![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Ben bugün Ayvalık'ta mıydım, yoksa Berlin'de mi?
![]() 29 – 4 Nisan 29 Mart, Pazartesi İnsaf! Sabah saat 8.30’dan akşam saat 18.00’e kadar okulda kalmak ne demek! Gelecek yıl Realschule, Gesamtschule ve Hauptschule’ler kalkacak, yerine Sekunderschule gelecek. Üç ayrı okul birleşerek bir okul olacak. Onun doğum sancılarını yaşıyoruz şu sıralar. Gelecek yılın ders programı nasıl olacak? Sınıflarda kaç öğrenci olacak? Daha bin bir ince ayrıntı üstünde duruluyor. Gruplar oluşturuluyor ve bu sorulara yanıtlar aranıyor. Nasıl bunaldım okulda, kuş olup uçamadığıma ilk kez bu kadar hayıflandım. Ben bir tutsağım; okula sımsıkı bağlandım ekmek parası için, geleceğim için. İçim kapkara bugün, oysa ilkyaza girerken başka duygularla dolup taşmalıydım. 30 Mart, Salı Öğrencileri Schlachtensee’ye götürdük bir öğretmen arkadaşla. Gölün çevresi beş buçuk kilometre. Hava kapalı. Güneş yine kayıp. Ağaçlar güneş bekliyor yeşermek için. Çiçekler de öyle. Tempolu yürüyüşle bir saat yirmi dakikada dolandık gölün çevresini. Öğrencilerin canı çıktı. Yoruldular. Sonra da onları eve yolladık. Ben de o hızla eve geldim. Böylece Paskalya tatili başladı benim için. Adil İzci’nin Evler Sokaklar Kitabı’ndan okudum. “Bahar , göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitti.” Diye yazıyor. Oysa bahar buraya daha yeni gelecek, gelebilirse. Biraz kestirdim divanda. Sonra Mehmet H. Doğan’la ilgili yazım için bilgisayarın başına geçtim. 31 Mart, Çarşamba Mehmet H. Doğan’la ilgili yazımı üstüne çalıştım bütün gün. Sonunda da bitirdim yazıyı. Onun yazdığı kitaplardan yola çıkarak hem bir söyleşi, hem de bir mektup gibi oldu yazım. Şimdi biraz dinlenmesi gerekiyor yeniden ele alabilmem için. Birikime Dayanmak (1979) kitabının sonunda yer alan “Balıkçı Günlüğü” dikkatimi çekiyor. Balıkçı ile gerçekleştirdiği “Son Mavi Yolculuk” (1973) da bir günlük gibi. “Balıkçı Günlüğü” 17 Ekim 1973’te başlıyor 30 Eylül 1975’te bitiyor. Balıkçı’nın ölümünden sonra yazılanları, okuduklarını değerlendiriyor bu kısa günlüklerde Mehmet H. Doğan. Günlüğün kendisinin değil Balıkçı’nın olduğunu söylüyor. “Onu tanımış, onunla dost olmuş, sevincini-üzüntüsünü paylaşmış olmanın mutluluğunu ve onsuz bir İzmir’in acısını birileriyle paylaşmak” onunkisi. 1 Nisan, Perşembe Tatilde olmanın keyfine diyecek yok. Hava berbatmış, güneş yine çekip gitmiş, umurumda değil artık. Koca kışta hastalanmadık da bahara girerken grip olduk ailecek. Buna da diyecek bir şey yok! Okul yok ya, zil sesi, çocuk sesi... yok ya, bundan güzel bayram olur mu! Beni kınayanlar çıkabilir. Otuz yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, bir de kulak çınlaması belasıyla boğuşunca böyle konuşmaya hakkım var diye düşünüyorum. Meslek hastalığı gibi bir şey ama değil bu kulak çınlaması. Mesleğimin bir armağanı oldu bu bana doğrusu. Neyse. Tatil ya, keşke geç kalkabilsem. Yine saat altıda gözlerim açılıveriyor, sonra bir daha uyuyamıyorum. Kuşların sesini dinleyerek bir süre daha yatsam da, sonra kalkıp çalışma odama geçip gazeteleri okuyorum internetten. Ev sessiz. Komşunun kahve kokusu genzime doluyor. Gün başlıyor. Kendime sabah kahvesi yapıyorum. 2 Nisan, Cuma Her yer kapalı. Güneşsizliğe takılmak istemiyorum ama, olmuyor. Yıllıkları okuyorum. Şiir yığılması. Dost kayırması. Çekememezlik. Görmezden gelme. Bir dergiden hiç şiir almama gibi ceza verme! Yayımlanmış şiir kitabını listeye koymama ilkelliği. Gençlere ağırlık vereceğim diye kötü bir yığın şiiri doldurma. Şiir ölüsü yıllıklar! Yıllığa alındım alınmadım tartışmasının seviyesizliği. Şiir yok ama ortada bu kadar şiir nereden geliyor? Yıllığı şişir şişirebildiğin gibi. Okuduğum şiirler ne kadar yavan. Canım sıkılıyor ve bir kenara koyuyorum yıllıkları. Dört yıllığı gördüm, iki tane daha var göreceğim. Tam bir yıllık enflasyonu yani! Oysa Almanya’da 1979’dan beri her yıl Mart başında yayımlanan bir yıllık var. Bu yıllık, bu yıl otuzuncu yılını kutluyor. 130 şairden 160 şiir alınmış bu yıllığa. Bu şiirler de yedi bin şiirden seçilmiş. Bir de bize bakalım: Ortalık toz duman! 3 Nisan, Cumartesi. Bugün bir ahbabımızla birlikte ilkin gerçek bir İtalyan lokantasına gittik. O lokantayı otuz yıldır tanıyor dostumuz. Hiç el değiştirmemiş, bu bile bir mucize! İtalyan lokantalarının çoğunu yabancılar işletiyor çoktandır. Türkler de İtalyan lokantalarına el attılar. İşte burada Türkiye usulü bir çipura yedim ki, enfesti! Şarap da büyüleyiciydi. Hele badem likörlü (Ameretto) dondurmaya bayıldım. Oysa ben dondurma sevmezdim, yemezdim hiç. Bazen kendim de şaşıyorum yemek konusundaki katı kurallarımı bozuşuma. Ardından Tegel gölünün etrafında uzun bir yürüyüş gerçekleştiriyoruz. Piknik yapan bir Türk ailenin dışında her şey bildik düzeni içindeydi. Göldeki ördeklere, kuğulara ekmek atan çocuklar, uzakta süzülüp duran yelkenliler, tur tekneleri... Ormanlık daha bahar giysilerine bürünmediğinden yarı kış havası manzaranın güzelliğini gözler önüne seremiyordu ama olsun, tertemiz bir havada yürüyerek yediklerimizi sindirdik. Eve geldiğimizde Rahime bir yere, ben bir yere serilip kaldık. Şimdilik unutulmazlar arasına girdi bu gün de gününün birinde hiçbir şey anımsamayacak olsak da. 4 Nisan, Pazar Bahçedeki filizlenen atkestanelerinden iki kova toplayıp çöpe attım. Rahime elindeki tırmıkla kuru yaprakları bir yere yığdı. Ben de onları bahçenin dışındaki kuru yaprakların toplandığı yere taşıdım. Bahçemiz tertemiz oldu ama biz de iyice yorulduk. Hamlamışız ne de olsa. Kışın hareketsiz kaldığımızın bir göstergesi bu elbette. Bir şeyler dikeceğimiz yeri de bir başka gün çapalayacağız. Toprak kokusu genzimize doldu. Lalelerimiz açmak üzere. Güneş birkaç gün çekip gitmese her yer yemyeşil olacak ya, bizi dinleyen kim! Hava serin olmasaydı çayımızı bahçede içecektik. Aklım Ayvalık’taki mor, pembe, kırmızı güllerdeydi bir yandan da. Nar ağacımızın çiçeklenmeye başladığını söylemişti geçenlerde site görevlisi. Ben Ayvalık’a gidene kadar nar çiçekleri meyveye duracak. Asmanın üzümleri sarkmaya başlayacak. İğde ağacı kokusunu salıverecek. Ben bugün Ayvalık’ta mıydım, yoksa Berlin’de mi? Bazen böyle nerede olduğumu şaşırıyorum da.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |