![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Kağıttan evler
![]() Duvarlardaki resimler uyuma dikkat edilerek özenle sıralanmış. Büyüklerin arasına birkaç küçük resim serpiştirilerek. İri ahşap sehpada biri devrilmiş, öteki ayakta duran iki minik robot, bir oyuncak tavşan. Evin çocukları az önce buradaymış, oyunlar oynamışlar gibi. Belki şimdi ikindi kahvaltısı için mutfaktalar ya da bahçeye çıktılar... Resme bakanlara böyle düşündürtmek için, buna benzer şeyler düşündürtmek için kurulmuş bir sahne. Bir başka resimde mutfak tezgahı. Üzerinde ‘Bread’ yazan açık mavi, köy tipi çinko kutu. Yanında tasarımcı ürünü olduğu belli olan ilginç biçimli kabın içinde tahta kaşıklar, merdane, kek çırpıcı. Mutfak masasında fırından yeni çıkmış gibi görünen bir kek, birkaç şirin pasta tabağı, üç dört çay fincanı. Birazdan oturulup kek yenilecek, çay içilecek gibi... Resmin en uzak köşesinde, bir kadın küçük bir çocuğu havaya kaldırmış. Çocuk neşeyle gülüyor. Yüzleri tam seçilemiyor. Fotoğrafın öteki net öğeleri yanında, onlar rüzgarla savrulmuş gibi hareket halindeler. Resimler arasına yerleştirilmiş yazının başlığı, İçerdeki Hikaye. Başlığın altında soruyor. “Burada kim yaşıyor?” Yanıt: “Samantha, 39, çocuk giysileri tasarımcısı, Andrew, 44, avukat, çocukları Dylan, 14, Grace, 9, Nina, 3 ve Terrier cinsi köpekleri Piper.” Hem rahat hem şık, rengarenk, kimi klasik, kimi modern, kimi antika havalı evler, salonlar, oturma odaları, mutfaklar... Çiçekler içinde, yemyeşil düzgün bahçeler... Bakıp da beğenmemek, özenmemek olası değil. Biz de bu evlerde, buna benzer evlerde yaşamak istiyoruz. Yaşam oralarda farklı ve daha mı güzel? Beynimiz hayır diyor, yaşamın iyi ya da kötü sürprizleri içinde yaşadığımız eve göre değişmez. Ona inanmıyoruz. Hep birlikte bu evleri, bu bahçeleri istiyor, yaşamımızın değişeceğine, hatta bizim de değişeceğimize inanmak istiyoruz. Onun için bu kadar çok satıyor bu dergiler. Kitapçıların, gazetecilerin rafları onlarla dolu. Elimdeki dergide, biraz önce sözünü ettiğim türden pek çok yazı var. Yalnızca bu sayısında değil, daha önce satın aldığım ya da orada burada baktığım her sayıda var. Bir başka sayfada, bir başka hikayede yine soruyor: “Burada kim yaşıyor?” ve yanıtlıyor. “Julie, ev hanımı ve anne, kocası Paul, bir şirkette direktör, çocukları Jack, 6, Oliver, 4, Spaniel cinsi köpekleri Darcey ve kedileri Candy.” Yine salon, koltuklar, duvarlarda resimler... Yatak odaları... Resimlerden birinde renkli yatak örtüsü ve perdeleriyle evin büyük oğlu Jack’in odası, yerlerde oyuncaklar. Yine aynı his. Burada yaşanıyor hissi. Bütün bunların pazarlamanın yolları olduğunun, bu işleri meslek edinmiş kişilerce kafa yorulmuş ve geliştirilmiş yöntemler olduğunun farkında mıyız? Pazarlama yöntemleri zamanın gereksinimine göre değişiyor, son yıllarda kullandıkları yöntemlerden biri de bu. Toplumun içinden dikkatle seçilmiş kişiler ve yaşamdan dikkatle seçilen ayrıntılar kullanılarak oluşturulmuş tiyatro sahneleri. Pırıl pırıl sayfalarda harika görünen bütün bu ev ve mutfak eşyalarını, süsleri satın alıp evimize getirirsek, yaşantımız bambaşka, çok daha güzel olacak duygusunu vermek amacıyla tasarlanmış fotoğraflar. Dergilerde yer alanlar, orta kesimin üzerinde, rahat yaşama sahip kişiler. Çoğu zaman aydın değil ama eğitimli, bilgece donanımlı değil ama ince zevkli kişiler. Saygın olarak kabul edilen mesleklerden birine sahip baba ve anne (anne kimi zaman ev kadını, ki bu da ailenin ekonomik durumunun iyiliğinin bir göstergesi), bir ya da birkaç çocuk, çoğu zaman köpek ya da kedi ya da her ikisi. Bazen çocuksuz bir çift. Kimi zaman yalnız yaşayan bir kadın. İş kadını ya da tasarımcı ya da halkla ilişkiler uzmanı (günün gözde mesleklerinden her hangi biri). Bazen üniversite öğrencisi kızı ya da oğluyla yaşayan bir kadın. Kimi zaman, seyrek olarak eşcinsel bir çift. Toplumu oluşturan bireylere, toplumdaki dağılımları ölçüsünde yer verilmesi önemli elbette. Dergideki ev sahiplerinden biri şöyle diyor: “Evi satın aldıktan sonra onarım ve yenileme için bir yıl bekledik ve ışığın iç mekana yansıyışını dört mevsim boyunca inceledik. Nerede nasıl değişiklikler yapacağımıza ondan sonra karar verdik. Bunu evini yenilemek isteyen herkese öneririm. ” Şehrin ucuz semtindeki küçük evinde yaşayan ve maaş gününü güçlükle getiren biri, bu sözlere “Dalga mı geçiyorsun sen?” diye tepki gösterse haksız olmaz ama ne tuhaf ki, onlar da dergilerdeki hayatlara yetişebildikleri ölçüde yetişme peşindeler çoğunlukla. Bir gün son çizgiye ulaşabilmek ve yarışı kazanmak düşünden vaz geçmek kolay değil. Biraz arkadan ama hep koşacaklar, yarıştan çekilmek hiç akıllarına gelmeyecek. Uğraşmaya vakti ya da enerjisi olmayanlar için, reçete de veriliyor dergilerde. Sayfanın alt kısmında “Bu görünümü nasıl elde edebilirsiniz?” başlığının altında, resimlerdeki ürünleri veya benzerlerini bulabileceğimiz mağazaların listesini sunuyor. Daha ne isteriz değil mi? Peki, evimiz bu evlere benzeyince, yaşamımız tasasız ve keyifli, biz de varsıl, rahat ve güvenli mi olacağız? Sorunlar bahçelere açılan kocaman pencerelerden, kapılardan uçup gidecek mi? O kanapeyi ya da yemek takımını satın alıp, salonumuza yerleştirdikten sonra, sabahları uykusuz gözlerle işe gitmeye, akşamları koşturarak çocukları yuvadan almaya, aceleyle hazırlanan akşam yemeğinden sonra yorgun ve perişan bir kenara çökmeye ve ertesi gün bütün bunları yinelemeye devam etmeyecek miyiz? Hem de, yenilenen evlerle, yenilenen mobilyalarla, yenilenen halılar, süs eşyaları ve mutfak aletleriyle baş edebilmek için fazlasıyla. Peki ama, estetik (güzelduyusal) diye bir şey var. Güzel nedir? Evimizin güzel olmasını istemez miyiz? Baktığımızda haz aldığımız nesnelerle çevrelenmek... Sabah uyandığımızda gözlerimizi sevdiğimiz bir rengin hoş bir tonunda boyanmış duvarda, o duvarın üzerindeki, bize güzel duygular tattıran bir resimde gezdirmek... Parmaklarımızın, battaniyenin renkli yumuşaklığına keyifle dokunması... Bunları istemek ve gerçekleştirmek yanlış değil fakat bunun sonsuz bir tüketim deliliği haline gelmemesi için hatırlamamız gereken birkaç şey var. 1 – Her yeni eşya gibi, yeni alınan antika görünümlü sehpanın ya da koltuk takımının, eve ilk geldiğinde verdiği haz yalnızca kısa süreli ve bu sehpaya ya da koltuklara sahip de olsak biz aynı kişileriz, yaşantımız aynı. Mutlaka bizim olsun istediğimiz o şık büfe, bıcır bıcır desenli yatak örtüsü, porselen fincan takımı, satın alındıktan bir hafta, on gün ya da bir ay sonra, ‘özel’ oluşunu yitirecek, evdeki öteki eşyalardan farkı kalmayacak. Hatta düşlerimizin evi, arabası için bile aynı şey geçerli. Yenilerini görüp, bu kez de onların peşinden koşmayı sürdüreceğiz. 2 – Rahat ve güzel bir ev istiyoruz fakat ‘güzel’i algılayışımız, bize sunulanlara bağlı olarak sürekli değişiyor. Biz, bazen yavaş yavaş, bazen hızla değiştirilerek bize sunulanların arasından seçim yapıyoruz yalnızca. Bireylerin seçimi, topluma sunulanların ne olduğunu etkiliyorsa da, çoğu zaman sunulanların dışına çıkıp, kendimiz için güzel olanı benimsememiz ve ona bağlı kalmamız olası değil. Salondaki oturma takımlarının antika görünümlü mü, modern mi oldukları, yerdeki halının klasik mi, geometrik desenli mi olduğu, perdelerin biçimi elbette bizim seçimimiz ve bir ölçüde kim olduğumuzu, bir ölçüde de kim olmak istediğimizi söylüyor. Fakat, klasik ya da modern, antika ya da kırsal, durmadan yeni ürünler sunuluyor bize. ‘Güzel’ olan her zaman için bunlardan biri olmak zorunda. Yazının başında, kanapenin üzerindeki renkli, küçük battaniyeden söz etmiştim. ‘Throw’ sözcüğünü İngilizceden almışlar ve Türkçede aynen kullanmaya başlamışlar. Google’da ‘throw’ sözcüğünün geçtiği Türkçe sayfalardan birindeki başlık çok şey anlatıyor: Throw Kullanmanın Yolları. Anlaşılan, throw nedir ve nasıl kullanılır bilmesek de, mutlaka öğrenmemiz ve en azından bir tane edinmemiz gerekiyor. Çünkü zaman throw zamanı. (!) Ne demek istediğimi biliyorsunuz değil mi?
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |