![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
İzmir Kumrusu
![]() 2 Ağıstos - 8 Ağustos 2 Ağustos, Pazartesi Turgut’la kahvaltıya gidemedim. Onu uğurlayamadım. Tek başına gitti garaja. Üzüldüm. Çok üzüldüm. Site, sıcak. Pencereler açık ama esinti yok. Yaprak kımıldamıyor. Havuzda yüzen çocukların sesi hiç kesilmiyor. Çocuklarda sıcak kavramı yok sanıyorum. Onlar sıcaktan rahatsız olmuyor, o çocukların anneleri de çocuklarının başına güneş geçer endişesi taşımıyor. Sitenin kadınları sabah on ile on bir arası spor yapıyor havuzda. Kadınlar çıkar çıkmaz çocuklar dolduruyor havuzu. Rahime, Alinazik yaptı. Hiç de fena olmadı. 3 Ağustos, Salı Sıcaktan yakınmayacaktım, öyle demiştim. Sözümü tutamadım. Sitedeki derece 41’i gösterdiğinde bayılacağımı sandım. Berlin 23 derece ve yağmurlu diye geçerken gazetede, Bizimköy’de nemden boğulacak gibi oluyorum. Deniz de kesmiyor, yüzmenin pek faydası olmuyor. Bu günler de geçecek elbette, sonbaharın o tatlı serinliği ve kışın o buz gibi hali de gelecek ama gelecek yıllarda sıcaklar daha da artarsa ne olacak halimiz! İşte ben onu kara kara düşünmeye başladım. 4 Ağustos, Çarşamba Kitap okuyamadığımı söylemek ne kadar ayıp! Ama gerçek. Okuduklarımdan bir şey anlayamıyorum nemden ve sıcaktan; sersem gibiyim çünkü. Akşamları erkenden uykum geliyor. Günde birkaç kez duş yapıyorum ve iki litreden fazla su içiyorum oysa. İçkiden uzak durmaya çalışıyorum ama güzel sofralar kulunca içki de eksik olmuyor. Bir dubleyi sulandırarak içiyorum zamana yayarak. 5 Ağustos, Perşembe Gösteri ve Yasakmeyve’nin son sayısı geldi. Okunacak şiirler, yazılar var. Yücel Kayıran’ın Kritiğin Toprağında –Türk Şiirine Felsefeyle Bakmak- geldi. Yücel Kayıran, eleştiri-incelemeleriyle Türk şiirine farklı açılımlar getiriyor. Bu farklı bakışların eleştirilecek yanları da var elbette, ama onun bu kavrayıcı tavrına diyecek bir şey bulamıyorum. Şiirimiz için aranan eleştirmen bulundu bana göre. Şiir eleştirmeni yok diye yaygara koparanların da hiç sesi çıkmıyor son günlerde. Mehmet H. Doğan’dan sonra bu işi en iyi Yücel yapıyor artık. 6 Ağustos, Cuma Mehmet H. Doğan için hazırlanan anı kitabında pek çok şair eksik bana göre. Kendisi de iyi bir eleştirmen olan Doğan Hızlan, yayıncısı ve yakın dostu şair Enis Batur, şair dostu Güven Turan, yakın dostu Efdal Sevinçli... ilk aklıma gelenler. “şimdi” o güzel bahçede...” Mehmet Abi’nin yazdığı birkaç şiir de yer almış: Şiirlerinden birinin başlığı “Ölümden Önce Diriliş”. Şiirin ilk bölümü pek dokundu bana: “Yittik sanıyorduk yitmemişiz Bunca korkutmalara tek tek etrafımıza çekilen bunca duvarlara stadyumlara cılız sevgilere bunca şehzade masalına Yittik sanıyorduk yitmemişiz ne güzel”. Evet, onun, eleştirmen olarak eksikliği duyuluyor hâlâ. Voznesenski’den çevirdiği “Oza “ şiirindeki şu iki dizeyi kim unutabilir: “Suçlayamam bırakıp gittiğin için beni Şükür ki girdin yaşamıma”. 7 Ağustos, Cumartesi İzmir. Yeğenimin dayısının oğlunun düğünü için geldik. Otel. Otel odalarını sevmem. Edip Cansever severdi ki ne çok otel geçer şiirinde. İzmir Kumrusu da yedik düğün saatini beklerken, çok acıktığımızdan. Bir daha bana kimse o garip, ne olduğunu pek anlayamadığım tostu yediremez. Sucuk, salamın saçta kavrulması, ısıtılan ekmeğin içine döşeniyor, üstüne eriyen kaşar, aralara da bol mayonez koyuyorlar. Son anda mayoneze engel olabildim benim ve Rahime’nin tostu için. Yemesi zor. Bana göre değil bu tost azmanı. Düğün Crown Plaza’da yapıldı, havuz başında. Nezihti. Yiyecekler de öyle. Yavaş yavaş iki duble de rakı içtim. En son pasta geldi sofraya. Pisboğazlık etmeseydim geceyi rahat geçirecektim. Pasta midemi kavurdu. Gece kusmak zorunda kaldım. Otelin kliması gece sıcaktan boğulmamızı önledi. 8 Ağustos, Pazar Sabah kahvaltısında ne çok poğaça türü yiyecek vardı. Hiçbirine dokunmadım. Çay kötüydü, acımıştı. Ekmekler kızartılarak ikram edildi. Kahvaltıdan sonra yeğenimle Ayvalık’a hareket ettik. İki civarında beni Ayvalık’ta bıraktı Özlem. Bu geceki etkinlik için gelen Çiğdem Sezer (Ankara’dan), Betül Tarıman (Antalya’dan), Ahmet Uysal ve Bülent Güldal (Altınoluk’tan), Ahmet Günbaş (İzmir’den)... gelmişlerdi. Onlarla kaldıkları pansiyonda buluştum. Etkinlik saatine kadar sohbet etmek güzeldi. Gülten Akın, ne kadar küçülmüş! Haydar Ergülen onun için “Şiirana” diyor. Kendisiyle kısa bir söyleşi yaptım. İki şiir okudu bize. “Kestim Kara Saçlarımı” şiiri direniş türküsü gibi. bence. Şiir üstüne epeyce yazı da yazmış, gönlünden ve şiirinden umudu, direnişi hiç eksik etmemiş iyi bir şairle birlikte olmak nasıl bir duyguysa, onu yaşadım bu gece. Etkinliğe katılan şairler iki şiir okudu. Bu yaz sıcağında kimseyi bunaltmadan bitirdik okumaları. Gülten Ablayı hemen Ören’e yolladık. Bizi de Cunda’daki büyük bir lokantaya götürdüler. Hava sıcak ve nemliydi. Lokantanın deniz kenarındaki yeri çok bunaltıcıydı. Yediğim içtiğimden hiçbir şey anlamadım. Çok kalabalıktık lokantada. Kimseyle doğru dürüst birlikte de olamadım, konuşamadım.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |