![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Fikret Demirağ - Bir zeytin dalı daha eksildi dünyamızdan
![]() 29 Kasım - 5 Aralık 29 Kasım, Pazartesi Ölüm, evet bir ölüm daha, çok mu yaklaşmaya başladı bana? Şimdi de çok sevdiğim şair arkadaşım Fikret Demirağ’ın ölüm haberi geldi. Kıbrıs’ın gözde, öncü, modern şairlerinden biriydi: Yaşadığı toprakların tarihini, coğrafyasını, geleneğini, dilini, erotizmini... şiirlerine ağdırmayı başaran da önemli bir şairdi. Akdeniz duyarlığının öyle sıradan bir duyarlık olmadığını gösterirken, iki toplumlu, iki dilli ve zengin kültürlü bir yaşamın da izini sürmüştü şiirlerinde. Bir zeytin dalı daha eksildi dünyamızdan. 30 Kasım, Salı Ada Sahilinde (2005) ve Akdenizli Eros (2009). Bu son iki kitap, seçme şiirler ikisi de, elimden düşmedi dün gece. Hep Fikret Demirağ’ı düşündüm onun şiirlerini okurken. Aşkı şiirlerinde öne çıkarmasına bir örnek “Aşk’tı!” “AŞK’tı; tenindeki dalga sesi, tenimdeki dalga... AŞKSEVİŞME: kışkırtma; buğday tenin gölgeler vadisinde ballı incir ışıltısında. AŞK’tı: Acı; ruhundai dalga sesleri, ruhundaki dal... ga... lar... AŞK, balkona çıkınca eğilip ‘selam verirdi’, bu kadar kirlenmemişti kalp. AŞK! Bunu anlayamaz küllerimizi savuran bu bakkalkafalı (zamane) Dünya!” 1 Aralık, Çarşamba Bazı insanlar ne ilginç ve yararlı ilerin peşinde koşuyor, ömür tüketiyor! İlginç meslekleri sayıp dökmek niyetinde değilim. Değişik, yararlı ve etkileyici uğraşları düşünüyorum. Haluk Oral, Bir İmzanın Peşinde (2003) kitabında Şair Eşref’ten başlayarak Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil, Ziya Gökalp, Mehmet Akif, Halide Edip Adıvar, Neyzen Tevfik, Yahya Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, İphsan İpekçi (Koza), Ercüment Behzat Lav, Özdemir Asaf ve Stanley Morisse gibi yazarların yaşam öykülerine, mektuplarına, imzalı kitaplarına dalıp gidiyor. İmzalı kitaplardan dostlara yazılan mektuplara, yazdıklarının ve yapıtlarının derinliklerine doğru da çekip götürüyor okuru görsel malzemelerin eşliğinde. Yazarların yaşamları, yapıtları ve dostları hakkında ne çok şey öğreniyoruz “Bir İmzanın Peşinde”n giderken. Doğan Hızlan, Haluk Oral için “imza maceraperesti” diyor: Sonra şöyle sürdürüyor yazar üzerine incelikli değerlendirmesini: “Haluk Oral, sıradan bir koleksiyoncu, belgeleri tozlu raflarda saklayan klasik bir arşivci değildir. Onun için her yeni belge, koleksiyonuna kattığı her parça, yeni bir çalışmanın tahrikçisidir.” Bir imza insanı nerelere götürüyor! 2 Aralık, Perşembe Kaçırdığım, edinemediğim iyi kitaplarla sonran karşılaşınca hep yanmışımdır elimin altında, kütüphanemde olmadıkları için. Kaptanın Şiir Defteri de (2000) bu tür hayıflandığım kitaplardan. Bu bir seçki, ki seçkiler benim ilgi alanımdadır hep, ama gözümden kaçmış, hiç fark edememişim. Bir seçki ama çok farklı bir seçki Kaptanın Şiir Defteri: Deniz- denizci, gemi- gemici, balık-balıkçı, liman, martı, lodos, denizkızı... gibi denize, gemiye ilişkin ne kadar şiir yazılmışsa onları bir araya getirmişler Cevat Çapan’la Erdal Alova. Bir zamanlar gemici olmak isteyen ve birkaç gemi, deniz şiiri yazan biri olarak bu seçkiyi kütüphanede görünce, ödünç almadan durabilir miydim? Duramazdım elbette. Bildiğim ve bilmediğim pek çok deniz, gemi şiiri, beni Ayvalık’a alıp götürdü, götürüyor: Yayha Kemal’in “Açık Deniz”i, Ahmet Haşim’in “O Belde”si, Nâzım Hikmet’in “Bahri Hazer”i, Tanpınar’ın “Deniz”i, Ömer Bedrettin Uşaklı’nın “Deniz Sarhoşları” ve “Deniz Hasreti”, Dıranas’ın “Denizi Özleyen Çocuklar”ı, Dağlarca’nın “Akdeniz” şiirleri ve “Denizden Gelen”i, Orhan Veli’nin “Denizi Özleyenler İçin”i, “Hürriyete Doğru”su, “Deniz Kızı”, “Denize Doğru”su, Oktay Rifat’ın pek çok deniz şiiri, Melih Cevdet’in “Teknenin Ölümü”nün yanı sıra Homeros’un “Odysseia”sı, Baudelair’in “İnsan ve Deniz”i, Mallarme’nin “Deniz Meltemi”, Rimbaud’nun “Sarhoş Gemi”si, Paul Valery’nin “Deniz Mezarlığı”...aynı seçkide bir araya gelmiş. Nerud’dan, Ritss’tan, Elitis’ten, Pessoa’dan... da şiirler yer alıyor başka şairlerle birlikte. Dizelerle, imgelerle yüklü unutulmaz bir deniz yolculuğum başladı. Öyle ya Cevat Çapan’ın şu dizeleri beni Ayvalık’tan başka nereye götürebilir ki? Şiirin başlığı “Bozkır” ama içeriği masmavi. Denizi Özledik, denizi, denizin alçalıp yükselişini külrengi günlerde uçuşan ak martıları, büyük sessizlik içinde geceye doğru, aydınlık, ılık denizi özledik. 3 Aralık, Cuma Tansiyonuma ne olduysa birden fırladı; 17,5 oldu büyüğü. Başım dönmeye, kendimi bir tuhaf hissetmeye başlayınca anladım ki tansiyonum tırmanışa geçti. Sabahki okulda içtiğim kahve, akşamüstü içtiğim Türk çayı... bu tırmanışa yardımcı oldular herhalde. Artık ağız tadıyla kahve ve çay içemeyeceğimi iyice anladım. Gece yarısına doğru yeniden ölçtüğümde tansiyonumu, 12,7’ye düştüğünü görünce, rahatladım. Yoksa doktor çağıracaktım eve. Geceyi rahat geçirdim. Ama bir tuhaflık var tansiyonumda, sanıyorum ciddi bir kontrol gerekiyor. Aldığım tansiyon ilacı yetersiz kalmaya başladı. Ölüm korkusu sarıyor zaman zaman böyle anlarda. Oysa daha yaşamak istiyorum. Daha emekli bile olmadım. Ece Ayhan’ın “Şiirin Deniz Kıyısındaki Sesi” şiirindeki şu dizeleri de denizle sarmaş dolaş: Denize atılmış şiirdir bence Yurtsayan, yurdu bilinmeyen bir yıldız. Şiirin deniz kıyısındaki sesine bırakılmış ölümdür Yanacak sarayların kestiği bir, bir yarım ay. 4 Aralık, Cumartesi O unutulmaz Sivas Katliam’ının romanı, Şeytanminareleri. Hidayet Karakuş da o yangının içinden kurtulanlardan. Romanında 1993’e götürüyor Metin ve Nilüfer’in aşkı çerçevesinde. Bir masalcı anlatıyor onların yaşadıklarını. Masalcının anlatımıyla romancının anlatımı bir biriyle örtüşüyor ve iki anlatı iç içe yürüyor. İzmir’in ara sokaklarını, esnafını, çalışma dünyasını, günlük yaşamı, hızla yükselişe geçen tehlikeli Müslüman gençliği... romanında ele alıyor. Tertemiz bir Türkçe, ilginç ve sıkmayan bir kurguyla kendini okutan bir roman, Şeytanminareleri. Bölüm başlarındaki dizeler de uzun bir şiire götürüyor okuru. Çarşı esnafının ve meraklıların başına toplandığı masalcı Beybaba betimlenirken “arar aynasında çarşıların mor sakallı bir hattat ömrüne bir nişan” dizeleri yol gösteriyor sanki. Romanın kadın kahramanı Nilüfer için şu iki dize bir ipucu veriyor: “dudaklarında özlemin gizli tasması uykularında ölçülerinden taşan”. Türkiye’nin toplumsal tarihine de ışık düşürüyor romanında Hidayet Karakuş. “Nedir ki düşün! Hep o tohum, hep o kök Bir yastığa baş koyan ikizler gibi Tek bir beşikte sallanır denizle gök” (Oktay Rifat, Denizde) 5 Aralık, Pazar Oysa ne güzel bir kahvaltı yapmıştık. Hava güneşli ama soğuktu. Çıkıp biraz yürüyecektik. Öğleden sonra da başsağlığına gelenler olacaktı. Olmadı. Klozet yine taşmaya başladı. Yukarıdaki komşularımızı uyardık kullanmamaları için. Sonra da alttaki komşumla klozeti söktük. Uzun telle boruları tıkayan şeyi bulmaya çalıştık. Bir şey çıkmadı. Klozeti yerine takarken de vidanın birini kırdık, betonda kaldı. Olmadı, yapamadık. Klozeti de bağlayamadık, suya basınca yanlardan su kaçırıyor. Günümün can sıkıcı bir biçimde gittiğine mi yanayım, yaptığımız işin bir şeye yaramadığına mı, kırılan vidayı çıkaramadığımıza mı? Pazar olmasa bir firma bulurduk elbette bu beladan bizi kurtaracak. “yat silerim ben beyazlığındaki kiri” (Oktay Rifat, Denize Bulanmış Atlar)
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |