
Nasıl bir ülkede nefes aldığımızı bir düşünün. Mustafa Kemal Atatürk bu ülkeyi genç nesle emanet etti. Bu neslin emaneti nasıl koruyamadığını üzülerek seyretmekteyiz. Önce ülkemizin sınırlarını emanet ettiğimiz ordumuzun kollarını ve kanatlarını perişan ettiler. Balyoz ve Ergenekon gibi uydurma davalarla şanlı ordumuzun sesini kestiler. Dış mihrakların Fethullah Gülen’i araç olarak kullanmasıyla, okyanus ötesinden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 211 sayılı İç Hizmet Kanunu’nun ve bilhassa bu kanunun 35. maddesinin işlevsiz kılınması için her yola başvurulduğuna tanık olduk.
Bu son derece önemlidir: Türk vatanının, istiklalinin ve Cumhuriyetin korunup kollanması görevi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verilmiştir. Silahlı Kuvvetlere katılan her bireyin ettiği bir yemin vardır. Hatırlar mısınız?
“Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve Cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara, nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime; askerliğin namusunu, Türk sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, Cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine and içerim.”
Bu önemli yeminin her iki el silahlar üzerine konularak yapılması, kişiyi bağlayıcı bir unsurdur. Bu yemini tutarsınız ya da tutmazsınız, o ayrı bir meseledir; ancak bir insanda şeref ve namus kavramları bizim anladığımız ölçüde yaşıyorsa, bu yeminine hayatı pahasına uymak zorunluluğu doğar.
Ülkemizin kaderinde söz sahibi olan insanların yaşlarına bir bakın. Kimi durumlarda 65 yaşın üzerindeki bir vatandaş mülkünü satmak ya da devretmek için notere gittiğinde akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair doktor raporu istenmektedir. Oysa ülkemi yönetenlerin, ülkem hakkında hüküm verenlerin ve bilhassa siyasi figürlerin akıl sağlığı konusunda hiçbir bilgiye sahip değiliz. Aslında seçimlerden önce, YSK’ya başvurmadan ve diploma sorulmadan çok önce, akıl sağlığına ilişkin bir doktor raporunun ön koşul olarak aranması gerektiğini düşünüyorum.
Ülkemin yerüstü ve yeraltı zenginlikleri, halkın bilgisi ve onayı alınmadan ülkemizde faaliyet gösteren bazı özel kurumlara verilmekte, hatta satılmaktadır. Bilhassa yeraltı madenlerinin kimlere, hangi koşullarda bırakıldığını bu ülkede vergi ödeyen her vatandaşın bilme hakkı olduğuna inanırım.
Bu yeraltı zenginliklerini çıkaran işçilerin emeklerinin gecikmeksizin ödenmesi gerekirken, çalışanın bir somun ekmeğe muhtaç bırakılmasına göz yumanları lanetliyorum. Nasıl bir anlayıştır bu; insanlar yüzlerce metre derinlikte bir somun ekmek için canlarını ortaya koyarken imtiyaz sahipleri bu çalışanların haklarını hiçe saymaktadır. Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Haklarını aramak isteyenler Anayasa’nın 34. maddesine dayanmaktadır:
“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”
Peki bu hakkı kullanan vatandaşa hangi anlayışla gaz sıkılır, kafasına acımasızca copla vurulur, elleri kelepçelenip yerlerde sürüklenir? Hangi vicdanla bu düşmanca muameleye emir verilir?
Yalnızca aylarca ödenmeyen ücretlerinin peşine düşen madenci mi bu hunharca davranışa maruz kalmaktadır? Ülkemde kim hakkını arıyorsa, kim protesto ediyorsa, kim bozuk düzene itiraz ediyorsa yönetimin sopası olan polis teşkilatı onların üzerine yürümekte, tazyikli su sıkmakta, copla acımasızca vurmakta ve yerlerde sürüklemektedir. Bu gidişatın nereye vardığını biraz oturup düşünmemizde yarar vardır.
Ekranlarda izledik: haklarını arayan ve bizleri yetiştiren öğretmenlere acımasızca vuran polislere emir verenlerin hiç mi yüreği sızlamıyor?
Orduyu susturdular, üniversitelerdeki akademisyenleri susturdular. Yargı konusunda bir şey söylemek istemiyorum; ancak kuşlar bile ülkemizde özgürce ötememekteyken, yetişmesi onlarca yıl isteyen zeytin ağaçlarını bir kepçe kömür için yok eden anlayışa isyanım vardır. Hangi koşullarda nefes aldığımızı sorgulamakta artık geç kaldığımızı düşünmekteyim. Ülkemizde iktidar koltuğu uğruna demokrasi konusunda derin yaralar aldığımız kesindir. Askıda ekmek gibi askıda bir demokrasiye muhtacız, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.