![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Türk misafir işçiler için seyyar cami
![]() 1 – 7 Kasım, 2010 1 Kasım, Pazartesi 1964 yılından ilginç bir haber: “Türk misafir işçiler için” yapılan seyyar cami, dikkat çekici. Alman Devlet Demiryolları bünyelerinde çalışan Türkler için bir vagonu seyyar camii yapmış. Bir vagonun içine halılar koyarak seyyar cami haline getiren Alman Devlet Demiryolları, ayrıca içeri yerleştirilen bir pusula sayesinde namaz kılacak işçilere kıbleyi de göstermiş. Evet, göç sürecinde neler yaşandı neler... Aslında göç ellinci yıla yaklaşırken bunu ortaya çıkarmalı, unutulmak üzere olan yakın tarihi iyi bilmek için. 2 Kasım, Salı Gazeteci Erhan Merttürk’ün hazırlamak için uğraştığı Yarım Asır, Yarım Vatan dosyasını karıştırıyorum da şaşıp kalıyorum. Dağlarca’dan Yaşar Kemal’e, Aziz Nesin’den Zülfü Livaneli’ye, Haldun Taner’den Fatih Akın’a, Fatih Terim’den Safiye Ayla’ya, Duygu Asena’dan Mümtaz Soysal’a, Onur Öymen’den Orhan Pamuk’a ve pek siyasetçiye ... uzanan bir röportajlar serisini ayıklamaya çalışmış bu genç gazeteci arkadaş. Berlin’e gelenlerle ilginç söyleşiler yapılmış, hepsi yakın tarihin alanına giriyor ve unutulmamalı bence. Çoktan kapanan ve bir zamanlar çalıştığı Multikultiradio’nun arşivinden unutulan bu röporttajları toplama peşine düşmüş. Coşkuyla da işe koyulmuş. O arada, unutulan pek çok gazete haberini de aralara serpiştirmiş. Bu dosyadaki bir gazete haberine göre 1973 yılında ilk Türk çocuk doktoru Berlin’de muayenehane açmış. Bu da gazeteye haber olmuş: “Onların dilinden konuşan bir doktor”. Yakın tarihin belgelerinin ortaya çıkmasına seviniyorum. 3 Kasım, Çarşamba “Sabahattin Ali’nin Berlin’i” ni yazacağım Kültür gazetesine. 1929’da yazdığı “Mufassıl Cermenistan Seyâhatnâmesi”nde Berlin’e gelişinin öyküsünü anlatıyor ağdalı bir dille. Berlin’i şöyle betimliyor bu ilginç Seyahatnâmede: “geniş caddelerle büyük meydanları bir yere topla, Berlin şehri meydana gelir” dedikten sonra sözünü şöyle sürdürüyor: “mu’azzam binaları da tabii ilâve eylemelidir... Hele bir mağazası var ki nâmı Wertheim’dir, bir ucundan bakıldıkta öbür ucu görülmez, bir mahalleden kebîr bir nesnedir.” Söylentiye göre beş bin kişi çalışıyormuş bu mağazada. Bu mağaza hâlâ varlığını sürdürüyor Berlin’de. On beş gün Berlin’de kaldıktan sonra Potsdam’a gönderilir ve bir papağan gibi çabuk dil öğrenmesi istenir Sabahattin Ali’den. Balıkesir öğretmen okulunu bitirdikten sonra bir devlet sınavını kazanıp “Berlin Üniversitesi Edebiyat Bölümünde” eğitime başlamadan önce Potsdam’da pansiyonda kalır dil öğrenmek için. “Oranın görülmemiş çiçeklerle bezeli bir yer olduğunu burada yaşayan insanın muhakkak şair olacağını” söylermiş yakınlarına. Başı öne eğilmeyen bir yazar olur, Sabahattin Ali. Onun 1943’te yayımlanan Kürk Mantolu Madonna romanındaki Berlin betimlemelerinden yola çıkarak oluşturacağım yazımı. 