![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Mutluluk arayışında yorgun düşen mutsuz ressam
![]() ![]() Margarita adlı bir Fransız dansçı gelmişti şehre. Her gece gösterisi vardı. Bir akşam o da gitti, kahvelerin tekdüzeliğinden bir gecelik de olsa kurtulmak için. Ama ne var ki, güzel Fransız dansçının ırkından kaynaklanan cilveli albenisi uzun yılların yalnızlığından bunalan Niko’nun karşı türe olan açlığınla da birleşince, başını döndürdü kimsesiz ressamın. Yabancı dansçıya aşık oluvermişti Niko Pirosmani. Hemen tanıştı genç dansçıyla. Ona resim yaptığından ve yalnız olduğundan söz etti ama, fakir olduğunu sakladı. İleriki günlerde bir de resmini yaptı Fransız sanatçının; ve götürüp gösterdi yapıtını sevgilisine. Mutluydu Pirosmani, hiç olmadığı kadar mutluydu. ![]() Kısa süre sonra parasızlığını sevgilisi de öğrendi. Ve onu tüm yalnızlığı içinde öylece bırakıp, hoşça kal bile demeden döndü yurduna. Bir kez daha yıkıldı bahtsız ressam. Bir kez daha yıkıldı, çünkü bu ilk değildi. Ama son kez de değildi, çünkü onun yazgısıydı bu. ![]() Çok küçük yaşında resim yapmaya merak sardı Niko. Ortodoks kilisesine bağlı ailenin oturma odasının duvarını süsleyen İsa ve Meryem Ana ikonasının çekiciliği, bir olasılıkla Niko’nun resme yönelmesine neden olmuştur. Sonra da bir şekilde eline geçirdiği yağlıboyalarla, eski, atılmak üzere bir kenara konmuş sofra muşambasının üstüne ilk resmini yapmış olmalı. Zira hep muşamba üstüne yapıyordu resimlerini. Ve özellikle de siyah muşamba kullanmayı yeğliyordu. Henüz okuma yazma bilmediğinden, resmi yazı yerine kullanıp, resimle duygularını, anılarını, düşüncelerini, umudunu ve umutsuzluğunu anlatıyordu. Kısacası günce tutmak yerine geçiyordu resim onun yaşamında. Çocukluk günlerini bağlarında anası, babası ve ablaları arasında, daha o yaşlarda başlayan ve yaşamı boyunca en büyük tutkusu olarak kalan resim yapma uğraşıyla mutlu bir şekilde geçiren ve bu mutluluğu yaptığı resimlere de yansıtan Niko’ya yazgısının ilk darbesi, daha 8 yaşındayken, babasının ölümüyle geldi. Ana ve Oğul ile Baba ve Oğul adlı resimlerini o mutluluk yıllarında yaptı. Babasının ölümünden sonra resimlerine karamsarlığını ve yazgıya başkaldırısını yansıtan karanlık renkler çöktü. ![]() Babasının ardından gelen annesinin ölümüyle, ablası Meryem’in kocası onu ve Pepe ablayı yanlarında yaşaması için Tiflis’e götürdü. Böylece hem iki kardeş yalnız yaşamaktan kurtulacak, hem de kocası evde olmadığında tek başına kalan Meryem’e can yoldaşı sağlanmış olacaktı. Ablasının yanındaki günlerini oldukça mutlu geçirdi Niko. Ama kara yazgısı gene kendini göstermede gecikmedi. Bu kez de, Tiflis’i kırıp geçiren kolera salgınında, hastalığı kapan ablasını yitirdi. ![]() Elizabeth adındaki bu kadınla evlenmek istiyordu. Ancak dedikodular elvermedi ve hem sevgilisini, hem de evini terk etmek zorunda kaldı. Bu olaydan sonra uzun yıllar sürüp gidecek olan tek başına yaşama dönemi başladı. 1882 de bir resim atölyesi açtıysa da yürütemedi ve az sonra kapatmak zorunda kaldı. 1890 da demiryollarına girdi, kondüktör olarak çalışmak için. Bu işte uzun süre tutunamadı, 1893 de bir arkadaşıyla ortak mandıra işletmeye başladı. Resimden uzak hayat canını sıkmış olacak ki, bir yandan mandıracılığı sürdürürken diğer yandan, tabelacılığa başladı. ![]() İşte, yazının başında anlattığım Fransız dansçı kadın ve onunla yaşadığı aşk serüveni, yıllar yılı süren tek başınalığın başına vurduğu bu döneme rastlar. Sevdiği kadını da yitirdikten sonra Niko Pirosmani tam anlamıyla tek başına ve umarsız kalakalmıştı. Artık ne parası vardı, ne de yeniden kazanmak için işliği. Ne şansı vardı ne de umudu. Ama henüz bir canı vardı ve de o canı korumak için karnını doyurma gereksinimi. ![]() Gördüklerini, edindiği izlenimlerini ve duygularını muşambasına yansıtabildiğinden ötürü resim yaparken mutluydu. Mutluydu çünkü yaptığı resimler, gerçek değerini bulmasa bile, karşılığında karnı doyuyordu. Ama hepsinden önemlisi, anılarını sislendiren, geçmişinle yüzleşmesini önleyen içki şişesi önünden eksik olmuyordu artık. Gecenin bir saatinde, aldığı alkolden uzaklaşmayı göze aldığında, ya bir mardiven altında ya da dükkanın nemli bodrumunda bir köşede sızıp kalıyordu sabahın ilk ışıklarına değin. ![]() Yarışırcasına bir tempo içinde resim yaparak ve bağımlılığa yaklaşırcasına içki içerek mutsuz günlerin ve kötü yazgının anılarını unutmaya çalışan ve sözümona mutluluğu uyuşuklukta arayan sanatçının mutlu olduğunu sandığı bu günler de uzun sürmedi. Yeni başlayan Birinci Dünya Savaşı’nın ekonomik etkisiyle müşterisi iyice azalan Pirosmani’nin sağlığı iyiden iyiye bozulmuş, zayıf düşmüştü. İçtiği içkilerin etkisiyle karaciğeri de iflas eden sanatçı, bir gece sızıp kaldığı merdiven altından, sabah kalkamadı. Ölümünün kötü beslenmeden olduğunu söylediler. Takvimler 1918 yılını gösteriyordu ve Paskalya Yortusunun başladığı gündü. ![]() Bir ömür boyu mutlulukla mutsuzluk arasında oynanan “elim sende oyunu” bitmişti en sonunda. Günümüze, Gürcü ulusunun övünç duyduğu 200 dolayında yapıtı kalmıştır, Niko Pirosmani’nin.
Yorumlareflatun
{ 27 Kasım 2010 10:00:46 }
Hangisi mutlulugu bulmus ki?
Diğer Sayfalar: 1. En mutlu olduguna inandigi anlar yine resim yaparken gecirdigi zamanlardir.
Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |