A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Kıtanın ortasında - Kata Tjuta Yolcuları

Kategori Kategori: Günün içinden notlar | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Saba Öymen | 11 Temmuz 2019 14:50:01

Görkemli kumtaşı oluşumu Uluru’nun dünyanın dört yanına ulaşan ününe karşın, ayrıksı kardeşi Kata Tjuta’yı kimseler tanımıyor. Kıtanın bu orta kesimine uğramayanların ondan söz edildiğini duymuş olma olasılığı az. Sydney’den Ayers Rock’a sabah geldik. Gezi programındaki akşam üstü etkinliği, “Kata Tjuta’da güneşin batışı ve hoş geldiniz içkileri”. İzleyeceğimiz şey güneşin batışı değil aslında, günün sonu yaklaşırken Kata Tjuta’nın büründüğü renkler; Güneş, bu iri kırmızı kubbeli taş dağın ardında değil, başka yönde batıyor.

Otelin giriş salonunda görenler görmeyenlere anlatıyorlar: “Eşsiz! Eşsiz bir deneyim...” Kata Tjuta’nın güneşin akşam üstü ışıklarıyla boyanmış resminin muhteşem olduğunu söylüyor biri. Bir başkası coşkuyla başını sallayarak katılıyor ona.  

Avustralya’nın ve dünyanın her yerinden gelen kalabalık, belirlenen saatte otobüse doluşuyoruz. Sürücümüz Mark aynı zamanda rehberimiz. Bomboş, dümdüz, gümüş rengi, sonu olmayan bir şerit gibi uzayan asfaltta ilerlerken, yol üzerindeki bitki örtüsü, hayvanlar, bölgenin tarihiyle ilgili, kimi şaşırtıcı bilgiler veriyor, şakalar yapıyor, soruları yanıtlıyor. Koyu bir Avustralya aksanıyla konuşan Mark’ın bölge üzerine bilgisi hayranlık uyandırıcı. Her soruyu ayrıntıyla, fakat can sıkıcı olmadan yanıtlıyor.

Kayalar ve doğal mineraller üzerinde konuşurken, bu defa o bize sordu.

“Aranızda yer bilimiyle uğraşan var mı?”

Kimseden ses çıkmayınca güldü. “İyi o zaman, dilediğim gibi atıp tutabilirim.”

Gülmemiz bekleniyormuş gibi hep birlikte güldük. Belki de bekleniyordu; sonuçta yolcuların yüzünün gülmesi, Mark’ın ve tur şirketinin yüzünün gülmesi anlamına da geliyor. Fakat yine de genç Mark’ı dua eder gibi açtığı ellerini sallayarak dinleyicileri nakarata katılmaya çağıran, salonu coşturmaya kararlı bir şarkıcıya benzetemiyorum. Otobüsteki herkeste gülmeye hazır bir ruh hali var sanırım. Neşeli, deneyimlere açık, beklentili, hafif…  Gezideyiz; yaşamın sıkıcı yanları yavaşça dibe çöktü.

Camdaki görüntüyü izliyorum bir süre. Beyaz gövdeli hayalet okaliptüsleri, ne olduklarını bilmediğim, kurumuş, kararmış, yana devrilmiş küçük ağaçlar, öbek öbek çalılar görünüyor, yitiyor. Her bir çalı kümesi, ayrılıktan korkar gibi kendi içinde toplanmış. Amansız iklim mi düşmanları? Çölün hayvanları mı? Hangisi olursa olsun, her biri kendi içine kapanarak, kendinden olana yapışarak korunmaya çalışıyor korktuğu şeyden. Oysa ağaçlar yalnız da güçlü. Bazen uzunca yol almamız gerekiyor bir ağaca yeniden rastlamak için. Çöl akasyaları, çöl meşeleri, kimi bükülmüş, eğrilmiş, yapraksız, kimisi cılız, kırgın yerel ağaçlar… Tuhaf bir bilgelik var hepsinde, ağaçlar bende hayranlık uyandırıyor.



Yolculardan biri, Kata Tjuta’nın neden Uluru kadar bilinmediğini soruyor. Mark başına taktığı kulaklıktan dudaklarına uzanan mikrofonu düzeltiyor, gözünü yoldan ayırmadan, Kata Tjuta’nın yer aldığı toprakların sahibi olan Aboricin kabilesinin içe dönüklüğünü anlatıyor. “Kutsal olduğunu düşündükleri kayanın turist çeken bir merkeze dönüşmesini istemiyorlar. Gözlerden olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorlar.”

