![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Babam Kapıyı Üç Kez Çalardı.
![]() Berlin Günceleri 30 – 6 Temmuz 30 Haziran, Pazartesi Dün gece de çok kötü uyudum. Kalbimde sıkışmalar oldu. Kaç kez kalktım dolaştım evin içinde. Uykusuzluktan yorgun düştüm. Kulak çınlamam çıtanın en yükseğinde geziniyor. Kafam sepet gibi. Okula gidemeyeceğim. Okula telefon edip hasta olduğumu bildirdim. Sonra da doktora gittim. “Bir hafta evde kalın” dedi. Kitap okumaya çalışıyorum, nafile. Olmuyor. Okuduklarımdan hiçbir şey anlamıyorum. Divana uzanıp televizyon bakmaya çalışıyorum. Onca abuk sabuk program var ki, bir tane seyredilecek ciddi bir şey bulamadım ve kapattım televizyonu. Gözüm at kestanelerine takılıyor. Sonbahar gelmeden sararıp soldu at kestanelerinin yaprakları. Hastalandılar yine. 1 Temmuz, Salı Ülkemde ne oluyor? Nedir bu estirilen fırtına? Cunta döneminde mi yaşıyoruz? Bir fim geriye mi sardırılıyor yeniden? Toplumun saygın ve adresi belli insanlarına yapılan muameleye bakın! Sabaha karşı evleri basılıyor ve evleri didik didik aranıyor, bilgisayarlarına el konuyor. Onlarca polis arasında emniyete götürülüyor. Avrupa Birliği’ndeki beyler bu uygulamalara bakıp da iktidarın tavrını eleştirmiyorlar nedense. Toplumsal hareketlenmeleri kınayan, parti kapatmaya karşı duran AB, iktidarın kulağını çekmiyor, üstelik onları her fırsatta yüceltiyor. Şaşkınım ve korkuyorum. Dostlarımı, akrabalarımı, aydınları, yazarları düşününce ülkemin geleceğiyle, içim kararıyor. Elim ayağım buz kesti sanki, oysa hava öyle güzel ki! 2 Temmuz, Çarşamba Kanalda uzun uzun yürüdüm. Yürüdüm 2 Temmuz 1993’ü düşünerek. Ölenler aramızdan ayrılalı 15 yıl oldu. Sivas Katliamı toplumumuzdaki en büyük kanayan yaralardan biridir. Geçenlerde Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan’ın internette yayımladığı mektubu okudum gözyaşları içinde. “Babam kapıyı üç kez çalardı” diye başlayan mektup küçük kızın gözünden babasının portresini çiziyor ve olanları anlamaya çalışıyor büyüdükçe. Yürüdüm ve ölen dostlarımı, yakın arkadaşlarımı düşündüm. İpince ve yazıla yazıla iyice küçülmüş bir kurşunkalem gibi Metin Altıok, “Sesler ve Küller” arasında ömrünü tamamlayan Behçet Aysan, göçü karikatürlerinde yorumlayan ve mızıkasıyla hayatı savunan Asaf Koçak, Arıburnu Şiir Ödülü’nü aldığım Düş Kuyusu kitabımı yayımlayan şair Uğur Kaynar. Sel Yayınlarının yolladığı Yürümeye Övgü kitabına henüz başlayamadım ama Enis Batur’un Suya Seng’ini yarıladım neredeyse. Kitaplardan, kendine, düşlerinden, dosyalarından, tasarılarından, şiire, aydınlara... ince yorumlar, gözlemler, değerlendirmeler içeriyor bu kitap. “Asıl sorun,” diyor Enis Batur, yaptığı ve yapacağı onca iyi iş için “kendimin neresine, ne kadar daha gidebileceğim, benim açımdan. Sonra yolum bitecek. Ben öleceğim. Siz de öleceksiniz. Bütün bu yatırım, çaba, uğraş Yapıt’ın beni de, siz de sonralaması uğruna –işte Proje’nin çekirdeğine ilk günden oturmuş romantik mercek.” (s. 185) Sonu, sonrayı düşünmeden çalışmak en iyisi (mi?). Benden sonra tufan demek değil bu elbette, insanın elinin kolunun bağlanmaması için. Nereye kadar? 3 Temmuz, Perşembe Tugrul Tanyol’u aldım otelinden. Sonra uzun bir yürüyüş yaptık kentin tarihi, mimari dokusu içinde. Kuşağımın iyi şairlerinden biriyle şiir başta olmak üzere konuşmadığımız konu kalmadı. Potsdamer Platz’da göz ve gönül doyurucu Viyana usulü schnizel yedik, İtalyan şarabı içtik. İçtiğimiz o enfes şarabı Tuğrul seçti. Farklı bir gün oldu benim için. 4 Temmuz, Cuma Berlin Şiir Festivali dün akşamki konuşmaların ve yemeğin ardından resmen başladı. Bu yıl Portekizce konuşulan ülkelerin şiiri ağırlıkta, önde. 150 şair yer alıyor panel ve şiir okumalarında.Berlin’in e gözde kültür kurumlarından sayılan Akademie der Künste şiire ve şairlere ev sahipliği yapacak 5-7 Temmuz tarihleri arasında. Lizbon’un kent olarak portresinden Çağdaş Japon Şiiri’ne, Afrika’nın Denizi’nden Barselona’dan şiire, internetteki şiirden dijital ve somut şiire, müzik ve şiir ilişkisinden şiir kliplerine doğru müthiş bir açılım sergilenecek festivalde. 5 Temmuz, Cumartesi Bir Amerikalı dört Alman şairle birlikte şiir okudum. Oturduğum yere yakın bir kahvenin bahçesinde gerçekleştirildi okuma. Şiir dinlemeye gelenlerin yanında kahve içip pasta yemeye gelenler de dinlediler şiirlerimizi biraz şaşırarak. Onların günlük ve mekanın şiirlerinin yanında benimkiler daha lirik, aşka ve insana dönüktü. Aramızda epeyce anlayış farkı olduğunu gördüm. Şiirin tanımında neden zorluk çekildiğini daha iyi anladım bugün. Herkesin şiire bakışı farklı olunca dünya da farklı algılanıyor demektir bu. Tozan Alkan-Şeref Bilsel’in hazırladığı Şairin Günah Defteri’nde (İkaros Yayınları, 2008) “Şiir nedir”e yanıt arayan şairlerin aforizmalarından geçilmiyor. Aslında şiiri yorumlayanların gözünden, şiirinden, bakışından, dünyasından süzme dizeler, sözler, cümleler... Ben de şöyle demişim bir zamanlar: “Şiir, çıkmazdan çıkmanın güzelliğidir bence.” Okumaya gitmeden önce iki makine çamaşır yıkamaya vakit bulduğum gibi, gömleklerimi de ütüledim, alışveriş de yaptım ertesi gün için 6 Temmuz, Pazar Tuğrul Tanyol gelecek diye değil ama yapılması gerektiği için evi temizledim. Toz aldım. Lavaboları ovdum. Mutfağın ve banyonun fayanslarını sildim. Salatayı hazırladım, bulgur pilavını pişirdim. Hindi soteyi baharatladım. Peynir tabağına özen gösterdim. Türk şiirini ve şairlerini orasından burasından ele aldık, konuştuk. Şiirimizi başka ülkelerin şiiriyle karşılaştırdık. Aradaki farkın nedenlerini bulmaya çalıştık. Yayın dünyasına ve şiir yayıncılığına da değinmemek olmazdı. Tuğrul, iyi konuşan, donanımlı bir şair. Tek kusuru çok sigara içmesi. Nasıl dumanaltı oldum içtiği sigaralardan. Mutfakta içmesine gönlüm razı olmadı. Bir paketi birkaç saat içinde bitirdi. Sonra sigaradan o da rahatsız oldu. Ara verdi. Bir süre sonra eskisinden daha hızlı içmeye başladı. Şair Acem Özler’le kaldığı otele götürdük Tuğrul’u. Hava çok güzeldi. Yolumuzu epeyce uzatarak Berlin’de farklı bir tur yaptık onun için. Yolda, bir kahvede kahve içtik. Sonra hafif hafif yağmur çiselemeye başladı. Gece uyuyamadım. Sigaradan değil, içtiğim kahveden. Bir de ertesi gün okula başlayacak olmamın sıkıntısından. 7 Temmuz, Pazar Okulda herkes bir yerlere dağılmış. Karneler yazıldığı için sınıf öğretmenleri öğrencileriyle Berlin’i tanıma turlarına başlamış. Herkes kendine göre bir program yapmış. Ben de dolabımdaki dosyaları, fotokopileri düzenledim. Atılacak pek çok şey çıktı. Gözlerim yanıyor uykusuzluktan. Sersem gibiyim. Hareketlerim yavaşladı kendimi yorgun duyumsadığımdan. Yağmur yağacak gibi, bir türlü yağamıyor. Şemsiye ağırlık yapıyor dönüş yolunda.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |