![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Çocuk ve Allah..............
![]() 5 – 11 Nisan 5 Nisan, Pazartesi Son hızla Kadın Öykülerinde Avrupa’nın giriş yazısını yazmaya başlayacaktım, olmadı. Attilâ İlhan’ın şiirine eğildim. Cumartesi günü yapacağım konuşmanın metinini hazırlamaya giriştim son sürat. Onun serüvenci yanını bir kez daha teslim ettim. Şiirini dünyanın çeşitli ülkelerine, devrim mücadelelerine yollayan Attilâ İlhan, ritme, vurucu dizelere ağırlık vermeyi seviyor. Ayrıca sinemanın olanaklarını da sonuna kadar şiirlerinde kullanıyor, görsel imgeler ağırlıkta yer alıyor dizelerinde bu nedenle. 1946’da CHP’nin düzenlediği şiir yarışmasında ikincilik ödülünü alıyor “Cebbaroğlu Mehemmed” şiiriyle. Aynı yarışmada Cahit Sıtkı Tarancı “35 Yaş” şiiriyle birinci olurken, Çocuk ve Allah gibi dev bir kitabı yayımlayan Dağlarca üçüncü oluyor. Aynı Dağlarca ilk kitabı Havaya Çizilen Dünya (1935), Daha (1943), Çakırın Destanı (1945), Taş Devri (1945) gibi önemli kitaplarını da yayımlamıştı Çocuk ve Allah’tan (1940) başka. Attilâ İlhan’ı anlatması hiç de kolay değil: Onca romanından, tematik denemelerinden, senaryolarından, tek öykü kitabından da söz etmek gerekecek. 6 Nisan, Salı Dün çalışamadım ya Kadın Öykülerinde Avrupa’ya, bugün de yalnızca bu dosyaya çalıştım. Sel Yayınlarıyla telefonlaşma, yazışmanın yanında giriş yazımı hale yola koyduğumu sanıyorum. Şimdi dinleniyor. Bu arada arka kapak yazısını da çıkartacağım, artık yarın. Kitap, adım adım basıma doğru gidiyor. Kapak düzenlemesi bakalım nasıl olacak, çok merak ediyorum. Taze, yenilikler içeren gönlüme sinen bir kitap olacak Kadın Öykülerinde Avrupa. Dönem öykülerinin yanında günümüzün bakışı da iç içe geçiyor. Bitse de kurtulsam diyemeyeceğim bir çalışma bu. Zevkli ve besleyici üstelik. 7 Nisan, Çarşamba Roman Kahramanları’nın 2. sayısı geldi. Dergi dopdolu. Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başına’sının Kenan’ı, Latife Tekin’in Sevgisiz Arsız Ölüm’ünün Dirmit’i, Falubert’in Madam Bovary’sinin Emma’sı, Michael Ende’nin Momo’sunun Momo’su... bu sayının roman kahramanları. Romanlar, kahramanlar arasında gezinme, onlarla birlikte olma... Dergi günümü farklı kılmaya yetti. Bir çırpıda yarısını okuyuverdim. Benim de Ferit Edgü’nün Yaralı Zaman romanı üzerine yazdığım yazı yer aldı bu sayıda. Yeni sayı için Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sının kahramanı Raif Efendi’yi yazmak istiyorum. Büyük bölümü Berlin’de geçen romanın kahramanı ilginç biri bana göre. 8 Nisan, Perşembe Adil İzci’nin Çınlama kitabım üzerine benimle yapmak istediği söyleşinin sorularıyla boğuştum bütün gün. Sözü fazla uzatmadan Çınlama’nın kulak çınlamam nedeniyle gittiğim kür kliniklerinde doğduğundan başlayıp şiirlerde fazlaca yer alan benzetmelere kadar uzandım yanıtlarımda. Her gün iki şiir yazmış ve bir de günlük tutmuştum. İlk kez bir şiir kitabı günlüklerle birlikte yayımlanıyor. Günlükler şiirlerin arka avlusunu oluşturuyor. Şiirleri açıklama derdinde değil günlükler. Şiirlerin geçtiği mekânı, ortamı gösteriyor yalnızca. Şiirlerle mekânların ruhunun kopmaz bir bağı var çünkü. Zorlanmadığım bir söyleşi oldu bu. Kitap, biçimsel ve içeriksel bütünlüğe sahip. Onun için de farklı, dağınık şiirleri bir araya getirmiyor. 9 Nisan, Cuma Bütün gün Kadın Öyküleri’nde Avrupa’nın giriş ve arka kapak yazılarının taslağıyla uğraştım. İşin, benim açımdan en zor yanına geldi sıra. Öykülerin izinleri de geldi sayılır. Tomris Uyar ve Tezer Özlü’ için YKY izin gelecek ama Leylâ Erbil için kimden izin alınacak bilmiyorum. Leylâ Erbil’in telefonunu yollayacak bana yayınevi, kendisiyle telefonlaştıktan sonra zaman belli olacak durum. Kapak için aklıma hiçbir şey gelmiyor değil. Tren, uçak, sokaklar, insanlar, kilise binası gibi bir şeyler olabilir arka planda. Heyecan verici bir çalışma oldu bu. Bu tür tematik seçkileri seviyorum ben. Aklımda henüz bir başka çalışma yok diyecektim ama, var. Türk Edebiyatında Viyana. Biraz işi hızlandırmam gerekiyor yalnızca. Çok yavaştan aldığım için fazla bir yol alamadım. 10 Nisan, Cumartesi Başımı alıp gitme duygusu yine depreşti. Ah, bu berbat havalar, ah! Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’da “Berlin’de senenin ancak yüz gününde hava açık ve güneşli, iki yüz altmış beş gününde kapalıdır.” cümlesi aklımdan çıkmıyor bir türlü. İçim çok sıkıldı hep havadan konuşmaktan, sızlanmaktan. Kalbimin yarısı Ayvalık’ta ama bu da kurtarmıyor beni. Sabahattin Ali’nin bu romanını okuyorum yeniden. Unuttuğum ne çok ayrıntı varmış meğer. Berlin’in merkezi de anlatılıyor romanda. Roman ilk 1943’te yayımlanmış. Sabahattin Ali, 1928-1930 yıllarında Berlin’de, Potsdam’daydı. Bu kentte kaldığı günlerin Berlin’ini yazıyor. Yani 80 yıl öncesini. Çok şey değişti kentte elbette. Onun kentte olduğu günleri yaşıyorum sanki. 11 Nisan, Pazar Hint lokantasındaki öğle yemekli 75. yaş kutlaması pek parlak değildi. Lokanta soğuktu. Sonra ısındı ama Rahime’nin omuzu da tutulmuş oldu bu arada. Saat on birde gittik, o saatte buluşulacaktı çünkü ve kahvaltı diye yazıyordu davetiyede. Bir buçukta ilkin acılı bir çorba geldi, yarım saat sonra da yemekler. Şarap da yemekten sonra. Tatlı yerine isteyene dondurma ve kahve vardı. İlginç Türkologlarla tanıştım, ona seviniyorum. On bir dil bilen bir hanımla Nâzım Hikmet’i konuşmak ilginçti. Babası yakından tanıyormuş şairimizi. Başımı döndürdü bu çokdilli hanım. Babasının yirmi altı dil bildiğini söylemesi ise, benim için hiç de sürpriz olmadı. Bu kadar çok dil bilen biri, bu kadar çok insan mı yani şimdi? Öyle olmalı.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |