![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Gültekin, Sen!
![]() Berlin Günceleri 1 – 7 Eylül 1 Eylül, Pazartesi Sasırdım kaldım. On beş yıldır bana “Herr Özkan”ve “siz” diyen müdürümüz bugün bana adımla seslendi. “Gültekin” dedi. “sen” dedi. Benim de kendisine adıyla seslenmemi ve “sen” dememi, istedi. Bu yakınlaşmanın anlamını anlayamadım. Artık beni benimsediğini mi imliyordu bu davranışıyla, anlayamadım, ama Almanya’nın bu olduğunu bir güzel anladım! Kendimi onca yıl boşuna yabancılaşmış duyumsamadım okul ortamında, öğretmenler odasında. İlhan Berk’le meşgul kafam. Bu upuzun adamın ölümüyle, sıkıntının babasıyla. “İzmir’e” nasıl götürdü “bir gülü / Sarı bir gülü” acaba? Beklenmedik bir yağmur bastırdı, bahçe göle döndü. Yağmuru yazmalı, o uzun düşüşü. “Artık şiirlerde geçer geçse geçse yağmurun elleri.” (İlhan Berk) Dünya Barış Günü! Onca kırgın, küs, kavgalı ülkenin içi ne zaman rahat edecek? 2 Eylül, Salı Masumiyet Müzesi’ne devam. Kemal’le Sibel’in nişanında Orhan Pamuk da şöyle bir gözüküyor: “Bir zamanlar zengin olup da servetlerini beceriksizce kaybeden pek çok aile gibi Pamuklar da içlerine çekilmişlerdi, yeni zenginler karşısında huzursuzluğa kapılıyorlardı. Güzel annesi, babası, ağabeyi, amcası ve kuzenleriyle oturan, durmadan sigara içen yirmi üç yaşındaki Orhan’da, sinirli ve sabırsız olmasından ve alaycılıkla gülümsemeye çalışmasından başka kayda değer bir şey görmedim.” (131-132). Kitabin yazarı Kemal’in Orhan Pamuk yorumu böyle. Orhan Pamuk, Kemal’in sevgilisi Füsun’u dansa kaldırdığından tam yirmi beş yıl sonra “gözleri parlayarak” söz etmiş (140). Nobelli yazarımızın ilk kitabına da gönderme var bu romanda: “Bir masada İstanbul’un ilk Müslüman zengin tüccarlarından merhum Cevdet Bey’in oğulları, kızı ve torunlarıyla oturup fotoğraf çektirdim.” (s. 145). Kemal, Mecnun olmuş. Leyla da Füsun mu acaba? 3 Eylül, Çarşamba Cuma günü yapılacak Çağdaş Türk Edebiyatı Sempozyumu’nun programı, geç de olsa, elime geçti. Literaturhaus’daki etkinlik 16. 30’da başlayacak. Dört şair-eleştirmenle 1840’lardan günümüze dek Türk şiirinin tarihini ele alacağız. Sempozyumu ben yöneteceğim. Sözlü gelenekten başlayarak tarihsel süreç bildirilerle aktarılacak. Mehmet Can Doğan, Modern Türk Şiiri’ni (1840-1940) ele alırken, Nilay Özer, 1940’tan 1960’a Yirmi Yılın Günlüğü’nü – 1940 Toplumcu Kuşağı’nı, Garip Hareketi’ni ve 2. Yeni’yi- değerlendirecek. Gökçenur Ç. Türk Şiirinde 1960 Kuşağı’nı 1980’e dek Türk şiirinin yol haritasını ele alacak. Son olarak da Bâki Asiltürk, “1980 Kuşağı Şiirinin Genel Görünümü”nü işleyecek bildirisinde. Ben de trafik memurluğu yapacağım. Bakalım sempozyuma ilgi nasıl olacak. Böylece Frankfurt Kitap Fuarı’nın startı Berlin’den verilecek. Cumartesi günü de roman ve öykü sempozyumları yapılacak. Akşam da bir şiir okuması gerçekleştireceğiz. Hareketli günler başlıyor. 4 Eylül, Perşembe Sempozyum’daki konuşmamı tamamladım: Kısa ve öz. Birikmiş Evrensel gazetelerini gözden geçirdim. Bir iki tanesini ayırdım. 15 Ekim’de Frankfurt’ta sunacağım “Türk ve Alman Edebiyatında Entegrasyon” başlıklı bildirim için gerekli kitaplarımı önüme dizdim. Bu arada bu bildiriyi de hazırlamam gerekiyor hızla. Eylül ayıyla birlikte kültürel etkinlikler atağa geçti sanki. Masumiyet Müzesi’nde anlatılan nesneleri yıllarca biriktirmiş Orhan Pamuk. Bunun için de bir daire satın almış. Bu ilginç müze, yakında açılacakmış. İlginç değil mi? Ayvalık’ın bir müzesinin olmaması ne acı! 5 Eylül, Cuma Sonunda Çağdaş Türk Şiiri Sempozyum’u yapıldı. Türklerin az, Almanların daha ilgili olduğu etkinliğin öncesi ve sonrasında Bâki Asiltürk, Mehmet Can Doğan, Nilay Özer ve Gökçenur Ç’yle birlikte olmak beni Türkiye’ye daha da yaklaştırdı. Sanki tatilden dönmemiş gibiydim. Varlık’in Eylül sayısıyla birlikte Özgür Edebiyat dergisi, Radikal, Cumhuriyet, Dünya gazetelerinin kitap ekleri de geldi. Dünyalar benim oldu. Yarin öykü ve roman sempozyumu var. 6 Eylül, Cumartesi “Öykü yazmak” diyor Oktay Akbal, Günlerde: “Çeyrek yüzyıldır yaptığım bu. Bakıyorum yüz sayısını geçmiyor yazdığım öyküler. Ortalama dört tane düşüyor bir yıla. Az, çok az! Yüz öykü daha yazabilecek miyim? Kimbilir?” Bu soruları sorduğunda Akbal 43 yaşındadır. Belki de yüz öykü daha yazmıştır. Bugün 85 yaşını süren yazar yaşlanmakla ilgili de şunları söylüyor günlüğünde: “Yaşlanmak mı? Birtakım nenlerin boşluğunu anlamak mı? Bıkmak mı yoksa her öyküde kendini, yaşamı, boşluğunu, yokluğunu hep yeniden yeniden duymak?” Öykü sempozyumunda Oktay Akbal’ın yazdıklarını anımsıyorum: “Öyküler yazmalı. Çekilip bir kır kahvesine, bir meydan gazinosuna, bir vapur kanepesine. Ya da geceyarıları herkes uyuduktan sonra yatağında doğrulup bir yastığa dayanarak. Yaş kırkı da, elliyi de geçse yazmalı, hep öykü yazmalı.” Bu bir tutkudan öte, yaşam biçimidir artık onun için. “İşte defterlerdeki notlar, yazılacak öyküler sıra sıra, bekliyor bu çabayı. Bin kişi, iki bin kişi de okusa, okumasa da yazmalı.” (s. 161-163) 7 Eylül, Pazar Sabah erkenden Dirim’le Rahime’yi karşılamaya gittik. Evden çıkarken nasıl yağmur yağıyordu, göz gözü görmüyordu neredeyse. Eve dönerken ise yağmurun hızı iyice kesilmişti. Masumiyet Müzesi elimden düşmüyor öğleden sonra. Orhan Pamuk’un diline takılıp dursam da ikide birde, okumamı sürdürüyorum. Kemal’in Füsun’u araması bıktıracak kadar uzun. Ayrıca Füsünlar’daki “sekiz yıl”, “1593 mutlu gece” nin anlatımı da çok uzun geldi bana. Kaç kez kitabı bırakma noktasına geldim. detaylara yaslanarak konunun etrafında dönüp duruyor, Orhan Pamuk.
Yorumlarkübra öztürk
{ 11 Mart 2009 14:15:13 }
slm arkadaşlar umarım hep böyle güzel günleriniz olur.sevgi_heryerde_66@msn.com
aykut
{ 25 Eylül 2008 18:01:05 }
bindokuzyüzaltmışlarda frankfurt'ta birahanecilik yaptım.
Diğer Sayfalar: 1. üç yıl. bir çok alışılmadık - benim için tabii - iliginç şeylere tanık oldum. bunlardan biri (yazının başındaki"sen" ile ilgili) masada bira içiliyor. iki kişi. genelde alman. ve boş bardaklar gidip yenileri geldikçe sohbet bir yaım saat içinde koyulaşıyor. sohbetin bir yerinde birisi ötekisine: -darf ich dutzen!.. bunu ayık kafa ile teklif eden hiç bir almana rastlamadım, daha sonraları...
Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |