![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Can Yasası
![]() Berlin Günceleri 28 Temmuz – 3 Ağustos 28 Temmuz, Pazartesi Evdeki trafik çok yoğun, giren çıkan, duşa giren, denize, havuza giden, karnı acıkan, susayan, uyuyan, kitap okuyan, telefonla konuşan... birbirine karışıyor. Akşam. Havaya can kurban! Ender Beylerde Alinazik yiyoruz iştahla. Şarap, ayrıca renk katıyor soframıza. Çocukların en sevdiği yemeklerden biri bu ve sevgili komşumuz da bu işin gerçek ustası. Can Yücel’in Ölüm ve Oğlum’daki (1976) “Anayasası İnsanın” şiiri düşüyor aklıma şarap deyince: Kan yasası bu insanın Üzümden şarap yapacaksın Çakmak taşından ateş Ve öpücüklerden insan! Ama olmuyor işte. Günümüzde siyasetin yasaya ciddi karışması insanı parçalıyor, aslında her şeyi allak bullak ediyor: Can yasası bu insanın Savaşlara ve yoksulluklara Ve binbir belâya karşın İlle de yaşayacaksın! Günler hızla eriyor. Bir ayım kaldı. 29 Temmuz, Salı Sıcak havaya neşter vuruyor poyraz! Denize girilecek gibi değil. Deniz alıp alıp veriyor. Dalgalar boyumuzu aşmıyor ama yüzülecek gibi değil. Kıyıda oturmak da olası değil, balkonlarda da. Yine de kuytu bir yerler buluyorum kendime ve Can Yücel’in Bir Siyasinin Şiirleri’ni (1974) okuyorum günümüzü düşünerek: Neredeyse ışığa inanmaz olacaktık, Öyle hızla büyüyordu içimizdeki karanlık... Ülkemizin geleceğini karartmaya çalışanlar her şeyi yapıyorlar herkesin gözünün önünde. Karşı çıkanlar da hemen suçlanıyor. İstanbul’daki patlamada 18 kişi ölüyor. Bu bir vahşet. İktidar sürekli gündem değiştirme telaşında. Başımıza taş yağmayacak ama türban dayatılacak, dini baskı artacak AKP kapatılmazsa ve iyice azıtacaklar. Soyguna ve talana tüm hızıyla devam edecekler. Poyraz sersemletiyor. Ayvalık’a gidiyorum öğleden sonra. Deprem sigortasını yatırıyorum kan ter içinde. Çipura, roka alıyorum akşama. Özlem’in revanisi iyi geliyor balıktan sonra. 30 Temmuz, Çarşamba Ev sessiz. Çünkü çocuklar tekne gezisine gittiler. Kaç gündür Ayvalık suyu gelmiyor. Depomuz yarılandı. Rahime, çocukların yokluğundan yararlanıp evi tepeden tırnağa temizlemeye başladı. Ben de ona yardım ettim. Öğlene menemen yapıyoruz. Akşama da bol sebzeli makarna. Yanında şarap. Edip Cansever, “Pek tuhaf! Ben de sahanda yumurtayı kıskanırım” diyor. “trenlere çikolata” yedirişini de imgelerine geçiriyor. “güpegündüz rakılar” da boğazlıyormuş. “içimize bir karanfil düşüyor gibi” de “rakı içiyoruz” diyor bir yerde de. 31 Temmuz, Perşembe AKP kapatılmadı. Türkiye bir başka siyasi sürece girdi; Malezya’ya benzeme kapıda mı acaba? Huylu huyundan vazgeçer mi? Yani AKP Nahşibendi devletini kurma düşünün peşine takılmayacak mı bundan böyle. Cumhurbaşkanının, başbakanın ve milletvekillerinin eşleri başlarını mı açacak? Yo! O halde, hangi cezayı aldı AKP? Hazine yardımının kesilmesi neyi ifade ediyor ki? Yeşil sermaye bir anda toplar hazine yardımını. Ben, Anayasa Mahkemesi’nin değerli hakimlerine üzülüyorum. Böylece kendi iplerini çekmiş oldular. Yerlerine AKP yanlısı hakimler atanacak. Böylce parti bir daha kapatılma tehlikesi yaşayamayacak. Yazlıkta da siyaset sürüyor. Bamya ayıkladım ne düşüneceğimi bilemeden. Erhan’lar geldi. 1969’dan beri süren bir dostluğun şerefine kadeh kaldırdık sofrada. Yeğeni Zeynep’in Rusça eğitim yapmak istemesi şaşırttı beni. Kitaplığımdaki kitapları serdim önüne. Artık o kitaplar sahaflarda da bulunmuyor. Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı’sı örneğin. Gençler disko için hazırlandılar. Kızlarda o şıklık! 1 Ağustos, Cuma Poyraz hız kesmeden sürüyor. Kaç gündür denize giremiyorum. Emine hanımdan üç gözleme. Domateslere doyamıyorum; öyle sulu ve kokulular. Can Yücel’in Bir Siyasinin Şiirleri’ni (1974) günümüzü düşünerek yeniden okudum. Şöyle dizeler de var elbette işkence, hapishane ortamının arasında: En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim, O, onun en güzel yüz metresini koştu “Alman kelepçeleri”, “karbonatlı çay”, “koğuşlar”, “Yaşamayı yaşamak” isteyen mahkûmlar... da siyasi şiirin olmazsa olmazları. 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrasında yazdığım “Kayısı Kurusu” şiirimin şu dörtlüğü de siyasi imgelere gebe: Nar kurusu kendi derdinde Mevsimsiz bir düş eriyip gitmekte Siyaset gibi sinek kaynıyor balkonlar Oy yolcusu komşular, oy oy Otobüsler seçmen taşımıştı yazlıklardan seçmen kütüklerinin olduğu yerlere. Sonra “elim kırılsaydı da vermeseydim o partiye oy” diyen diyene oldu ya, iş işten geçti. 2 Ağustos, Cumartesi Emre’nin kız arkadaşı Belinda’yı sitenin gençleriyle birlikte uğurladık. Sonra güneş batırmaya gittik sahile, ama poyraz buna izin vermedi. Bazı komşularla bizim balkona geldik. Soframızda barbunya, bamya, köfte, şakşuka, bulgur pilavı, peynirli kabak, karpuz ve rakı vardı. Ay yoktu ama poyraz soframızdaydı. Bazı günler yalnızca dilim dolaşır gibi dolaşıyorum sitenin içinde. Yatmadan önce yine öyle oldu. Geceleri okumaya veremiyorum kendimi. 3 Ağustos, Pazar Kahvaltıyı hazırladım, tam oturacağız. Bahçe suları gelmez mi? Unutmuşum su saatini. Narı ve gülleri sevindirdim, karınlarını doyurdum iyice.Bahçe çim koktu. Armutçuk pazarına doyamadım yine. Yerli üreticinin meyvesi, sebzesi altın değerinde. Rahime’yle, fazla bir şey almayacaktık güya, elimiz kolumuz dopdolu geldik eve. Öğleden sonra uzanmış Enis Batur’un 1978/79’da çıkardığı Yazı dergilerini karıştırıyordum. Deli Murat çıkagelmez mi elinde asasıyla rüzgâr gibi Rüzgâr Şiir Yaşam Kitabı VII’yle birlikte. Şair Murat’ın (Koçak) bir adı “deli”yse, öteki adı da “rüzgâr”dır çıkardığı dergi nedeniyle. Dergiye, “Zeytin ve Rüzgâr Günlükleri” yazmaya söz verdim gelecek sayı için. Murat’ı dolmuşa bindirmek için beklerken Ara Güler geçmez mi önümüzden arabayla. El ettim hemen. Durdu. Konuştuk ve bize davet ettim. Geleceğine söz verdi. Benim Türk Edebiyatında Berlin (2003) kitabımın fotoğrafları onundu. Al bir sevinç daha! Geçen yıl burada yazılan “Kayısı Kurusu” şiirimin ilk dizesi neden aklıma düştü? Su kurusu bir akşam Alıp bir kenara koyduğum
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |