![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Kovdular onu ama kalbi İstanbul'da kaldı...
![]() ![]() Yahudi nüfusunun yoğun olduğu Odesa kentinde (Ukrayna’nın Karadeniz kıyısında) yaşayan Rottenberg ailesi, 1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra İstanbul’a göç etti. Oğulları Mişa, Kadıköy’deki St Joseph Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi’nin felsefe bölümünü bitirerek Türk vatandaşlığına geçti ve Erol Güney adını aldı. Renkli bir kişiliğe sahipti, çapkındı, neşeli, esprili, hayat dolu bir insandı. Evliliğe karşıydı, fakat o yıllarda evli olmadan birlikte yaşamak imkansızdı. Bu nedenle o da birçok arkadaşı gibi bir süre sonra nikah masasına oturdu. Karısı Dora kültürlü ve donanımlı bir kadındı. 1940’larda ve 50’lerde İstanbul’da entellektüel bir canlılık yaşanıyordu. Dönemin önde gelen aydınları Nusret Hızır, Orhan Veli, Mina Urgan, Abidin Dino’nun eşi Güzin Dino ve Azra Erhat ile aynı okula giden Güney, engin edebiyat ve yabancı dil bilgisi ile bu yaratıcı ortamın vazgeçilmez isimlerinden biri oldu. ![]() Dönemin Milli Eğitim Bakanı olan, köy enstitülerinin kurucusu Hasan Ali Yücel’in başlattığı Tercüme Bürosu’nda görev aldı. İsmet İnönü, 100 yabancı eserin Türkçe’ye çevirilmesini emretmişti. Aralarında Nurullah Ataç, Sabahattin Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin ve Orhan Veli’nin de bulunduğu çevirmenler kolları sıvadılar. Bu proje sayesinde Tolstoy, Moliere, Puşkin, Çehov, Dostoyevski ve Shakespeare gibi edebiyat dehaları ilk kez Türk okurlarla tanıştılar. MEB yayınları olarak basılan bu kitaplar şimdi antika muamelesi görüyor. Erol Güney’in Rusça, İngilizce ve Fransızca’dan yaptığı çeviriler gerçekten kusursuzdu. ![]() 1946’da tek parti iktidarı sona erdi. Hasan Ali Yücel istifa etti, çeviri bürosunun hiçbir işlevi kalmadı. Bu arada proje tamamlanmıştı. Erol Güney’in en yakın arkadaşları artık yanında değildi. Sabahattin Eyüboğlu Paris’e gitmiş, Orhan Veli genç yaşta yaşamını yitirmişti. Güney, Agence France Press’in (AFP) Türkiye muhabiri olarak işe başladı. 1955 Mart'ında Sovyetler Birliği’nin Türkiye ile ilişkilerini iyileştirmek istediğine dair bir haber yazdı. Bu haberden ötürü casuslukla ve Türkiye aleyhine faaliyet yürütmekle suçlandı. Amerikan Elçiliği’nin davetindeyken siyasi polis tarafından tutuklanan Güney’in üzerinde smokin vardı. Değişmek istedi ama izin vermediler. Zorla arabaya bindirerek çok uzaklardaki bir açık hava cezaevine götürdüler. Arabadan inen Erol Güney’in smokinini gören tutuklular, smokini casus giysisi zannettiler. Daha sonraları bu hikayeyi dostlarına aktaran Güney, bir yandan anlatır, bir yandan da kahkahayla gülermiş. ![]() Güney, Bakanlar Kurulu kararıyla önce Yozgat’a sürgüne gönderildi, sonra vatandaşlıktan çıkarılarak sınırdışı edildi. Tutuklama kararını imzalayan Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Güney’in “çok şey bildiği için” sınırdışı edildiğini söyledi. 2006 yılında kendisini İsrail’de ziyaret eden gazeteci/yazar Can Dündar’a o sıralarda yabancı diplomatlarla arasının oldukça iyi olduğunu anlatan Güney, başını derde sokan Rusya haberini Belçika elçisinden duyduğunu belirtti. Yeniden göç yolları ![]() Güney’in göçmenlik serüveni bitmemişti. Sınırdışı edildikten sonra Paris’te yaşamayı denedi, olmadı. Göçmen muamelesi görmekten bıkmıştı. 1956 yılında İsrail’e yerleşti. Ölünceye dek (2009) orada yaşadı. Vatandaşlıktan atılmak çok ağırına gitti Güney’in. Vatanı saydığı, askerlik yaptığı ve içtenlikle hizmet ettiği Türkiye’ye öyle bir küstü ki, senelerce Türkçe konuşmadı. İstanbul’da yayınlanan Şalom gazetesine yazmaya başladığında yazıları Fransızca kaleme aldı. Şalom gazetesi bu yazıları her defasında Türkçe tercümeyle yayınladı. 1955’de sınırdışı edilen gazetecinin, Türkiye’den vize alması 35 yıl sürdü. 1990’dan itibaren mümkün olduğunca sık ziyaret etti İstanbul’u ve darıldığı ülkeyle barışmaya başladı. Erol Güney Türk devletinin küstürdüğü ne ilk, ne de son aydındı. Azınlık mensubu olarak ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören Güney, kısa bir sürgünün ardından sanki kendisini bekleyen bir ülke varmış gibi tezelden sınırdışı edilmişti. Türk kökenli aydınlar eziyet görmelerine, hapislerde çürümelerine ve yurtlarını terketmek zorunda kalmalarına rağmen en azından sınırdışı edilmiyorlardı. ![]() Orhan Veli ile dostluğu Erol Güney ile Orhan Veli çok yakın arkadaştı. Aynı okulda okumuş, Tercüme Bürosu'nda beraber çalışmış, aynı yıl askere gitmişlerdi. Can Dündar’a arkadaşından bahsederken "Çok içiyordu" diye yakınan Güney, Orhan Veli’nin şiirlerine konu olan kedisinden de söz etti. Erol-Dora çiftinin Edibe adlı bir kedileri varmış. Orhan Veli ne zaman Güney’lerin evine gitse Edibe’yle oynarmış, sonradan yazdığı iki şiirle bu sevimli kediyi edebiyata armağan etmiş: "Bir erkek kediyle bir parça ciğer / dünyadan bütün beklediği / ne iyi" dizeleri... Ve Edibe'nin hamileliğinde yazdığı: ![]() Bir de Orhan Veli'nin şu meşhur, "Olmaz ki, böyle de yatılmaz ki" diye biten "Sere Serpe" şiiri var. O şiirdeki genç kadın Erol Güney'in karısı Dora’nın kızkardeşi Bella için yazılmış. SERE SERPE Uzanıp yatıvermiş, sere serpe; Entarisi sıyrılmış, hafiften; Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor; Bir eliyle de göğsünü tutmuş. İçinde kötülüğü yok, biliyorum; Yok, benim de yok ama… Olmaz ki! Böyle de yatılmaz ki! Ankara’da oturan ablası ile eniştesini sık sık ziyaret eden Bella, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde İngilizce öğretmenliği yapıyordu. Misafirler salonda otururken sedire uzanmış ders çalışmakta olan Bella’nın duruşundan çok etkilenen Orhan Veli, yazdığı şiiri kenardan izlediği genç kıza uzatıyor. Genç şair Bella’ya sürekli kur yapıyor. Ama Bella içkiye düşkünlüğü ve çapkınlığıyla tanınan şaire fazla pas vermiyor. Onu daha çok bir aile dostu olarak görmeyi seçen Bella, genç yaşta ölen şairle düzenli olarak görüşmeye devam ediyor. Hala hayatta olan Bella şu an İstanbul, Bebek’te oturuyor. Onun da en az eniştesi ve ablası kadar renkli bir hayat hikayesi var. Şalom gazetesinden Tilda Levi, Erol Güney’in ölümünün ardından yazdığı, “Bir deryaydı Erol Güney” başlıklı makalede şunları söylüyor: ![]() Türkiye’de önemli bir sürece tanıklık eden Erol Güney’in yaşamını anlatan “Erol Güney’in Ke(n)disi” “Göçmen-Çevirmen-Gazeteci-Sevgili” adlı anı kitabı, 2005 yılında piyasaya çıktı. Haluk Oral ile M. Şerif Özsoy tarafından yazılan kitap, birbirinden ilginç hikayelerle dolu. Banu Yalkut’un 2011’de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü’ne layık görülen “Yaşamın Sürüklediği Yerde-Erol Güney'in Yaşam Öyküsü” isimli belgesel çalışması TRT’de yayınlandı. Yönetmen bu filmle günümüzde köken öne çıkarılarak sürdürülen dini, siyasi ve etnik tartışmalara farklı bir açıdan yaklaşmayı hedeflediğini söyledi. Bu hikayenin Türkiye’nin kendisiyle yüzleşmesi bağlamında anlamlı olduğunu vurguladı. Belgeselin Türkiye siyasi tarihinin önemli bir bölümüne ışık tutacağını ve yükselen anti-semitizme karşı mücadeleye bir katkıda bulunacağını inandığını belirten Yalkut’un filmiyle Erol Güney bundan böyle hep sevgiyle ve minnetle anılacak.
YorumlarSuat Yilmaz
{ 03 Eylül 2012 10:25:15 }
Ellerine ve yuregine saglik.Turkiye'nin aydinlanmasina gercek katkida bulunmus,boyle bir degeri;her nekadar zamanin kendilerine "VATANSEVER" yoneticileri tarafindan degeri bilinmesede,okuyucuya,bizlere o guzel duru yazma biciminle anlatip,EROL GUNEY'i bizle bulusturdugun icin tesekkurler.Ne yazik ki,EROL GUNEY gibi nice VATANSIZ buyuk degerlerimiz var.Onlari birkez daha bu vesileyle saygiyla ANIYORUZ.Seni okumaya devam edecegiz.
Diğer Sayfalar: 1. Saglik ve sevgiyle KAL.
Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |