![]() |
|
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Düşün Düşün (8)
![]() Alıştığımız, benimsediğimiz, ya da kültürümüzden, inancımızdan kaynaklanan davranış biçimleri artık otomatikleşmiştir, bunların bir seçim sonucu olduğunu bile düşünmeyiz. Her bir davranışımız üzerinde kafa yormaya kalksak, otomatik olarak yaptığımız her seçimi irdelesek yaşam çok güçleşir, o yüzden “seçim”leri önemli bulduğumuz şeylere saklarız. Bunda utanılacak birşey yoktur. Ama yaşamı kolaylaştıran bu davranışımızı ne yazık ki düşüncelerimize de uygularız. Belli konularda belli düşünce alışkanlıklarımız vardır ve durum ne olursa olsun, dünyaya bu alışkanlıkların gözlüğüyle bakarız ve böylece “işin kolayına kaçarız”. “Türk milleti çalışkandır”, “Araplar pistir”, “kadınlar daha kötü araba sürer”, “kötüler cezasını bulur”, “Amerikalılar aptaldır”, “Müslümanlar dürüsttür” ya da “Müslümanlar teröristtir” diye düşünmeye alışmışsak, bunlar kalıplaşmışsa, karşımıza bunu yadsıyan ne çıkarsa çıksın, bu düşünce alışkanlığımızı değiştirmez, düşüncemizin doğru olduğunu kanıtlamak için bin dereden su getiririz. O zaman da düşüncelerimizle gerçek dünya arasında giderek daha büyük bir uçurum açılır. Bunun en uç noktası, düşüncelerin gerçek dünyadan tümüyle kopması ve şizofreni diye bildiğimiz akıl hastalığıdır. Düşüncelerimizi manipüle etmek, istediği yöne çevirmek ve bu düşünceler sonucu bizim belli şeyleri yapmamızı, ya da yapmamamızı isteyen kişiler bu düşünce kalıplarını kullanmakta ustadırlar. ABD’de televizyonlarda, ya da koca koca kiliselerde vaazlar verip, kanserden tutun akıl hastalığına kadar herşeyi iyileştirmek iddiasıyla halkın milyonlarca dolar parasını yiyen üçkağıtçıları örnek alalım. Adam (bunlar her nedense çoğunlukla erkektir) kalkar insan zihninin çok şeye kâdir olduğunu söyler. Bu çoğu kişinin kabul ettiği bir doğrudur. Ardından İsa’ya olan inanç sayesinde insanların birçok şeyin üstesinden gelebileceğini ileri sürer. İnanmış bir Hıristiyan için bu da doğrudur. Vaiz burada dinleyicisinin kafasında olduğunu bildiği iki düşünce kalıbını ustalıkla kullanmaktadır. Sonra (gerçek veya uydurma) bir kişinin nasıl zihin gücüyle ve İsa’ya olan inancı sayesinde kötürümken koltuk değneklerini atarak yürümeye başladığını anlatır. İlk iki söylenen, zaten dinleyicinin kafasındaki kalıpları doğrulamaktadır ve onlara inananlar zaten buna da inanmaya hazırdırlar ve hemen ardından gelecek olan üçkağıdı da yutmaya teşnedirler. Vaiz “Tanrı veya İsa bana bu olağanüstü gücü vermiş, ben de bu gücü insanların yararına kullanıp hastaları iyileştiriyorum. Bunu yapmaya devam etmek için de sizin dini bütün Hıristiyanların yapacakları bağışlara ihtiyacım var. Hadi pamuk eller cebe!” der. Bunu daha da inandırıcı hale getirmek için önceden tutulmuş olan bir kişiyi “hallejujah” nidaları eşliğinde körken gördürür, tekerlekli iskemledeyken kaldırır ve... milyonlarca doları cebellezine eder. Daha soğukkanlılıkla olanlara bakabilmeniz için bir başka ülkeden ve bir başka dinden örnek seçtim. Bu Amerikalı vaizin yerine göbeğe Arapça yazı yazan hocayı, sizi soyup soğana çeviren politikacıyı, sizi savaşa veya ölüme gönderen önderi koyun, hepsinin kullandıkları teknik aynıdır. Bilimsel düşünce ancak her yerde, her zaman ve herkes için geçerli olanı doğru sayar. Kendi yaşamımızdan, yaşam deneyimlerimizden, daha da kötüsü ta doğduğumuz günden beri zihnimize sokulan toplumsal şartlanmalarımızdan kaynaklanan herşey bilimsel olarak doğru olmayabilir. Karşımızdakinin düşünce ve davranışlarının da hangi yaşam deneyimlerinin, hangi toplumsal şartlanmaların sonucu olduğunu göz önüne almazsak çatışmalara, düşmanlıklara çanak tutarız. Kendi ulusumuzun, kendi etnik grubumuzun, kendi ülkemizin her zaman haklı, karşı tarafın her zaman haksız olduğunu düşünmezsek savaşamayız, karşımızdakini öldüremez, kendimizi ölüme atamayız. Yakın tarihten bir örnek alalım. 1959 yılında Fidel Castro önderliğinde bir devrim ABD’nin kuklası olan Batista’yı devirdi. Bunu hazmedemeyen ABD, ertesi yıl Küba’ya ambargo uyguladı. Ekonomik sıkıntı içine düşen Küba o zamanki SSCB’den destek aldı. Burnunun dibindeki Sovyet nüfuzundan korkan ABD 1961’de Küba’dan kaçanları eğitip yeni rejim devirmek için Domuzlar Körfezi’ne bir çıkartma yaptı. Çıkartma başarısızlıkla sonuçlandı. Ama ABD’nin Castro’yu devirmek için herşeyi deneyeceği ortaya çıkınca Küba, kendini savunmak için Sovyetlerden füzeler aldı. Küba’da füze tesislerinin kurulmasını büyük bir tehdit olarak gören ABD’nin o günkü başkanı Kennedy, savaş gemileriyle Sovyet gemilerinin önünü kesti. ABD ve Sovyet gemileri arasında bir çatışma olsa bu büyüyerek bir dünya savaşına dönüşebilecekti. Sovyet lideri Kruşçev “ABD Küba’yı istila etmeme garantisi versin, biz de füzeleri çekelim” diyerek krize bir çözüm getirmeseydi demokrasi kahramanı(!) Kennedy dünyayı felâkete sürüklemek üzereydi. Kruşçev’in bir başka koşulu da Türkiye’de Sovyet sınırına yakın üslenmiş füzelerin kaldırılmasıydı. ABD bunu da kabul etti (Türkiye’nin bundan ancak yıllar sonra haberi oldu) ama Sovyetlerin bunu açıklamamasını şart koştu yoksa ABD “rezil olacak”tı. Bu, uluslararası çatışmaların nasıl ve ne tür nedenlerle tırmandığının bir örneği. Hepimiz inançlarımız, düşüncelerimiz doğrultusunda şeyler okuyunca rahatlarız. Bize aykırı gelen şeyler bizi sarsar ve sarsılmaktan hoşlanmayız. Oysa bireysel düzeyde kanlı bıçaklı olmayacaksak, uluslararası düzeyde savaş çıkarmayacaksak bize aykırı gelen şeyleri de okuyup incelemeli, “düzgün düşünce”nin süzgecinden geçirmeliyiz. Hayvanlarla aramızdaki en önemli fark beynimizin kapasitesidir. Bu kapasite bize esneklik ve değişen koşullara uyum sağlar. Kalıplarla şartlanmış beyinler insanlara değil, hayvanlara yakışır.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
![]() ![]()
| Tüm Yazarlar |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |