
Şuna kesinlikle inanırım ki bu yazıyı okuyan her yurdum insanı en az bir kitap okumuştur. Eğitim sürecinde yalnızca bir kitap değil, pek çok kitap okuduğumuz bir gerçektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değerli insan Mustafa Kemal Atatürk kadar okumayı seven başka birine çok az rastladım desem yalan söylememiş olurum. Düşünebiliyor musunuz; dört binden fazla kitabı, üstelik önemli yerlerinin altlarını çizerek okumuş başka bir insan olabileceğini sanmıyorum. Bir de bu kitapların hangi koşullarda okunduğunun önemi vardır. Hayatı cephelerde geçmiş bir insan, zaman bulup “oh” diyeceği yerde oturmuş kitap okumuş.

Ülkenin kuruluş döneminde bir Anayasa’nın zorunlu olduğunu düşünüp hukukçulara Anayasa kurgulatmış. Hâlâ, beğenirsiniz beğenmezsiniz, ülkenin yönetimine yön veren bir Anayasa’mız bulunmaktadır. 177 kalıcı ve 16 geçici maddeden oluşmakta olan bu Anayasa’mız, kırmızı ciltli bir kitap hâlinde milletvekillerin ellerinde dolaşmaktadır. Bu kırmızı kapaklı kitabı okudunuz mu?
Bazı maddeler gerçekten çok önemli konular içermektedir. İlk iki maddeden hiç söz etmeyeceğim. Bu maddeleri değiştirmek için bazı cemaatler ve bunların uzantısı olan siyasi partiler tarafından inanılmaz çaba sarf edilmektedir; ancak bu güne kadar başaramadıklarını memnuniyetle izlemekteyiz.
Anayasa’nın 3. maddesi ne söylemektedir, dikkatle bir okuyalım:
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”
Bu cümlede anlaşılmayacak bir kelime var mı? Bence yok.
Babam vefat ettiğinde annem 75 yaşının üzerindeydi. Veraset işlemleri sırasında, dededen kalan bazı mülklerin satılmasını istemişti annem. Konuyu fazla uzatmadan yöresel gazetelere ilan vererek bu işi tamamlamak istedim. Pamukkale yöresinde bulunan bir tarlaya alıcı çıktı. Annemi alarak Denizli’deki tapu dairesine gittik. Alıcıyla anlaştık; tapu dairesine gittiğimizde tapu memuru annem için sağlık raporu istedi. Yani akli melekesinin yerinde olup olmadığına dair bir rapor.
Alıcıdan süre isteyerek Ankara’ya geri döndük. O dönemin en güvenilir hastanesi olan Numune Hastanesi’nde tanıdığım değerli doktor arkadaşlarım vardı. Onlardan bir heyet oluşturulmasını ve annemin akli melekesinin yerinde olduğuna dair bir rapor düzenlenmesini rica ettim. Annem öğretmen emeklisi bir kadındı; yol, yöntem ve yasalara saygılıydı. Heyet toplandı; annemi heyet odasına bırakıp ben dışarı çıktım.
Heyetin annemle sohbet etmekten çok hoşlandığı için sürecin biraz uzadığını hatırlarım. Hatta bir doktorun, annemin öğretmenlik yaptığı okulda okumuş olması nedeniyle görüşmenin uzadığını öğrendim. Ne de olsa 75 yaşın üzerindeki biri tarafından verilecek önemli bir kararın, akli meleke açısından doktor raporu ile desteklenmesi gerekmekteydi. Temin ettiğimiz raporla notere başvurarak vekaletname düzenledik ve tarlayı bu şekilde satabildik. Aslında Tapu Sicili Tüzüğü’nün 19. maddesi gereği bir yaş sınırı belirtilmemektedir. Tapu memurunun şüphe duyması hâlinde akli meleke konusunda rapor isteyebileceği hükmü yer almaktadır.
Bir konuyu açıklığa kavuşturmak isterim: Tapu Kanunu’nun 35. maddesinde yer alan “Tahdidi mutazammın kanuni hükümler yerinde kalmak ve karşılıklılık ilkesi gözetilmek şartıyla yabancı gerçek kişilere taşınmaz edinme hakkı tanınmıştır.” ifadesi, ülke toprağının başka ülkelere veya şirketlere kullandırılması hakkı verildiği anlamına gelmemektedir. Nitekim uluslararası anlaşmalar çerçevesinde de vatan toprağı, devletin özgür iradesiyle başka bir ülkeye devredilebilir ya da kullanım hakkı verilebilir; ancak bu durum Meclis onayını gerektirir.
Önemli bir bilgiyi de paylaşmak isterim: Hâlen ülkemiz sınırları içinde 35 milyon metrekare vatan toprağı Amerika Birleşik Devletleri’nin kullanımına tahsis edilmiş durumdadır; bu alanlarda Amerikan üsleri bulunmaktadır. Bunun yanı sıra bazı yabancı firmalarla ortaklık kuran Türk firmalarına mevcut yönetim tarafından ülkemizde arazi tahsis edildiğini bilmekteyiz. Bu arazilerde yabancılar hak iddia ederek altındaki madenlere ulaşmakta, çevresel ve ekolojik tahribatı hiçe sayarak kazanç elde etmektedir; ülke yönetimi ise buna seyirci kalmaktadır. Bu gidişatı durduracak bir yasal düzenlemeyi mevcut Anayasa’mızda bulamadım.
Velev ki tam beş koldan bir imtiyaz tesis edilmiş olduğunu farz edelim. Kararı alan iktidara ortak olan siyasi iktidarın başındaki kişi 80’li yaşlarda, imzayı atan da 70’in üzerindedir. Ülke tapusunda yapılan bu tahsiste akli meleke neden aranmaz diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.