4 Kasım, Perşembe Ne anlatıyor bu şiir? Bir şey anlatmalı mı bu şiir? Şiir bir şey anlatmak için mi yazılır? İşte yeni bir şiir: AKSAK Alıştırır senin o ipince gidişin, gelişin İncinen inciyi boyundur belirleyen İpek seğirme, göçün de kendi dili var Ölüp ölüp dirilen gölgenin ağzında Yolum uzun bir düş ama çok kısa bir ân Gecenin eli sıcak / soğuk, ahali şaşkın Sen gittin, gün bitmedi, düş duruyor bomboş Yazık bu kırık dökük dillere çerçevesiz resimlere Dur dedim gidilirse gelinir de Ölme sen, ölme ki gitmeyelim bir yere 5 Kasım, Cuma Okumamıştım, daha doğrusu okuyamamıştım Yade Kara’nın Selam Berlin’ini (2004). İki Almanya’nın birleşme öncesinde tam duvarın yıkıldığı günlerin Berlin’ini anlatıyor bu roman. Yazarın ilk romanı ve onun için de neyi var neyi yoksa boca etmiş. Benim için romanın önemi, belgesellik taşıması. Belgesel roman değil, Selam Berlin. İki kültür arasında sıkışıp kalmış insanların yakıcı dünyaları ve kimlik arayışları öne çıkmış. Çözüm önerileri yapmamış yazar, saptamalarla geliştirmiş öykülerini. Kahramanlarının karakterlerini yerli yerine oturmuş. Duvarın yıkılışıyla dağılan bir aile ve koas ortamının fotoğrafını iyi çekmiş yazar. Başka kitaplarının olup olmadığını merak ettim. “Berlin’de bir tarafı Doğu, bir tarafı Batı Berlin’e ait olan sokaklar vardı. Ben de öyle bir sokakta, sınırın hemen yan başında oturuyordum.” “Onu uzaktan gördüm. Bilinen ihtişamıyla orada duruyordu. Her zaman olduğu gibi. Berlin Duvarı. Benim grafiti duvarım. Sokağımızın ortasında.” Sokakları ve kenti boydan boya ikiye bölen ünlü Berlin Duvarı 1989’da yıkıldı. İşte o duvarın yıkılışı da pek çok ailenin parçalanmasına neden oldu. Pek çok Türk’un Doğu Berlin’de sevgilisi vardı. Duvar ortadan kalkınca Doğulu kadınlar Türklerden olma çocuklarının ellerinden tutup Batı’ye geçtiler ve pek çok Türk ailesini perişan ettiler. Romanın bu konuyu işlemiş olması da önemli. Çünkü büyük acılar ve trajediler yaşandı o dönemde. 6 Kasım, Cumartesi Brecht’in Günlükler’inin –1913-1941- birinci cildini okuyorum: Nasıl çalışkan bir çocuk küçük Brecht. Okuyor, şiir yazıyor, piyes düşünüyor ve oyunlara gidiyor, satranç oynuyor (satranca bayılıyor). Kalbinden rahatsız ve sık sık hastalanıyor. “Öğleden sonra hemen hemen hiçbir şey yapmadım. Ne yavan bir gün! Sadece yeni şiirler yazıp bitirdim! –Onun dışında her şey uykudaydı!”. 7 Kasım, Pazar İstanbul doğumlu Türkolog Bulgar komşumla eşi beni Yugoslav lokantasına öğlen yemeğine davet ettiler. Bu yaşlı insanların ve benim dünyamda unutulmaz bir Pazar oldu öğleden sonra. Türkolog hanımın yaşamı çok zengin, dopdolu. Mektuplarını, fotoğraflarını toparlayabilirse, anılarını da, biyografik bir kitaba girişeceğim onun için. İstanbul, Bulgaristan, Komünist Partisi, babası, Varna, akrabaları, Doğu Berlin, Türkoloji ve yazarlar, dostları, yaşadıkları... beni iyi bir kitaba doğru çekiyor. Bir hayat nedir ki zaten? Birkaç mektup, unutulmaz anılar, sarıp solmuş fotoğraflar, çocukluk anıları, çekilen acılar...
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |