
Tarihi bir güne tanıklık ediyorum. Heyecan ve coşkuyla. Uzunca bir süredir tam bir çaresizlik içinde bunalmıştık. Çünkü devletimizin içine çöreklenmiş, demokratik bir cumhuriyetin olmazsa olmazı yargı-yasama-yürütme bağımsızlığını hiçe sayarak, hepsini tek elde toplamış, irademizi hiçe sayan bir takım oluşumların elinde halkımızın yoksulluğa mahkûm edilişini izliyorduk. Üstelik de ülkemizin zenginliklerine karşın.
Yağmaya açılmamış tek bir karışımızın kalmayışı ve bunlara yasal haklarımızla karşı koyamayışımız en büyük felaketimizdi.
Düşünün, bize hizmet etmesi için sınırlı bir süre için seçtiğimiz insanlar bize hizmet etmiyorlar ama bizi köleleri gibi, hatta tebaaları gibi görmeye başlıyorlar.
Öz kaynaklarımızı bize karşı kullanarak yalnızca özgürlüklerimizi değil, canımızın ve malımızın son damlasına dek tüm varlığımızı istedikleri gibi kullanmaya talip oluyorlar.
Yer altında aylarca çalıştırdıkları madenciler maaşlarını alamıyor.
Okumuş, sınavlarını geçmiş öğretmen çıkmış gençler atanamıyor.
Köylüler, taş ocakları, altın madenleri için tapulu mülklerinden sürüklenerek atılıyor. Zeytinlikler sökülüyor. Irmaklar borulara hapsedilip can verdikleri topraklar kurutuluyor.
Yenidoğan çeteleri türüyor, en masum en savunmasız canlarımız daha çok kazanca kurban ediliyor. Katiller, hırsızlar, tecavüzcüler dışarıda ellerini kollarını sallayarak dolanırken gazeteciler içeri tıkılıyor.
Cumhurbaşkanı adayımızın diploması haksız yere düşürülüyor, kendisi uydurma suçlarla, uydurulmuş ifadeler, olmayan kanıtlarla tutuklanıyor. Bir yandan gücü ellerinde tutan oluşumların hiçbir yolsuzluğuna dokunulmuyor.
Tam bir karabasan içine tıkılmış, uyanması değil oyalanması istenen, arzuya göre yoğurulması gereken bir kitleye dönüşüyoruz.
Toplanma, haksızlıklara karşı gösteri yapma hakkımız da devlet şiddeti ile karşılaşıyor.
Ve elimizde kalan seçme seçilme hakkına da çökmek istiyorlar. Seçtiğimiz ana muhalefet partisi başkanını mahkeme kararı ile yerinden indiriyorlar.
Öyle bir başkan ki partimizi son üç yıldır Türkiye’nin birinci partisi yapmış, geleceğe olan umudumuzu tazelemiş.
Öyle bir başkan ki, çalışkanlığı, enerjisi, dürüstlüğü ile tüm gönüllerde taht kurmaya başlamış.
Öyle bir başkan ki, kardeşimiz oğlumuz dostumuz gibi güvenip bağrımıza basmak istiyoruz.
O, Özgür Özel. Merhametli dürüst çalışkan! Üstten bakıp üstten konuşmuyor. İçimizden biri.
İşte o başkanı yerinden indirip onun yerine 13 seçim kaybetmiş, utanmamış, mühürsüz oyların kabul edilişi ile kaybettiği seçimde bile kılını kıpırdatmamış bir eski başkanı atıyorlar.
Birden tam bir uyanış yaşıyoruz hep birlikte. Aslında o , 13 seçim kaybetmiş kişilik bizi uyutmak oyalamak için o makamın başına geçmiş ya da getirilmişmiş.
Daha da kötüsü, hepimizi hâlâ salak hâlâ uyuyor sanıyor.
Bitti artık. Karabasandan çıkacağız.
Artık yeni bir partimiz var.
Nasıl ki 24 Temmuz 1923’de Kurtuluş Savaşımızı Lozan Barış Antlaşması ile taçlandırdıysak, şimdi de aydınlık geleceğimizin kapısını 24 Temmuz 2026’da aralıyoruz.
Yürüyelim Arkadaşlar.
Bize umutsuzluk değil el ele tam bağımsız demokratik bir Türkiye için yola düşmek yakışır.
Bize Ata’mızın izinde yürümek yakışır.