
Anarad Hığutyun Okulu sadece bir eğitim kurumu değildir; o, İstanbul’un Ermeni Katolik toplumunun bir zamanlar canlı, güçlü ve eğitimle yoğrulmuş varlığının sembolüdür. Okulun öyküsü, 19. yüzyıl İstanbul’unda toplumsal dayanışma, kültürel kimlik ve bir toplumun geleceğe dair umutlarıyla inşa edilmiş bir bina olarak doğar — ancak zamanla unutulmuş bir hafızaya dönüşür.
Anarad Hığutyun Okulu’nun kuruluş hikâyesi, 1868 yılına kadar uzanır. Osmanlı döneminde kız çocuklarının eğitimi için büyük bir adım olarak kurulan bu okul, Samatya’da Boğos Bey Mısırlıyan tarafından bağışlanan bina ile eğitime kazandırılmıştır. Bu bağış, yalnızca bir yapı değil; bir toplumun geleceğine yatırılmış bir umut olarak okunmalıdır. 1866’daki büyük yangının ardından kız çocuklarının eğitimine ara verilmişken, bu okul onlara yeniden yaşam ve öğrenme alanı açmıştır.
1902 civarında mevcut okul yapısının inşasıyla birlikte, Anarad Hığutyun Rahibeleri Okulu, Katolik Ermeni kız ve sonrasında karma eğitim veren köklü bir eğitim kurumu olarak faaliyet göstermiştir. Ermenice ve Fransızca eğitim programlarıyla, hem ruhani hem de kültürel bir ufku temsil ediyordu. Ancak 1960’lı yıllarda öğrenci sayısındaki azalma ve eğitim kadrosunun daralmasıyla birlikte okul ciddi baskılarla karşılaştı. Öğrenci sayısı 80’lere düşerken, devletle yapılan görüşmelerin ardından okul 1987’de kapandı. Millî Eğitim Bakanlığı okulun yeniden açılmasına izin vermesine rağmen, pratikte bu gerçekleşmedi; okul kapandı ve bina yıllarca boş kaldı.
Bugünün Kadıköy’ündeki Nazım Hikmet Kültür Merkezi olarak kullanılan bina, eski Anarad Hığutyun Okulu’nun fiziksel varlığını sürdürse de eğitim misyonunu kaybetmiş hâlde durmaktadır. Bu dönüşüm, bir perspektiften bakıldığında kültürel bir yeniden kullanım olarak yorumlansa da, başka bir açıdan bakıldığında özgün eğitim misyonunun toplumsal bağdan uzaklaştırılması anlamına gelmektedir. İstanbul’un bu semtindeki çocukların koştuğu bahçeler, çan sesleri ve dolu sınıflar, artık sadece hatıralarda yaşamakta; bina yeni bir kimlikle kültürel etkinliklere hizmet etmektedir.
Tarih boyunca İstanbul’daki Ermeni okulları, yalnızca eğitim kurumları değil, bir toplumun kimliğini, dilini ve ortak bağlarını güçlendiren yapılar olmuştu. Aramyan Uncuyan Okulu, Surp Haç Tıbrevank ve diğerleri gibi kurumlar bu bağlamda belleklerde yer alırken, Anarad Hığutyun Okulu da Kadıköy’deki konumuyla bu tarihi zincirin önemli halkalarından biriydi. Ancak kapanışları, yalnızca mekanların değil, bir toplumun günlük yaşam içindeki görünürlüğünün de çözülmesi anlamına geldi.
Anarad Hığutyun Okulu’nun bugünkü hali, Kadıköy’deki Nazım Hikmet Kültür Merkezi olarak somutlaşmış durumdadır: eskiden öğrencilerin koştuğu bahçeler ve sınıflar, artık sessiz bir kültür merkezine dönüşmüştür. Bu durum, yalnızca mekânsal bir değişim değil; bir toplumun eğitimle kurduğu bağın zaman içinde çözülmesinin ve yeniden yorumlanmasının hikâyesidir.
Duygusal olarak bu tablo hem hüzün hem de saygı uyandırır. Çünkü bir okul, sadece dört duvar ve sınıflardan ibaret değildir; o, bir toplumun çocuklarına verdiği değerin, geleceğe dair inancın ve aidiyetin somut halidir. Kapandığında sadece bir bina değil, bir kimliğin hafızası da sessizce kaybolur.
Anarad Hığutyun Okulu’nun hikâyesi, İstanbul’un çok sesli tarihinin bir yansımasıdır. Bugün Nazım Hikmet Kültür Merkezi olarak hizmet verse bile, eski okulun öyküsü bizleri büyük sorularla baş başa bırakır:
Bir toplumun eğitimle kurduğu bağ nasıl korunur?
Bir eğitim kurumu kapandığında, bu yalnızca bir bina kapanması değil, bir kimliğin de sessizce yok olması mıdır?
Kültür merkezlerine dönüşen eski okullar, geçmişin hafızasını yaşatmaya yeter mi?
Ve nihayet, bugün hâlâ yaşayan Ermeni toplumu ve diğer azınlıklar için eğitim ne anlama gelir?
Bu sorular, geçmişi anlamakla kalmaz; bugünün Kadıköy’ünde çeşitlilik, haklar ve tarihsel yüzleşme açısından önemli bir perspektif sunar. Anarad Hığutyun Okulu’nun Kadıköy’deki Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ne dönüşümü, yalnızca bir mekân değişimi değil; bir toplumun kimliğinin, bağlarının ve geleceğe dair hayallerinin sessiz bir anlatısıdır.