yaşanan bir oyun gibi resmedilir. Oysa gerçek hayat bambaşkadır. Sabah ekmek aldığınız fırında çalışan kız, Sharon Stone’a benzemediği gibi, minibüs şoförünün Kadir İnanırla yegâne ortaklığı ismi olabilir. Türkan Şoray gibi bir köylü kızının ‘Al Yazma’sıyla bize görünüp, ceylan bakışlarıyla aklımızı almasını beklemek ise, ancak bütün hayatımızı köyden köye dolaşmaya adarsak ‘ihtimal’ sınıfına girebilir. Bizler, yani sıradan insanlar, hayatımızın hiçbir döneminde film yıldızları kadar güzel ya da yakışıklı olamayacağız. Cicili balo salonlarında, orkestra eşliğinde ya da yıldızlar altında tutkulu bir müzikle ‘tango’ yapıp, nasıl kazanıldığı belli olmayan paralarla sevgililerimize pahalı sürprizler yapamayacağız. Ama filmlerin tam tersine; şişman kadınlar, kel erkekler, kısa boylu, yüzü sivilceli, fırça saçlı, bakımsız insanlar olarak birbirimize âşık olmaya devam edeceğiz. Mükemmel bedenlere âşık olmanın kolaylığına sığınmadan, ‘kusurları’ sevmeyi, eksiklikleri içselleştirmeyi öğreneceğiz. Kadınımızın yüzündeki ‘yara izlerini’ özleyeceğiz örneğin. Sevgililerinin göbeklerinin, aslında ‘çok sevimli’ olduğunu iddia eden kızların sayısının ne kadar büyük olduğunu, şaşkınlıkla keşfedeceğiz. Aşk dolu bakan gözlerin, küçük de olsalar, nasıl anlamlı olduğunu öğrenip; şefkatle yüzümüze dokunan ellerin, kocaman ya da küçücük olmasının önemsizliğini fark edeceğiz huzur dolu, kaçamak buluşma günlerinde. Hatta eğer, kurtarabilirsek kendimizi ‘dayatılan’ güzellik kavramından; en duygulu aşk şiirlerini, kargacık, burgacık harflerle, alelade bir kâğıda yazıp; çirkin, titrek sesimizle okumaya çalışacağız ‘aşklarımıza’. Ve bizler kadar sıradan olan kadınlarımızın ya da erkeklerimizin, film yıldızlarından çok daha gerçek ve güzel olduklarına iman edeceğiz. İşte bütün bunları yapabilirsek bir gün… Aşkın kusurları sevebilmek olduğunu anladığımız gibi, parıltısına aldanmadan sistemin, büyüsüne kapılmadan düzenin, çocuklarımız da bizler gibi âşık olabilsinler, kendilerini kilolarıyla, büyük burunlarıyla, koca ayaklarıyla sevecek insanların olduğunu öğrensinler; paranın, boyalı dudakların, satın alınmış unvanların her şey olmadığını bilsinler diye, daha adil, daha insani ve çok daha yaşanabilir bir dünya kurabileceğiz.
Yorumlarnadir
{ 28 Ekim 2009 09:05:02 }
Gecenlerde yasli 70 lerinde bir teyze ile tanismistim ve hem acimistim haline hem de cok saygi duymustum esine olan hurmetine. 6 ay kadar once kocasini yitirmis ve hayatinda ilk kere kendi karariyla bir dost ziyaretine planlayip, biletini alip kalkip gelmisti uzaklardan. Birtek sunu soyledi " esime ve kararlarina okadar saygili ve guven icindeydim ki, kendim karar verirken kendi sorumlulugumu ustlenmek cok agir geldi..." 52 senelik evlilikte hicbir aksam yemegini ve sabah kahvaltisini ayri yapmamislar neredeyse ve hicbir farki olmayan kahvaltilardan sonra bile bey eline saglik demis oyle kalkmis sofradan... Eminim teyzeyi Rahmetli Baris Manco dinleseydi cok ama cok guzel ezgiler cikardi bu mutlu tablodan...
Ask biraz da sevene hurmet, sevilenden de ozen bekler diye dusunuyorum... Yoksa dizilerdeki sanal kurgulanmis hayatlarin denk gelen olaylari ile ortussun istersek yasami, cok bekleriz... Memet
{ 25 Ekim 2009 03:29:08 }
bu yazı bana her zaman saygı ile andığım sayın edebiyat öğretmenim Hüseyin Gürtunca'nin hala unutmadığım şu sözlerin anımsattı: "kusurların meziyet sayıldığı yerde aşk vardır".
ibrahim
{ 18 Ekim 2009 02:06:45 }
ve bunun iki tarafli olmasidir..
kübra
{ 29 Eylül 2009 19:15:13 }
evet süper bir yazı beni lise çağlarıma getirdi defterlerimizdeki kısa notlar geldi aklıma aşk sevgilinin çarpık bacaklarını düz görme eğilimidir yazıyordu bir defterimde aşk kalbe girince seyahate çıkan akıllar güzel günlerdi bizlerde büyüdük tıpkı dediğiniz gibi dizileri seyrettik filimleri izledik ama onlar gibi mükemmel ne olduk nede onlar gibi mükemmellerle birlikte hayatı paylaştık .ama farklı şeyler gelişti hayatımızda bu seferde neden sende şu filmdeki adam yada kadın gibi romantik değilsin bana öyle süprizler yapmıyorsunlar başladı yada bunu gibi şeyler.aşık veyselin dediği gibi güzelliğin beş para etmez bendeki bu aşk olmasa evet insan güzeli sevmez sevdiğini güzel sanır sevdiğimiz güzellerle bir ömür geçirmek umuduyla ....
Diğer Sayfalar: 1.
Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |