
Atatürk’ün 1937 yılında söylediği bir söz vardır: “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda iyi ahlaklısını severim.” Buradaki en önemli vurgu iyi ahlaklı olmaktır. Ahlak ya da dürüstlük kavramlarının günümüz insanları tarafından nasıl anlaşılıp nasıl ifade edildiğini düşünmekteyim. Ahlak veya etik, parayla satın alınacak bir eşya olmamalıdır. Herkes için doğru olan sizin için de doğru olmalıdır; aksini düşünmek bile istemem. Her alanda etik değerler vardır; ahlak bir ölçüttür, bizzat utanma duygusu taşıyanlarda oluşan bir karakter yapısıdır da diyebiliriz. Bu konunun bilhassa siyasetçiler tarafından gereği gibi anlaşılmadığı bir gerçektir. Bu nedenle “Siyasi Ahlak Yasası” meselesi bir süredir mecliste rahatsızlık yaratmaktadır.

Ahlak yapısının gerçek bir anlamı olmalıdır. Parayla ahlaklı olunabileceğini düşünmüyorum; ahlakın bir bedeli olmaması gerekir. Ahlak, ar duygusuyla doğrudan bağlantılıdır. Birine “Al şu parayı, doğru dürüst davran” diyebilir miyiz? Hangi davranış kime göre doğrudur? Kime inanacağız, kime güveneceğiz?
Hazret, salonlarda toplanan insanlara hitap ederken zaman zaman prompter’dan okuduğu cümleleri tam kavramadan istatistiki bilgiler aktarıp dinleyicilerin inanmasını beklemektedir. Gözlerin içine bakılarak söylenen bu yalan cümleler, toplanan halk tarafından sorgulanmadan alkışlanmaktadır. Ancak meraklı gazeteciler tarafından araştırılıp incelenmekte; gerçeği ortaya çıkaran muhabirler konuyu kamuoyuna yansıtmakta ve bunun bedelini adli takibe uğrayarak ödemektedirler.
Ekranlarda izlediğim saygın bir akademisyenin aktardığı çarpıcı bir rakam beni derinden üzdü. Değerli hoca, Türkiye’nin son 10 yılda giderek yaşlanan bir nüfus yapısına doğru ilerlediğini belirtmektedir. Doğurganlık oranının 1,38’e gerilediği bir gerçektir. Nedeni son derece basittir: genç nüfus ülkede gelecek göremediğinden ne evlenmek ne de çocuk sahibi olmak istemektedir. Ülkemizde ciddi bir nüfus küçülmesi yaşanmaktadır. Yatırım yapılmadığından işsizlik tarihimizin en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Kuruma başvuran işsiz sayısı resmî rakamlara göre 3 milyon olarak açıklanmakta; oysa gerçekte 4,5 milyon kişi iş aramaktadır. İş bulamayanlar ise yurt dışında iş imkânı aramaktadır. İşsizliğin temel nedeni mevcut tesislerin kapanması ve yeni yatırımların yapılmamasıdır. Bir ülkede hukuka ve adalete güven olmadığında sermaye o ülkeye yatırım yapmaz; bu evrensel bir ilkedir.
Bir araştırma firmasının kamuoyu yoklaması sonucunda iktidar partisinin büyük oy kaybettiğini gazeteye yazma cesareti gösterdiğinde, ertesi gün kapılarına mali müfettişlerin dayandığını görmüştük. Hemen ardından açıkladıkları rakamlardan geri adım atarak yanlış verileri aktarmış ve müfettişlerden bu yolla kurtulmuşlardı. Bu da etik ilkelerle bağdaşmayan bir tablodur. Ülkemiz iyi ahlak arayışı içindedir. Atatürk 1937’de sporcunun iyi ahlaklı olması gerektiğini söylemiştir. Başka nerede ahlak aranır ki?
Aklıma Keir Starmer, yani İngiltere Başbakanı geldi. Elinde torbası tek başına çarşı pazar dolaşmakta, alışveriş yapmaktadır. Yanında mutlaka belli belirsiz sivil polisler vardır; ancak hiçbir zaman bir polis ordusu eşlik etmez. Halktan çekindiği hiçbir konu olmadığından polis ordusuna da ihtiyacı yoktur. Esnafla sohbet eder, yolda karşılaştığı insanların ellerini sıkıp hâl hatır sorar. Çekinecek bir şeyi olmadığından halkın arasına rahatlıkla girebilmektedir.
İngiltere Başbakanı, mütevazı Downing Street 10 numaradaki konutta ikamet eder. Bu muhterem başbakanın rüşvet gibi bir sorunu bulunmamaktadır. Downing Sokağı Parlamento Caddesi’ne bakar; o da Thames Nehri’nin bir yakasındadır.
İngiltere’de bir milletvekilinin eşi muhtarlığa gidip yoksulluk belgesi alarak mahkemede vergi vermekten kaçınmaya çalışmaz. Bunun etik dışı, yani ahlaka aykırı bir davranış olduğunu bilirler. İngiltere’de milletvekilliği emekliliği yoktur; vekil olarak görev yaptığı sürece ücret alır, vekillik sona erince ücret de kesilir. Yalnızca İngiltere’de değil, İsveç, Danimarka, Finlandiya ve Avusturya gibi uygar ülkelerde de milletvekilliği sonrasında emeklilik maaşı uygulaması bulunmamaktadır.
Mecliste muhalefetin iktidarın davranışlarını ahlak dışı bularak “Yahu hiç mi utanmıyorsunuz?” diye sorduğu bir oturumda iktidar sıralarından gelen yanıtı hâlâ unutamıyorum: “Evet, utanmıyoruz” diyen bir kadın milletvekili vardı. Utanma duygusunun temel bir ahlak göstergesi olduğuna inanırım. Mevcut olmayan bir milletvekilini mecliste varmış gibi göstermek, yoksulluk belgesi alarak vergi ve harçlardan kaçmak birer ahlak ve etik meselesidir; bu nedenle utanma duygusu taşımayan insanlarda bu değerleri aramak beyhudedir, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.