Üç ana Aboricin dil ailesi olduğunu, her birinin de birkaç lehçe içerdiğini bilsem de kabilelerin hepsinin törelerini sakınmakta ya da dünyaya duyurmakta aynı olduklarını var sayıyordum. Oysa tümünün değil, tek bir Aboricinin de değil, her kabilenin ayrı bir ruhu, kişiliği, inançları ve buna bağlı olarak da davranışları olacağını düşünmeliydim. Biraz önce camda akıp giden çalı kümeleri gibi… Bir topluluğun gerçeklerini kavrayabilmek ona dışarıdan bakabilmekle olası fakat, uzaklaşılan her topluluğun yerini daha küçük de olsa hep bir başkası aldığına göre, ‘dışarıdaki’ olmak hiç de kolay değil.

Kata Tjuta’yı bütünüyle görebileceğimiz düzlüğe vardığımızda üzerine beyaz örtü serilmiş uzun bir masanın başındaki genç kadınla erkek, çoktandır orada, hizmet etmeye hazır bekliyor gibiler. Meyve suları, sodalar, biralar, şaraplar, krakerler, peynirler, minik sandviçler… Zeminin kumlu toprağının esintiyle havalanması ve içlerine dolması olasılığına karşı ters çevrilmiş bardakların karton ya da plastik değil cam oluşu dikkatimi çekiyor. Bütün bunlar, Kata Tjuta’nın güneşle dansını izlerken duyacağımız içsel hazza bedensel bir haz da eklemek ya da içsel hazzı çoğaltmak için hazırlanmış belli ki.

Otobüsten iniyor, açılır kapanır, küçük bez taburelerden birer tane alıp, Kata Tjuta’yı dilediğimiz yerden izlemek üzere, kısa çöl bitkilerinin kenar süsü yaptığı kiremit rengi toprak düzlükte dağılıyoruz.

Güneş usulca alçalırken, Kata Tjuta’nın dilimli kubbeleri pembeleşiyor, kızarıyor, turuncu bir yalımla sarılıyor. Sydney’deyken kendimi hazırladığım, ünlü fotoğrafçıların çektiği muhteşem fotoğraflarından sonra bu kez gerçeğini gördüğümde uğramayı beklediğim düş kırıklığını anımsıyorum ve hemen unutuyorum.



Bildiğim hiçbir yere benzemiyor burası. Avustralya kıtasının değil, yeryüzünün tam ortasındayım sanki. Bir an, yeni doğmuş, gencecik Dünya’yı görür gibi oluyorum. Milyonlarca yıl önce her şey tıpkı böyle olmalıydı… Böyle sessiz, böyle yabanıl, ıssız, böyle ilkel ve muhteşem. Sonra uzaklaşıyorum. Her yerden her şeyden. Boşluktayım. Sonsuzlukta. Mekânsızlık bu olsa gerek. Bir yabancının gözleriyle baktığım yurt, bir ülke değil şu anda, Dünya. İnanılmaz güzellikteki Dünya.





Ben yoktum, biz yoktuk, bu çöl bitkisi, bitkinin ardında hızla uzaklaştığını gördüğüm kertenkele yoktu; Kata Tjuta buradaydı, Dünya sonsuzluktaki patikasında dönüyor, dönüyordu. Yüzlerce, binlerce yıl geçecek, bu turuncumsu kırmızı, dümdüz topraklar yine böyle uçsuz bucaksız yayılacak. Kata Tjuta güneşin bakışıyla yine renkten renge girecek. Gökyüzü, saydam ve mavi, dokunulabilirmiş gibi yine saracak; bu duyguyu hisseden ben olmayacağım, bir başkası duyumsayacak göğün, bulutların yakınlığını. Bir kertenkele yine kaybolacak çöl bitkilerinin arasında. Sarıyla yeşilin karışımı tanımsız renkteki incecik, nazlı otlar, şimdi olduğu gibi o zaman da hep birlikte eğilip bükülecekler rüzgârın dokunuşuyla. Oraya buraya dağılmış çalılar utangaç bir okul çocuğunun fark edilmeyi hem isteyen hem istemeyen parmağı gibi, cılız ve ürkek, yine yükselecek.

Her şey nasıl da olağanüstü.

Bu duygunun benimle kalacağını, Kata Tjuta’dan söz edildiği her an, şimdi içinde bulunduğum bu ânı anımsayacağımı biliyorum.  



Güler yüzlü genç kadınla adam, benim hissettiklerimi hissetmemiş gibi, Kata Tjuta onlara hiç dokunmamış gibi beyaz örtülü masanın yanında, görevlerinin başındalar hâlâ. Yaklaşıp bir kadeh kırmızı şarap alıyorum, gözlerimi yeniden, bana yalnızca bedeni değil, ruhu da parçalanmış gibi gelen Kata Tjuta’ya çeviriyorum.

Yarı boşalmış şarap kadehinin kiremit rengi toprağın üzerindeki görüntüsünü de az önceki duygularım gibi yıllar sonra bile anımsayacağım.



Meditasyon yapan genç kadın, fotoğraf sehpasını kurmuş Kaya’nın her an değişen renklerini yakalamaya çalışan adam, başını sevgilisinin omzuna yaslamış genç kız, herkes, Kata Tjuta’nın kızıl karanlığı dışında her şeyi unutmuş gibi…



Güneş yere yaklaşıyor, ufuk çizgisinin altında kayboluyor, Kata Tjuta’nın yamaçlarında gölgeler oynaşıyor ve biz otobüse dönüyoruz.

Artık kimse, birkaç saat önce olduğuyla aynı kişi değil. Bakışlar yumuşak, alçak gönüllü, hareketler yavaş, uçucu… Güneşle Kata Tjuta’nın dansındaki hüzün mü etkiledi hepimizi yoksa bolca tüketilen şaraplar mı bilmiyorum. Hemen herkes yaşadığı deneyimle suskun. Önümdeki koltuktaki Japon kız yan koltuktaki arkadaşının kulağına eğilip fısıltıyla konuşuyor.  Delikanlı gülümsüyor, anlaşılmaz bir iki sözcük mırıldanıyor, sonra onlar da susuyorlar.

Dışarda gece, sessiz ve karanlık. Kata Tjuta gitgide daha uzakta.


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







"36 saatten az sürede 50 ila 80 milyon insanın ölümüne yol açabilir"
Yasak ama cezası yok
Cesaret bulaşıcıdır…
Avrupalı Türk kadınlar ayaklandırdı: "Şerefsizini ifşa et"
Amazonlarla ilgili medyatik zehirlenme kampanyası

İspanya göçmenler için iyi bir seçim mi?
ABD IŞİD militanlarından kurtulmaya çalışıyor
Irak'ta protestolar: Neden başladı, nasıl yayıldı?
Devletlerin yeni manipülasyon aracı: İnternet
AB vatandaşları ABD ve Rusya arasında taraf olmayı reddediyor

Türkiye ekonomisi: Tünelin ucunda ışık var mı?
Ekonomik kaygı bankalar önünde uzun kuyruklar oluşturdu!
Türk Lirası tehlikeli eşikte…
Borç Hazine’nin kamçısı!!!
İşsizlik rakamları açıklandı. %3.4 artış!

Lila, Lenu, Sisifos
Uzun yaşamanın sırrına erdim
Ölüme ve mezarlıklara bakış açınızı değiştirme vakti!
Yavaş seyahat nedir, nasıl yapılır?
Parkinson hastaları için umut

Leonardo da Vinci Hazar Türkü olabilir
Ay çöreği
Tarih Sizi Bekliyor! Toledo'nun Hayali!
‘Anlatamıyorum’u dünyanın en çok okunan ikinci şiiri
Zamannın ruhuna aykırı bir sergi

İnsan, Kıyısı olmayan derya - Kuşkularımı gider
Tarihsel olan nesnel olmaya kapalı mı?
Algı çok tanık tek
Bir Süreç Olarak İnsan
Ütopya: Ayakları yerde, başı gökte

Avrupa kentleri, sıcak hava dalgalarına uyum sağlamanın yollarını arıyor
Eylemsizliğin Maliyeti: 2050’de yılda 200 milyon kişi yardıma muhtaç olacak
Hayvanlar küresel ısınmaya ayak uyduramıyor!
7 ayda bir yıllık doğal kaynak kullanıldı!
Türkiye, Avrupa'nın ve ABD'nin çöplüğü oldu

Google’ın kuantum bilgisayar devrimi nedir? Dünyayı nasıl değiştirebilir?
Dünyanın ilk 5G hoteli Gold Coast’ta
Uzay yolcusu kalmasın
Yemek sanatından dövüş sanatından dem vuranlara gelsin. İşte size bilim sanatı.
Anı yakalamak

Üç Cinsiyetli Bir Solucan Bir Keşfedildi
Beyin implantları: Nöral devrim mi, düşünce kontrolü mü?
Ölü bedenler çiftliği
Laboratuvarda mutant kertenkele üretildi
Troya'da 11. katman keşfedildi ve kentin tarihi 600 yıl geriye gitti

Kamu İstihdam Raporu: Her 10 kamu işçisinden 9'u erkek!
Dünya tektonik hareketlerle okyanus sularını yutuyor: Deprem riski artabilir
Çocuk istismarında % 1021 arttış!!!
Türkiye'de okul kitaplarında dini ve cinsiyetçi ögeler arttı
Sydney, dünyanın 5. Melbourne 10. güvenli şehri, Tokyo 1. , İstanbul ise 48. sırada

Donald Trump barış getirebilecek mi?
Rumeli Türküleri Avustralya’da
Doğan Özgüden : özgürlük örneği, hakiki vicdanımız
Reuter mi Karşı-Reuter mi?
Güç Beyin Hasarına Yol Açar mı?

Bir Çocuk Oyunu
Dümdük
Dinleme adabı
Bakış Açısı
Kayyum

Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git